16 Mayıs 2011 Pazartesi

ÜCRETİN KORUNMASI VE ZAMANINDA ÖDENMEMESİ HALİNDE

Ücretin korunması ve zamanında ödenmemesi halinde uygulanacak faiz oranı

 

I. Giriş

 

Ücret, özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde işçilerin tek geçim kaynağı olup, miktar olarak yetersizdir. Bu nedenle yasa koyucu ücreti güvence altına alan düzenlemeler yapmıştır. Söz konusu düzenlemeler sosyal devlet olmanın gereklerinden birisi olarak da karşımıza çıkmaktadır. Anayasanın 49 ve 55. maddeleri ile devlete, çalışanların hayat standartlarını ve ücretlerini iyileştirme ve güvence altına alma hususunda görevler yüklenmiştir.

 

4857 sayılı İş Yasası'nın 32. maddesine göre, genel anlamda ücret bir kimseye iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutardır. Ücret kural olarak Türk parası ile işyerinde veya özel olarak açılan bir banka hesabına ödenir. Ücret yabancı para ile kararlaştırılmış ise ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenir. Senetle veya diğer herhangi bir şekilde ücret ödemesi yapılamaz. Ücret en geç ayda bir ödenir. İş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmeleri ile ödeme süresi bir haftaya kadar indirilebilir. Meyhane ve benzeri eğlence yerleri ile perakende mal satan dükkân ve mağazalarda, buralarda çalışanlar hariç ücret ödemesi yapılamaz.

 

İşçiye ödenecek ücret miktarı, taraflarca iş sözleşmesinde kararlaştırılır. Bu yapılmadığı zaman ücret geleneğe göre belirlenir (Borçlar Yasası 323/1. Md.). Ücretin belirlenmesinde toplu iş sözleşmesi hükümlerinin de ihmal edilmemesi gerekir. Ücret miktarı, taraflar arasında belirlenirken bir taraftan Borçlar Yasasının 19-21. maddesinde sözleşme serbestine ilişkin hükümler, diğer taraftan da İş Yasasının 39. maddesinde düzenlenmiş olan asgari ücret hükümleri dikkate alınmalıdır. Ücretin belirlenmesinde, bir üst sınır söz konusu değildir. Ancak Yasa, koruyucu yapısı içinde ücretin belirlenmesinde alt sınır getirmiştir. İşçiye çalışması karşılığında ödenecek olan ücret, asgari ücretin altına düşmeyecektir. Aynı veya eşit değerdeki bir iş için cinsiyet nedeni ile daha düşük bir ücret kararlaştırılmayacaktır (İş Yasası 5/IV. Md.). Yasa bu şekilde aynı ve eşit değerde çalışan işçiler arasında sadece cinsiyet sebebiyle ayırım yapılmasını engellemek istemiştir.

 

İş Yasası'nın 39. maddesinde asgari ücretten söz edilmekle birlikte asgari ücretin tanımı yapılmamıştır. İş Yasasının 39/I. maddesinde " ........ işçinin ekonomik ve sosyal durumlarının düzenlenmesi ......." ifadesi yer almaktadır. Asgari ücret ile işçilere asgari bir yaşam seviyesinin sağlanma amacının olduğu söylenebilir. Asgari ücret iş sözleşmesi ile çalışan ve İş Yasası kapsamında olan veya olmayan her türlü işçi için uygulanacaktır. Yasadaki bu düzenleme ile iş sözleşmesi ile çalışan herkese asgari ücretten yararlanma hakkı getirilmiştir.

 

İş Yasasının İşçinin Haklı Nedenle Derhal Fesih Hakkı başlıklı 24. maddesinin II. bendinin f fıkrasına göre ise, ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hallerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücret karşılanmazsa işçinin hizmet akdini bildirimsiz ve tazminatsız olarak feshedebileceği hüküm altına alınmıştır. İşçinin hizmet süresi bir yılı dolduruyor ise yasal kıdem tazminatı ödenecektir. Yine aynı maddenin e fıkrası, işveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme koşullarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse işçinin bildirimsiz ve tazminatsız fesih hakkının olduğu hüküm altına almıştır.

 

Makalemizde, işçi ile işveren arasında kurulan iş sözleşmesinden doğan ve işçinin vermiş olduğu emeği karşısında kendisine ödenmesi gereken ücret ile ilgili olarak 4857 sayılı İş Yasası ve ilgili mevzuat hükümleri dikkate alınarak ücretin korunması bağlamında yapılan düzenlemeleri incelemeye ve irdelemeye çalışacağız. Ücretin korunması düzenlemeleri içinde yer alan ve çalışma yaşamında işçi ve işverenler tarafından bilinmediğini düşündüğümüz " ücretin ödenmemesi durumunda uygulanacak faiz oranının ne olacağı " konusuna dikkat çekeceğiz.

 

II.Ücretin Korunması ve Faiz Uygulaması

 

Emeği ile geçimini sağlayan işçilerin ücretinin yasal hükümler ile güvence altına alınması Anayasa da öngörülen sosyal devlet ilkesinin önemli bir sonucu olup, çalışma yaşamının iyileştirilmesine ve disipline edilmesine katkıda bulunmaktadır. Emek arzın, emek talebine göre yüksek olduğu ve ücretlerin çok düşük olduğu bizim gibi ülkelerde yasa koyucunun ücreti güvence altına alacak düzenlemelere yer vermesi doğaldır. 4857 sayılı İş Yasası ve ilgili mevzuat hükümleri bağlamında ücretin korunmasına ilişkin başlıca hususlar aşağıda belirtilmiştir.

 

a- Ücretin Haczedilememesi, Devir ve Temlik Edilememesi; 4857 sayılı İş Yasası'nın 35. maddesine göre; işçilerin aylık ücretlerinin dörtte birinden fazlası haczedilemez veya başkasına devir ve temlik olunamaz. Ancak işçinin bakmak zorunda olduğu aile üyeleri için hakim tarafından takdir edilecek miktar bu paraya dahil değildir. Nafaka borcu alacaklarının hakları saklıdır. İş Yasası işçilerin tek gelir kaynaklarının ücret geliri olmasından yola çıkarak işçinin ücretinin dörtte birinden fazlasının haciz, devir ve temlik edilemeyeceğini düzenlemiştir. Borçlar Yasası'nın 123/2 ve 333/1. maddelerinde de, ücretin işçi ve ailesinin geçimi için zorunlu olan kısmı, işçinin onayı olmaksızın takas ve mahsup edilemeyeceğini hüküm altına almıştır.

 

b- Ücretin İmtiyazlı Alacak Olması; 10.06.2003 tarihinde yürürlülüğe giren 4857 sayılı İş Yasası ile çalışma yaşamımıza ve yasalarımıza giren Ücret Garanti Fonu 2008 Mayıs ayında 5763 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik ile 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu kapsamına alınmıştır. Bunun sonucu olarak da sadece 4857 sayılı İş Yasası kapsamında olan çalışanların değil, Deniz İş Yasası, Basın İş Yasası ve Borçlar Yasası kapsamında bulunan işçilerin de Ücret Garanti Fonundan yararlanmasının önü açılmıştır. Yani hangi tür çalışan olursa olsun İŞKUR'a işsizlik Sigortası primi ödeniyor ise işverenden alamadığı en fazla üç aylık ücretinin Ücret Garanti Fonundan ödenmesi söz konusu olmaktadır. Ücret Garanti Fonu işverenlerce İŞKUR'a yapılan işsizlik sigortası priminin yıllık toplamının % 1' inin fona aktarılması sonucunda oluşmaktadır. 2003 yılından itibaren bu fona İŞKUR tarafından para aktarılmaktadır.

 

26.05.2008 tarihinde yürürlüğe giren "İŞ KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN"un 17. maddesine göre; MADDE 17- 4447 sayılı Kanuna aşağıdaki ek 1'inci madde eklenmiştir.

 

"İşverenin ödeme aczine düşmesi

 

EK MADDE 1- Bu Kanuna göre sigortalı sayılan kişileri hizmet akdine tabi olarak çalıştıran işverenin konkordato ilan etmesi, işveren için aciz vesikası alınması, iflası veya iflasın ertelenmesi nedenleri ile işverenin ödeme güçlüğüne düştüğü hallerde geçerli olmak üzere, işçilerin iş ilişkisinden kaynaklanan üç aylık ödenmeyen ücret alacaklarını karşılamak amacı ile İşsizlik Sigortası Fonu kapsamında ayrı bir Ücret Garanti Fonu oluşturulur. Bu madde kapsamında yapılacak ödemelerde işçinin, işverenin ödeme güçlüğüne düşmesinden önceki son bir yıl içinde aynı işyerinde çalışmış olması koşulu esas alınarak temel ücret üzerinden ödeme yapılır. Bu ödemeler 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 78'inci maddesi uyarınca belirlenen kazanç üst sınırını aşamaz. Ücret Garanti Fonu, işverenlerce işsizlik sigortası primi olarak yapılan ödemelerin yıllık toplamının yüzde biridir. Ücret Garanti Fonunun oluşumu ve uygulanması ile ilgili usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir."

 

İcra İflas Yasası'nın 206 ve 207. maddelerine göre, işçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dahil alacakları ile iflas nedeni ile iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları, birinci sıradadır ve ancak bunların ödenmesinden sonra diğer alacakların ödenmesine başlanacaktır. Dolayısıyla işçi ücretleri imtiyazlı alacaklardandır. İflas hali dışında hacizde de, işçi ücretleri öncelik kazanmakta ve aynı esaslar uygulanmaktadır (İcra İflas Yasası 140. Md.). Borçlar Yasası' nın 346. maddesinde de, işverenin aczi halinde, işçinin uygun bir süre içinde ücreti için teminat isteyebileceği, bunun yerine getirilmemesi halinde işçinin iş sözleşmesini feshedilebileceği düzenlenmiştir. Benzer bir düzenleme 4857 sayılı İş Yasası'nın 24/II-e. maddesinde hüküm altına alınmıştır.

 

4857 sayılı İş Yasası'nın 36. maddesinde de ücretin korunmasına yönelik başka bir düzenleme yer almıştır. Bu maddeye göre, bir işverenin üçüncü kişiye karşı olan borçlarından dolayı işyerinde bulunan tesisat, malzeme, ham, yarı işlenmiş veya tam işlenmiş mallar ve başka kıymetler üzerinde yapılacak haciz ve icra takibi, bu işyerinde çalışan işçilerin icra kararının alındığı tarihten önceki üç aylık dönem içindeki ücret alacaklarını karşılayacak kısım ayrıldıktan sonra, kalan kısmı üzerinde hüküm ifade edecektir. Bu düzenleme haciz veya icra halinde de işçilerin üç aylık ücretleri için bir koruma getirilmiştir.

 

c- İşçilerin Kanuni İpotek Hakkı; Yapı işlerinde çalışan işçilerin ücretlerinin korunmasına ilişkin bir düzenleme Medeni Kanunda yer almaktadır. Yapı işlerinde çalışan işçilerin inşa ettikleri gayrimenkul üzerinde kanuni ipotek hakları bulunmaktadır. Dolayısıyla, ücretleri ödenmeyen inşaat işçileri, çalıştıkları inşaat üzerinde ücretleri ödeninceye kadar ipotek haklarını koruyabilirler (Türk Medeni Kanunu 895. Md.).

 

d- Ücretten İndirim Yapılamaması; 4857 sayılı İş Yasası'nın 62. maddesine göre, her türlü işte uygulanmakta olan çalışma sürelerinin kanuni olarak daha aşağıya çekilmesi veya işverene düşen herhangi bir yasal yükümlülüğün yerine getirilmesi nedeni ile işçi ücretlerinden indirim yapılamaz. Ayrıca 74/IV. maddesinde de, doktor raporu ile gerekli görüldüğü takdirde, hamile kadın işçinin sağlığına uygun daha hafif işte çalıştırılabileceği ve böyle bir durumda ücrette indirim yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır.

 

e- Bazı Kamu İşlerinde Çalışanların Ücretlerinin Korunması; 4857 sayılı İş Yasası'nın 36. maddesine göre, genel ve katma bütçeli dairelerle mahalli idareler veya kamu iktisadi teşebbüsleri yahut özel kanuna veya özel kanunla verilmiş yetkiye dayanılarak kurulan banka ve kuruluşlar; asıl işverenler yüklenici aracılığı ile yaptıkları her türlü bina, köprü, hat ve yol inşası gibi yapım ve onarım işlerinde çalışan işçilerden yüklenici veya taşeronlarca ücretleri ödenmeyen işçinin başvurusu üzerine, ücretleri ödenmeyen varsa müteahhitten veya taşeronlardan istenecek bordrolara göre bu ücretleri hak edişlerinden ödeyeceklerdir. Bunun için durum işçilerin görebilecekleri yerlerde ilan edilir. Müracaat edenlerin ücretleri ödenir. Ancak bu sorumluluk her hak ediş dönemi için üç aylık ücretleri ile sınırlıdır. Anılan yüklenicilerin bu işverenlerdeki her çeşit teminat ve hak edişleri üzerinde yapılacak her türlü devir veya el değiştirme işlemleri veya haciz ve icra takibi bu işte çalışan işçilerin ücret alacaklarını karşılayacak kısım ayrıldıktan sonra kalan kısım üzerinde hüküm ifade edecektir. Buradaki yetkileri 4857 sayılı İş Yasası' nın 2/VI. maddesi gereğince sorumluluk taşıyan bütün işverenler de kullanabilecektir.

 

f- Çalışmadığı Halde İşçiye Ücret Ödenmesi; Ücret bir çalışmanın karşılığı olarak ödenmekle birlikte İş Yasası' nın koruyucu yapısı içinde çalışılmayan bazı durumlarda ücret ödenmesi mümkündür. Hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günleri ile yıllık ücretli izin bu bağlamda çalışılmadığı halde ücret ödenmesini gerektirir durumlardandır. Bunların dışında işverenin işi kabulden kaçınması, işçinin işi yapmasının imkânsız hale gelmesi ve zorlayıcı sebeplerin ortaya çıkması halinde de işçiye bir çalışma karşılığı olmaksızın ücret ödeyecektir.

 

g- İşverenin İşi Kabulden Kaçınması (İşverenin Temerrüdü); Borçlar Yasasının 325. maddesinde Alacaklının Temerrüdü başlığı altında bu konu düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, yapılacak iş işçi tarafından usulüne uygun olarak ifa edilmek istenmesine rağmen, işveren geçerli bir neden olmaksızın hizmeti reddederse, hizmeti kabulden kaçınmış olacaktır. Buna göre, iş sahibi işi kabulde temerrüt ederse, işçi taahhüt ettiği işi yapmaya mecbur olmaksızın mukaveledeki ücreti isteyebilir. Şu kadar ki, işi yapmadığından dolayı bir tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan feragat ettiği şeyi mahsup etmeye mecburdur. İş Yasasında bu düzenlemeye uygun olarak, işçinin işinde ve her an iş görmeye hazır bir halde bulunmakla beraber çalıştırılmaksızın ve çıkacak işi bekleyerek boş geçirdiği süreler günlük çalışma süresinden sayılmaktadır (4857 sayılı İş Yasası 66/1, c. Md.). İşveren haklı bir nedenden dolayı işi kabulde temerrüde düşmüş ise, işçinin ücret talebi geçerli olmayacağı kabul edilmektedir. Yangın, sel gibi doğal afetler buna örnek olarak verilebilir.

 

h- İşçinin İşi Yapmasının İmkansız Hale Gelmesi; İşçinin çalışma hayatı içinde hastalık, kaza, hamilelik ve askerlik ile buna benzer durumlardan dolayı işi yapmasının imkânsız hale gelmesi söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda, işçinin ücretini alabilmesine olanak sağlayan düzenlemeler yasada yer almaktadır. Ancak İş Yasasında hamilelik halinde kadın işçinin kanuni olarak izinli olduğu sürede işverenin ücret ödeyeceğine ilişkin bir düzenleme yer almamıştır. Söz konusu sürelere ilişkin ücretler işçinin alacağı rapor doğrultusunda SGK tarafından ödenecektir. Basın İş Yasasında, kadın gazetecilerin hamileliği halinde, hamileliğin yedinci ayından itibaren doğumun ikinci ayının sonuna kadar izinli sayıldığı, bu süre içinde fiilen hizmet görmeyen kadın işçiye son aldığı ücretin yarısının ödeneceği, diğer teşekküllerden alınan yardımın bu ödemeyi etkilemeyeceği düzenlenmiştir (Basın İş Yasası 16. Md.). İş Yasasında da askerlik yapan işçiye ücret ödeneceğine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Basın İş Yasası'na göre ise, talim ve manevra nedeni ile silâh altına alınan gazeteci bu süre içinde ücret hakkını korumaktadır. Ayrıca kısmi veya genel seferberlik nedeni ile silâh altına alınan gazetecinin üç ay boyunca ücretini alacağı da düzenlenmiştir.

 

ı- Zorlayıcı Sebepler: İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebeplerin ortaya çıkması veya işçiyi işyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir nedenin olması halinde çalışılmayan ya da çalıştırılmayan işçiye bu bekleme süresi içinde işveren bir haftaya kadar her gün için yarım ücret ödeyecektir (4857/24-III, 40. Md.).

 

i- 4857 sayılı İş Yasasının 37. maddesine göre, İşveren, işyerinde veya bankaya yaptığı ödemelerde işçiye ücret hesabını gösterir imzalı veya işyerinin özel işaretini taşıyan bir pusula vermek zorundadır. Ücret hesap pusulası denilen bu belgede, ödemenin günü ve ilişkin olduğu dönem ile fazla çalışma, hafta tatili, genel tatil ücretleri gibi asıl ücrete yapılan her çeşit eklemeler tutarının ve sigorta primi, avans mahsubu, nafaka ve icra gibi her çeşit kesintilerin ayrı ayrı gösterilmesi gereklidir. Bu işlemler damga vergisi ve her çeşit resim ve harçtan muaftır.

 

j- Ücrete İlişkin Zamanaşımı-Faiz: İş Yasasında ücrete ilişkin zamanaşımı yasanın 32. maddesinin son bendinde "ücret alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıldır" şeklinde düzenlenmiştir. Ayrıca Borçlar Yasasında da beş yıllık zamanaşımına tabi olan alacaklar arasında ücret alacağı da sayılmıştır (Borçlar Yasası 126/III. Md.). Dolayısıyla işçi ücretleri doğdukları andan itibaren beş yıllık zamanaşımına tabiidir. Her ücret alacağı ayrı ayrı beş yıllık zamanaşımı uygulanacaktır. Fazla çalışma ücreti, hafta ve genel tatil ücretleri ve ücret niteliğindeki diğer ödemelerin de bu kapsamda düşünülmesi gerekmektedir. İşçinin kullanmadığı izinlere ilişkin izin ücreti ise 4857 sayılı İş Yasası'nın 59. maddesinde düzenlenmiş olup maddede belirtilen usul ve esaslar bağlamında zamanaşımına tabidir.

 

Ücretin gününde ödenmemesi halinde uygulanacak olan ve çalışma yaşamında çok bilinmediğini düşündüğüm faiz ise, 4857 sayılı İş Yasası' nın 34. maddesinde düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre, gününde ödenmeyen ücretler için, mevduata uygulanan en yüksek faiz uygulanacaktır (İş Yasası 34/I. Md.). Ücretin gününde ödenmemesinde işverenin kastının veya mücbir sebebinin olup-olmadığı önemi yoktur. Ücretin ödenmemesinde uygulanacak idari para cezası yaptırımında aranan kasıt unsurunun, ücretin ödenmemesinde uygulanacak faiz talebi için önemi bulunmamaktadır. İşçi ücretinin gününde ödenmemesi durumunda faiz talebinde bulunabilecek, işveren de Merkez Bankasından temin edilecek faiz oranı üzerinden faiz tahakkuku yapıp işçiye ödeyecektir.

 

k- Ücrete İlişkin İdari Para Cezaları: İş Yasası' nın Ücret ile İlgili Hükümlere Aykırılık başlığı altındaki 102. Maddesi hükümlerine göre;

 

a- (Değişik: 17/4/2008–5754/85 md.) 32'nci maddesinde belirtilen ücret ile işçinin bu Kanundan veya toplu iş sözleşmesinden veya iş sözleşmesinden doğan ücret ödemelerini süresi içinde kasden ödemeyen veya eksik ödeyen, 39'uncu maddesinde belirtilen komisyonun belirlediği asgari ücreti işçiye ödemeyen veya noksan ödeyen, ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını zorunlu tutulduğu halde özel olarak açılan banka hesabına ödemeyen işveren, işveren vekili ve üçüncü kişiye bu durumda olan her işçi ve her ay için yüzondört TL. İdari para cezası,

 

b- 37'nci maddesine aykırı olarak ücrete ilişkin hesap pusulası düzenlemeyen veya işçi ücretlerinden 38'inci maddeye aykırı olarak ücret kesme cezası veren veya yaptığı ücret kesintisinin sebebini ve hesabını bildirmeyen 52'nci maddedeki belgeyi vermeyen işveren veya işveren vekiline dörtyüzoniki TL. İdari para cezası,

 

c- 41'inci maddesinde belirtilen fazla çalışmalara ilişkin ücreti ödemeyen, işçiye hak ettiği serbest zamanı altı ay zarfında kullandırmayan, fazla saatlerde yapılacak çalışmalar için işçinin onayını almayan işveren veya işveren vekiline, bu durumda olan her işçi için ikiyüzdört TL. İdari para cezası,

 

verilir.

 

*** Belirtilen idari para cezası tutarları 01.01.2010 – 31.12.2010 döneminde geçerlidir.

 

III. Sonuç

Makalemizde iş sözleşmesinin işverene yüklediği borçlardan birisi olan ücretin korunmasına ve bu bağlamda da ücretin zamanında ödenmemesinde uygulanacak faiz uygulamasına dikkat çekmeye çalıştık. İş sözleşmesi ile işçi, işverene bağımlı olarak işverenin gösterdiği işi yapmakla, işveren de karşılığında ücretini ödemekle yükümlüdür. Taraflar ücreti serbestçe kararlaştırabilir, ancak yasal asgari ücret miktarının altında bir ücretin belirlenmesi mümkün değildir. İşverenler işçilerin hak ettikleri ücreti eksiksiz olarak ödemek zorundadırlar. Aksi takdirde işçilerin ödenmeyen ücret alacakları için faiz isteme ve iş sözleşmelerini bildirimsiz ve tazminatsız olarak feshetme hakları bulunmaktadır.

 

Ücretin gününde ödenmemesi halinde uygulanacak olan ve çalışma yaşamında çok bilinmediğini düşündüğüm faiz uygulaması, 4857 sayılı İş Yasası'nın 34. maddesinde düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre, gününde ödenmeyen ücretler için, mevduata uygulanan en yüksek faiz uygulanacaktır (İş Yasası 34/I. Md.). Ücretin gününde ödenmemesinde işverenin kastının veya mücbir sebebinin olup-olmadığı önemi yoktur. İşçi ücretinin gününde ödenmemesi durumunda faiz talebinde bulunabilecek, işveren de Merkez Bankasından temin edilebilecek faiz oranı üzerinden faiz tahakkuku yapıp işçiye ödeyecektir.

 

Mülga 1475 sayılı İş Yasasında ücret alacaklarına ilişkin zamanaşımı hükmü bulunmamasına rağmen, yeni 4857 sayılı İş Yasasında zamanaşımına ilişkin olarak 32. maddenin son bendinde açık düzenleme yer almıştır.

 

İşverenlerin işçilerden yeterli verimi almaları, iş huzurunun ve iş disiplininin bozulmasını önlemeleri ve idari para cezaları ile karşı karşıya kalmamaları için işçinin ücretini zamanında eksiksiz olarak ödemelidirler. Yeni İş Yasası'nın 34. maddesi, ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçinin iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabileceğini, böyle bir davranışın sayısal olarak toplu bir nitelik kazansa dahi grev olarak nitelendirilemeyeceğini de hüküm altına almıştır. Böyle bir düzenlemenin varlığı da işverenlerce göz ardı edilmemelidir.

 

Erol GÜNER

ÇSGB Baş İş Müfettişi

Hiç yorum yok: