7 Ocak 2012 Cumartesi

İş güvencesiyle ilgili son anayasa mahkemesi kararı

İş güvencesiyle ilgili son anayasa mahkemesi kararı

I- GİRİŞ

4857 sayılı İş Kanunu(1)’nun 18, 19, 20 ve 21. maddeleri bilinen adıyla iş güvencesine dair amir hükümlerdir. Söz konusu 20. maddenin 3. fıkrasında yer alan “kesin olarak” hükmünün Anayasa’nın 2, 10 ve 36. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle konu Anayasa Mahkemesi’ne gelmiştir.

Konu ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi Kararı(2)’nı vermiş ve söz konusu Karar Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu yazımızda bu Karar’dan bahsedilecektir.

II- YASAL DURUM

4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesinde feshin geçerli sebebe dayandırılması düzenlenmiştir. Söz konusu madde ile otuz veya daha fazla işçi çalıştırılan işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işverenin, işçinin yeterliliğinden, davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorunda olduğu belirtilmiştir.

Aynı Kanun’un 19. maddesinde sözleşmenin feshinde usul düzenlenmiştir.

Aynı Kanun’un 20. maddesinde fesih bildirimine itiraz ve usulü düzenlenmiştir. Söz konusu madde de, “İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. (…) taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.

Feshin geçerli sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği taktirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.” hususu öngörülmektedir.

Aynı Kanun’un 21. maddesinde geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları düzenlenmiştir.

III- ANAYASA MAHKEMESİ KARARI(3)

Anayasa Mahkemesi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “… kesin olarak” ibaresinin Anayasa’nın 2, 10 ve 36. maddelerine aykırılığı savıyla açılan davayı esastan incelemiştir.

Söz konusu Karar’da;

“… Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Başvuru kararında, iş sözleşmesinde feshin geçersizliğine ilişkin davalarda, Yargıtay Dairesi tarafından verilen bozma kararlarına karşı direnme yolunun kapalı tutulması nedeniyle, tarafların davasını daha doğru ve güvenli karar çıkma ihtimali olan Hukuk Genel Kurulu’na götürmeyi engelleyen ve Daire’nin bazı kararlarına karşı direnme yolunu açık tutup bazı kararlarına karşı direnme yolunu kapalı tutan itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 2, 10 ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devletinde yasa koyucu, Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir.

Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen “yasa önünde eşitlik ilkesi”, hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı hukuksal durumda bulunan kişilerin aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve yasalarla kişiler arasında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır.

Anayasa’nın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” denilerek yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması adil bir yargılanmanın ön koşulunu oluşturur.

Yasa koyucu, 4857 sayılı Yasa’nın iptali istenen kuralı da içeren 20. maddesinde, iş sözleşmesinde feshin geçersizliğine ilişkin davalarda süreler ve yargılama usulleriyle ilgili olarak genel hükümlerden ayrılarak bu tür davaların daha hızlı ve kolay bir surette sonuçlanmasını temin etmek amacıyla özel düzenlemeler yapmıştır.

İtiraz konusu kural ile feshin geçersizliğine ilişkin davalarda temyiz incelemesi yapan Yargıtay Dairesi tarafından verilen kararların kesin olduğu öngörülmektedir.

İptali istenen kuralın gerekçesinde, feshin geçersizliğine ilişkin davaların seri muhakeme usulüne göre kısa sürede sonuçlanmasının amaçlandığı, ancak bir içtihat birliği sağlanabilmesi için de Yargıtay’ın denetimine yer verildiği belirtilmiştir.

Anayasa’da, “mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin” yasa ile düzenlenmesi öngörülmüştür. Buna göre, usul yasalarının Anayasa’ya uygun olmak koşulu ile düzenlenmesi yasa koyucunun takdirine bırakılmıştır. Yargı denetiminde sonsuzluk söz konusu olamayacağından yasa koyucu kanun yollarını davaların özelliklerine göre düzenlemekte ve kimi kararların kesin olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, Anayasa’da tüm mahkeme kararlarının temyiz edileceğine ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. Buna rağmen yasa koyucu itiraz konusu kuralla, iş sözleşmesinin feshine ilişkin davalarda mahkeme kararlarına karşı temyiz yolunu kapatmamakta, temyiz sonucunda verilen kararın kesinleşmiş olduğunu belirtmektedir. Yasa koyucu bu tür davaların görülmesinde ve sonuçlandırılmasında daha hızlı bir usul öngörmek suretiyle genel hükümlerden ayrılmakta kamu yararı görmüştür. Bu nedenle, adil yargılanma hakkını zedeleyen, adalet duygusunu rencide eden ve demokratik toplum düzeninin gerekleri ile çelişen bir yönü bulunmayan itiraz konusu kuralda, hukuk devleti ilkesine ve hak arama özgürlüğüne aykırılık bulunmamaktadır.

Öte yandan, Yargıtay Dairesi’nin, iş sözleşmesinin feshinin geçersizliğine ilişkin davalarda verdiği kararlar ile diğer kararları aynı nitelikte değerlendirilip bunlar arasında bir eşitlik karşılaştırılması yapılamaz.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural Anayasa’nın 2, 10 ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. …” hususları belirtilmiştir.

IV- SONUÇ

Anayasa Mahkemesi’nin Kararı ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “kesin olarak” hükmünün, yasa koyucunun 4857 sayılı Yasa’nın iptali istenen kuralı da içeren 20. maddesinde, iş sözleşmesinde feshin geçersizliğine ilişkin davalarda süreler ve yargılama usulleriyle ilgili olarak genel hükümlerden ayrılarak bu tür davaların daha hızlı ve kolay bir surette sonuçlanmasını temin etmek amacıyla özel düzenlemeler yaptığı gerekçesiyle, Anayasa’nın 2, 10 ve 36. maddelerine aykırı olmadığına karar vermiştir.

(*) İş Müfettişi

(1) 10.06.2003 tarih ve 25134 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

(2) Anayasa Mahkemesi’nin, 07.07.2011 tarih ve E. 2010/99, K. 2011/117 sayılı Kararı (21.10.2011 tarih ve 28091 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.).

(3) Anayasa Mahkemesi’nin, 07.07.2011 tarih ve E. 2010/99, K. 2011/117 sayılı Kararı.

Yazar:Selahattin BAYRAM*

Yaklaşım / Aralık 2011 / Sayı: 228

 

Hiç yorum yok: