19 Eylül 2010 Pazar

Yöneticilerin Tahtını Zorlayan Bir Yeni Nesil : Y Kuşağı

 

Hayata o kadar hızlı başlıyorlar ki şimdiden pek çoğu yöneticilik koltuklarını zorlamaya başladı, 10 yıl sonra neredeyse tamamı yönetimde söz sahibi olacak. Peki kim bu gençler? Nasıl yaşar, nasıl düşünür, nasıl karar verirler? Nasıl eğitim alarak önümüze geldiler ve nasıl gözlerini bu kadar yükseğe diktiler?

Yeni nesil olarak tanımlanan bu gençler topluluğu, sosyal bilimciler tarafından “1980-2003 yılları arasında dünyaya gelen” kişilerin oluşturduğu “Y Kuşağı” olarak tanımlanıyor. Teknoloji ve internetle iç içe büyüyen, yüksek adaptasyon becerisi olan, farklı bir eğlence, esneklik ve özgürlük anlayışı olan, bireysel karar alma eğilimleri yüksek olan bu gençler sizce ne kadarımızı oluşturuyorlar? Türkiye’de yaşayan 71.517.100 kişinin % 25’inin bu kuşağa ait olduğu tespit edilmiş. Gün içerisinde yanımızdan geçen her dört kişiden biri ve karşımıza gelen özgeçmişlerin neredeyse tamamı artık “y kuşağı”...

Eğitim düzeyleri gayet yüksek, yabancı dil biliyorlar, hatta bazıları birden fazla yabancı dil için kendilerini geliştiriyorlar. Eğitimin ve öğrenimin sürekli olması gerektiğini savunuyorlar ancak çalışmayı çok sevmiyorlar. Diğer bir deyişle çalışmayı seviyorlar ancak yönetilmeyi ve emir almayı tercih etmiyorlar. Enteresan davranışları var bu gençlerin. Daha bitmedi kolay tatmin olmayan bir yapıya sahipler ve inanılmaz sabırsızlar. Hemen her şey istedikleri yer ve zamanda gerçekleşsin istiyorlar. Çünkü daha önceki nesillere göre biraz şımarık yetiştirildiler ve yokluk görmediler. O duyguyu yaşamadılar iyi gibi gözüküyor ancak biz bu gençleri yetiştirirken beklemeyi bilmeyi öğretmedik. Zorunda kalsalardı belki öğrenirlerdi.

Y kuşağı kendine güven duyan, durumlara bireysel yaklaşım sergileyen, sadakat duygusu zayıf ve hıza düşkün bir nesil. Kurumsal yapılar içindeki mekanizmaları çok fazla benimsemiyorlar. Bu kuşağın beklentileri de çok yüksek. Ayrıca kariyer ve gelişimleri için her türlü talepte bulunmaktan çekinmiyor ve kolay iş değiştiriyorlar. Yapıları gereği bu gençler hızlı koşmak istiyorlar. Çalıştıkları işyerine hiçbir bağımlılık hissetmiyor ve istedikleri koşulları buldukları anda arkalarına bakmadan gidebiliyorlar. Ne istediklerini de biliyor bu gençler. Kendilerinden çok eminler.

İş hayatında hâlâ popüler yönetim stili olan geleneksel emir komuta ve kontrol tipine tepki vermiyorlar. Ebeveynlerini sorgulayarak büyümüş olan bu kuşak işverenlerini de sorguluyor. Susmayı bilmedikleri için 50 yaşındaki “Yap, hemen şimdi yap” diyen yönetici stilini deli ediyor ve çatışıyorlar. Özgürlükçüler emir almaktan hoşlanmadıkları ve para için çalışma fikri onlara ters geldiğinden, özgür olabilmek adına kendi işlerini yapmak ve hemen bir ofis edinmek istiyorlar. İş hayatına atıldıkları ilk andan itibaren gözleri yükseklerde olduğu için ast olmak hoşuna gitmiyor.

Kendi fikirlerine çok önem veriyorlar ve fikirlerinin mutlaka sorulmasını istiyorlar. Kim istemez ki bunu? Kendilerine sorumluluk verilmesinden inanılmaz mutluluk duyuyorlar, kendilerini ispat etmek için yanıp tutuşuyor bu çocuklar.

İyi eğitimliler, sorumluluk almaktan hoşlanıyorlar, ne istediklerini biliyorlar bunlar gibi daha bir sürü özellikleri var bu gençlerin. Tabii ki negatif özellikleri de var. Zaman ve dünya değişiyor. Artık bu nesli iş hayatında görmeye başladık ve yakında her tarafımız y kuşağı mensuplarıyla kaynayacak. Düşünmemizin zamanı geldi artık. Ne yapmalı da çatışmadan verimli bir şekilde iş hayatı yaşamalıyız?

Bu gençleri daha yakından tanıyarak özelliklerini bilerek, onları anlayarak empati kurarak yaklaşmalıyız. Adaptasyon sağlamaları için eğitim programları ile desteklemeli, kişisel gelişimlerine katkı sağlamalıyız. Zaten sevgili y’lerin düşüncesi değil miydi eğitimin ve öğretimin devamlılığı. Sevecek ve uyum sağlayacaklardır. Yeri geldiğinde eğitim programları ile kendimizi de bu yenilik sürecine adapte etmeliyiz. Çünkü bu gençler taze kan ve bizim bu tazeliğe ihtiyacımız var.

Bu çocukları dizginlemek hızlarını düşürmek ve rahat iletişim sağlamak istiyorsak “otorite” kelimesini çöpe atmamız, daha arkadaş gibi davranmamız ve daha “kazanan takım” odaklı olmamız gerekiyor. Onların isteklerini anlamalı, istedikleri başarıyı almalarına destek olmalıyız ve bu desteği verirken işe katkılarını da sağlamalıyız. Bazı püf noktalarını bilmek bize avantaj ve kolaylık sağlayacaktır. Örneğin; takdir edilmeyi çok seven bu yeni nesli işe bağlayabilmek için motivasyonlarını yüksek tutmalıyız. Takdir ve ödüllendirme sistemi oluşturmak bize yardımcı olabilir. Mükâfatlandırılmak onları heyecanlandıracak ve çalışmaya sevk edecektir.

Amacımız büyük denizlerde yol almak iken küçük akıntılarda sağlam durmamız gerekir. Karşılıklı adımlar atılarak, duruma farkındalık yaratılarak, kaçınılmaz değişimi görmezden gelmek yerine değişime ayak uydurarak hedefe ulaşabiliriz. Birlikte çalışmaktan, beraber adım atmaktan ve bir bütünün parçalarını oluşturmaktan mutlu olmamız gerek.

 

Gonca ÇAKIR
İnsan Kaynakları & Bilgi İşlem

Hiç yorum yok: