12 Temmuz 2011 Salı

SGK'nın "meslek kodu" gerçeği

 

Geçtiğimiz aylarda medyanın yoğun gündeminde, SGK ile ilgili hayli ilginç bir haber yer aldı. Haberde SGK'nın "meslek kodu" uygulamasına geçeceği belirtiliyordu. Haberin veriliş tarzı ve içeriği, haberi verenlerin durduğu yere göre değişmekle birlikte, genel olarak küçük ve orta ölçekli işyeri sahiplerini korkutacak tarzdaydı. Örneğin "SGK patronları üzecek" tarzı başlıklar gördük. Buna karşın bu uygulama sayesinde SGK'nın, işyerinde çalışanların maaş düzenlemelerini kayıt ve kontrol altına alacağı, prim kaçağını ortadan kaldıracağı tarzında yaklaşanlar da oldu. Malum bizim toplumumuzda her zaman, sorunları kısa sürede çözecek sihirli formüller ya da olağan üstü güçleri olan kişilere dair bir beklenti mevcuttur. İşte SGK "meslek kodu" uygulaması da adeta prim kaçağını ortadan kaldıracak sihirli bir değnek gibi sunulmaya çalışıldı.

KAYIT DIŞI İSTİHDAM
Oysa ki, kayıt dışı istihdam, son derece karmaşık ve derin yapıya sahip ekonomik bir sorun. Keza SGK'nın aktüaryal denge bozukluğu da onlarca yıllık ihmal ve kolaycılığının bir sonucu. SGK'nın, "meslek kodu" uygulaması gibi basit bir uygulama değişikliği ile çalışma hayatının kayıt ve kontrol altına alması mümkün değil. Söz konusu haberin verilişinde dikkatimizi çeken bir başka yön ise örneklendirme öznesiydi. Konu ile ilgili bütün haberlerin içeriğinde, aşçının ücretinin bulaşıkçıdan daha düşük olamayacağı, her ikisinin ücretinin de asgari ücret olarak bildirilmesi halinde, sistemin bunu kabul etmeyeceğinden söz ediliyordu. Kısacası, örneklendirme hep aşçı-bulaşıkçı ikilisinden yapıldı. Oysa aşçı ile bulaşıkçı arasındaki bağlantı, örneğin aşçı-garson, usta-kalfa veya şoför ile muavin arasında da kurulabilirdi. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Fakat asıl önemlisi, bu haberden çok değil bir ay kadar önce de SGK'nın asgari ücretli CEO'ların ve genel müdürlerin peşine düştüğüne dair bazı haberler gözüme takılmıştı.
Bu yüzden "SGK asgari ücretten bildirimi kabul etmeyecek mi" diye soran küçük esnaf dostlarıma, ben de şakayla karışık, "SGK önce CEO'lardan ve genel müdürlerden bir başlasın, size gelinceye kadar yıllar geçer" diye takılmadan edemedim.

İŞİN İKİ BOYUTU VAR
Şaka bir yana, SGK'ya bildirimi yapılan 4/a sigortalılarının yüzde 41 gibi çok büyük bir oranının kayıtlardaki ücreti, asgari ücret seviyesinden. Toplam 10 milyon 500 bin sigortalının 4.5 milyonu asgari ücretten bildiriliyor. Aynı şekilde toplam sigortalıların yüzde 85'inin de gerçek ücretlerinin altından bir kazanç ile bildirildikleri bir gerçek. Kayıt dışı istihdamın başlıca iki boyutu var. İlki, hiç sigortalı bildirilmeyenler. Sorunun bu boyutuyla mücadele etmek nispeten daha kolay. Denetimle ya da son dönemlerde yaygın olarak uygulandığı üzere teşvik sistemiyle, kayıt dışı çalışanları kayıt altına almanız bir ölçüde mümkün olabiliyor. Fakat kayıt dışı istihdamın ikinci boyutu olan kazançların eksik bildirimi ile mücadele etmek çok daha zor. Bunun için kişileri, hatta aileleri düzeyinde olmak üzere harcamaları üzerinden kontrol edebileceğiniz bir sisteme geçmeniz gerekiyor. Ayrıca devletin kurumları arasında koordinasyon eksikliğinin de asgari düzeye inmesi şart.

İSTİHDAMA TEŞVİK
Eksik işçilik bildirimi, özellikle denetim boyutunda bu güne dek biraz da göz ardı edilmiş bir konu. İşverenin asgari ücretten de olsa çalışanlarını sigortalı yapmış olması hep yeterli görüldü. Örneğin geçtiğimiz günlerde bizzat şahit olduğum bir konuyu size aktarayım. Afyon ve Uşak gibi bölge illerimiz de devletin kalkınma teşvikleri kapsamında. İşverenlerin sağladıkları her ilave istihdamda, asgari ücrete kadar primlerini devlet karşılıyor. İşyerindeki bütün çalışanlarını asgari ücretten sigortalı olarak bildiren bir süt ürünleri imalatçısı işverenimiz, bize ulaşarak buna rağmen işyerinde denetim yapılmasını eleştirdi. İşverenimizin düşüncesine göre tam tersine SGK'nın kendisine ödül vermesi gerekiyordu.
Kısacası bu işverenimize göre çoğunun primleri zaten Hazine tarafından karşılanan sigortalıların eksiksiz bildirilmiş olması bile başlı başına büyük bir olaydı.

İŞ HUKUKU
Oysa bilmekteyiz ki, süt ürünleri imalathanelerinde örneğin peynir ustaları kıymetli elemanlardır. İyi bir peynir ustasını arayıp bulmak da var olan ustayı elde tutmak da işletme için maharet ve fedakarlık gerektirir. Çünkü bu türden elemanların ücretleri de asgari ücretin en az iki üç katından aşağı olamaz. Biz de kendisine bunu hatırlatıp, biraz da şaka yollu, bu teşvik imkanlarına rağmen bir de sigortasız işçi çalıştırması halinde, bırakın yasaların öngördüğü cezaları kendisine üzerine bir de dayak atmak gerekeceğini belirttik. İşverenimiz bize "orası da doğru" diye başlayan bir cümle ile hak verdi.
Konunun dikkate değer bir başka yönü ise iş hukuku ile ilgili. Bizim iş hukuku sistemimizde sözleşme serbestisi sistemi geçerli. İşçi ile işveren, hizmet sözleşmesi gereği aralarında kararlaştıracakları ücreti belirleme konusunda serbest bırakılmışlardır. Bu konudaki tek sınırlama devlet tarafından belirlenen asgari ücret. Hizmet sözleşmesinde kararlaştırılan ücret, işçinin yaşına göre devlet tarafından belirlenip ilan edilen asgari ücretten daha düşük olamaz. Kısacası piyasa koşullarında belki mümkün olmamakla birlikte teorik olarak işverenin bulaşıkçıya aşçısından daha yüksek ücret ödemesinde şu an için yasal bir sakınca bulunmuyor.

Kaynak: Yeni Asır /  Celal Kaplan 12.07.2011

Hiç yorum yok: