16 Ekim 2016 Pazar

İhbar süresi içinde rapor alınması

İhbar süresi içinde rapor alınması

4857 sayılı İş Kanunu İhbar sürelerini madde 17 de düzenlemiştir. İlgili maddede:

“Belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir.

İş sözleşmeleri;

a) İşi altı aydan az sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak iki hafta sonra,

b) İşi altı aydan bir buçuk yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak dört hafta sonra,

c) İşi bir buçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak altı hafta sonra,

d) İşi üç yıldan fazla sürmüş işçi için, bildirim yapılmasından başlayarak sekiz hafta sonra, feshedilmiş sayılır.” denilmektedir.

İhbar öneline ilişkin detaylara "İhbar Tazminatı" adlı makalemizde değinildiğinden bu makalemizde ihbar süresi içinde rapor alan personelin sürece olan etkileri üzerinde durulacaktır.

İhbar süresi içinde rapor alan personelin durumu hakkında İş kanunu tam bir bilgi vermese de konuyla ilgili Yargıtay'ın vermiş olduğu birkaç karar bulunmaktadır. Yargıtay ihbar süresi içinde rapor alan personelin ihbar süresinin, rapor süresi kadar uzatılması gerektiğine karar vermiştir. Ayrıca süre uzaması dolayısıyla, personel yeni haklar elde ediyorsa bunlarında verilmesini hükme bağlamıştır. Örneğin kişinin aldığı rapor dolayısıyla ihbar süresinin uzadığı zaman diliminde toplu iş sözleşmesi gereği işçilere zam yapılsa bu kişinin de haklardan yararlanması gerekmektedir. Kişi tam bir yıllık süreyi doldurmadan ihbar öneli içinde makul süreyi aşmayacak kadar rapor alsa ve rapor süresi kadar ihbar süresi uzatıldıktan sonra 1 yıllık süreyi doldursa kişi kıdem tazminatına hak kazanacaktır.

İhbar süresi içinde yıllık ücretli izin kullanılamayacağı da iş kanununun 59. maddesinde belirtilmiştir. Bu durumda yıllık ücretli izin ya ihbar süresinden önce kullandırılmalı yada parası ödenmelidir.

İhbar süresi içinde rapor alınması halinde ihbar süresinin rapor süresi kadar uzayacağına yönelik Yargıtay kararları aşağıdadır.

1) "...Davalı işçinin 1475 sayılı İş Kanununa göre çalışma süresini dikkate alarak 8 haftalık önel vermek suretiyle hizmet akdini feshedeceğini davacı bankaya bildirmiştir. Ancak önel içinde toplam 35 gün istirahat raporu almıştır. Öncelikle belirtmek gerekir ki rapor hizmet akdinin eki niteliğindeki sağlık yönetmeliğine uygun değildir. Gerçekten yönetmelik hükümlerine göre dışardan alınan hekim raporunun işyeri hekimi tarafından onaylanması gerekmektedir ki, bu işlem yerine getirilmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki önel vermek suretiyle fesih bildiriminde taraflardan hangisi bulunursa bulunsun şayet isçi istirahat raporu almış ise raporlu süreyle ihbar öneli iç içe giremez. Bu nedenle rapor süresi kadar ihbar önelinin uzatılmış olduğu kabul edilmelidir."(Yarg. 9. HD, 4.3.1999 E. 1999/2826, K. 1999/4097)

2) "...Davacı, 04.12.1990-17.03.1991 tarihleri arasında raporludur, is akdi 31.12.1990 tarihinde ihbar ve kıdem tazminatı ödenmek suretiyle feshedilmiştir. Fesih tarihinde davacı raporlu olduğundan is akdi askıda olup bu askı süresi içinde 01.01.1991 tarihinde yürürlüğe giren TİS'nin 2. yıl zammından yararlanması gerekir. Buna rağmen mahkemenin aksine düşünce ile davanın reddine karar vermesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir." (Yarg. 9. HD, 27.05.1993 E. 1992/14793, K. 1993/9275)

3) ".....Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı idare davalı işçiye 1475 sayılı iş Kanununun 13. Maddesine uygun biçimde önel vermek suretiyle hizmet sözleşmesini fesh etmiştir. Önel 16.10.1994 – 24.12.1994 tarihleri için geçerlidir. Ancak önelin bitim tarihinden önce 21.12.1994 tarihinde davacı işçi geçirdiği trafik kazası sonucu 12 gün istirahat raporu almıştır. Raporlu süre içinde önel işlemez. Bu bakımdan raporlu sürenin önelin bitim tarihi ilave edilerek önel bitim tarihinin yeniden belirlenmesi iş hukukunun temel ilkelerindendir. Bu olgu dikkate alınarak 01.01.195 tarihinde yürürlüğe giren kıdem tazminatı tavanına göre bir değerlendirme yapılarak fark kıdem tazminatı isteğinin gerçekleşen miktara göre hüküm altına alınması gerekir." (Yarg. 9. HD, 28.04.1997 E. 1997/1439, K. 1997/7666)

 

Hiç yorum yok: