31 Temmuz 2010 Cumartesi

Yabancıların Çalışma İzinleri Başvuruları 2 Ağustos 2010 Tarihi İtibari İle Sadece Online Başvuru Sisteminden Alınacaktır

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
YABANCILARIN ÇALIŞMA İZİNLERİ OTOMASYON PROJESİ

 

2 Ağustos 2010 tarihi itibari ile Yabancı Çalışma İzni başvuruları sadece online başvuru sisteminden kabul edilecektir. Başvuru sahiplerinden internete bağlı herhangi bir bilgisayar ile kullanıcı adı ve şifrelerini kullanarak internet üzerinden e-başvurularını yapmaları ve istenilen evrakları elden ya da posta yoluyla Bakanlığımıza teslim etmeleri istenecektir.

 

Başvuru sahiplerinin elektronik imza sahibi olmalari şartı ile belgelerini elektronik imzalayarak doğrudan sisteme yükleyebilmeleri de mümkündür. Bu şekilde elektronik imzalanarak sisteme yüklenen evrakların elden ya da posta yoluyla gönderilmesine ihtiyaç kalmamaktadır.

 

Vatandaşlara devlet tarafından verilen hizmetlerin elektronik ortamda sunulması ve bu sayede devlet hizmetlerinin vatandaşa en kolay ve en etkin bir biçimde, kaliteli, hızlı, kesintisiz ve güvenli olarak ulaştırılması hedefi ile e-devlet anlayışı benimsenmiştir. Bürokratik ve klasik devlet kavramının yerini alan e-devlet anlayışı, her kurum ve bireyin bilgi teknolojilerini kullanan sistemler ile devlete ulaşmasını hedeflemektedir.

 

Bu kapsamda bir çok kamu hizmeti e-devlet çatısı altında sunulmaya başlanmış; diğer hizmetlerin de bu kapsama dahil edilmesi için gerekli çalışmalar başlatılmıştır. Nitekim, Bakanlığımızda bir taraftan idari yapılanma çalışmaları sürdürülürken, diğer yandan “Yabancıların Çalışma İzinleri Otomasyon Projesi” devreye alınmıştır. Anılan Proje ile;

 

• Çalışma izinlerinin değerlendirilmesinde, bürokratik süreçlerin kısaltılması ve yapılan başvuruların süratle sonuçlandırılması,
• Kırtasiyeciliğin ortadan kaldırılması, gereksiz harcamaların önlenmesi ve tasarrufun sağlanması hedeflenmektedir.

Projenin hayata geçirilmesiyle;
• Çalışma izin başvuruları elektronik ortamda yapılabilecektir.
• Elektronik imza kullanımına geçilecektir.
• Kurumlar ile yapılacak entegrasyon sayesinde bilgi alış verişi elektronik ortamda sağlanacaktır.
• Talep sahiplerine yapılan her işleme ilişkin olarak elektronik ortamda bilgi verilecektir.
• Yabancıların çalışma izin işlemeleri arşivi elektronik ortama aktarılacaktır.
• Ülkemizde çalışma izni verilen yabancılara ilişkin olarak, AB tanım, norm ve standartlarına uygun, uluslararası faaliyet ve meslek standartlarına göre bir veri tabanı oluşturulmuş olacak ve bu oluşturulan veri tabanının sürekliliği ve bilginin güvence altına alınması sağlanacaktır.
• Ortak veri tabanı ve bilgi paylaşımı sayesinde, Türk işgücü piyasasında ülkemizde çalışan yabancılara ilişkin olarak karşılaştırma imkanı bulacak olan ilgili kurumlar, uzun vadede görev ve yetki alanları dahilinde politika üreterek, gerekli düzenleme ve planlamalar yapabileceklerdir.

 

Otomasyon sistemi kullanım kılavuzu videolarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:

 

     Kullanıcı Hesabı Başvuru Sayfası

Çalışma İzni Başvuru Sayfası

 

 

 

 

 

  www.ikyworld.com

İnsan Kaynakları Yönetimi Eğitim ve Araştırma Sitesi

info@ikyworl.com

 

İkyworld.com Forum üyelik sistemi

 

İkyworld Haber Grubu

http://groups.google.com.tr/group/ikyworld

Kuruluş 2008

 

YABANCILARIN ÇALIŞMA İZİN KRİTERLERİ 02.08.2010 TARİHİ İTİBARİYLE UYGULANMAYA BAŞLANACAKTIR

YABANCILARIN ÇALIŞMA İZİN KRİTERLERİ 02.08.2010 TARİHİ İTİBARİYLE  

Yabancıların çalışma izin taleplerine ilişkin işlemlerin objektif ve hızlı bir şekilde sonuçlandırılmasını teminen 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 13 üncü maddesi uyarınca; Bakanlık Makamının Olur’larıyla değerlendirme kriterleri belirlenmiştir. 2/8/2010 tarihi itibariyle uygulanmaya başlanacak olan değerlendirme kriterleri aşağıda belirtilmiştir: 

1- Çalışma izni talep edilen işyerinde en az beş T.C. vatandaşının istihdamı zorunludur. İzin isteyen yabancının şirket ortağı olması halinde beş kişilik istihdam şartı, Bakanlıkça verilecek bir yıllık çalışma izninin son altı ayı için aranır. Aynı işyerinde birden fazla yabancı için çalışma izni talebinde bulunulması durumunda, çalışma izni verilen ilk yabancıdan sonraki her bir yabancı için ayrı ayrı beş T.C. vatandaşı istihdamı aranacaktır. 

2- İşyerinin ödenmiş sermayesinin en az 100.000 TL veya brüt satışlarının en az 800.000 TL veya son yıl ihracat tutarının en az 250.000 ABD Doları olması gerekmektedir. 

3- Dernek ve vakıflarda çalışacak yabancılara ilişkin izin taleplerinde 2 nci madde, yabancı devlet havayollarının Türkiye temsilciliklerinde, eğitim sektörü ve ev hizmetlerinde çalışacak yabancıların çalışma izni başvurularının değerlendirilmesinde ise, 1 inci ve 2 inci maddeler uygulanmayacaktır.  

4- İzin isteyen şirket ortağı yabancının, 40.000 TL’den az olmamak üzere sermaye payının en az yüzde 20 olması zorunludur.  

5- İşveren tarafından yabancıya ödeneceği beyan edilen aylık ücret miktarının yabancının görev ve yetkinliği ile bağdaşır seviyede olması zorunludur. Buna göre, başvuru tarihi itibariyle yürürlükte bulunan asgari ücret tutarı dikkate alınmak suretiyle yabancıya ödenecek ücretin en az; 

a)     Üst düzey yöneticiler, pilotlar ve ön izin talebinde bulunan mühendis ve mimarlar için asgari ücretin 6,5 katı, 

b)     Birim veya şube müdürleri ile mühendis ve mimarlar için asgari ücretin 4 katı,

 

c)     Uzmanlık ve ustalık gerektiren işlerde çalışacaklar ile öğretmenler için asgari ücretin 3 katı, 

d)     Ev hizmetleri ile diğer mesleklerde çalışacak yabancılar için asgari ücretin 1,5 katı olması gerekmektedir.

6- Bünyelerinde izinli masaj salonu bulunduğunu kanıtlayan Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli en az dört yıldızlı turizm işletmeleri ile belgeli tatil köylerinin, masör, masöz ve SPA terapisti gibi uzmanlık ve ustalık gerektiren talepleri değerlendirmeye alınacak, bu kapsamda bulunmayan işletme ve işyerlerinin talepleri ise uygun bulunmayacaktır. 

7- Uzmanlık ve ustalık gerektiren işlerde, eğlence sektörü ile turizm-animasyon organizasyon firmalarında istihdam edilecek yabancılar için en az 10 T.C. vatandaşı çalıştırılması halinde ayrıca kota uygulanmayacaktır.

 

  www.ikyworld.com

İnsan Kaynakları Yönetimi Eğitim ve Araştırma Sitesi

info@ikyworl.com

 

İkyworld.com Forum üyelik sistemi

 

İkyworld Haber Grubu

http://groups.google.com.tr/group/ikyworld

Kuruluş 2008

 

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Yeni vergi düzenlemeleri

İşte yeni vergi düzenlemeleri

 

İçinde birçok vergisel düzenleme barındıran Torba Kanun, geçtiğimiz hafta TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilip yasalaştı.
Cumhurbaşkanı onayı ile birlikte yasal düzenlemeler yürürlüğe girecek.
Torba Kanun, birçok alanı ilgilendiren hususlarda yasal düzenlemeleri içeriyor. En çok düzenleme ise vergi kanunlarında. İşte Torba Kanun ile getirilen vergisel düzenlemelerden bazıları.

1- Gelir Vergisi tarifesi değişiyor

Gelir Vergisi tarifesi, Anayasa Mahkemesi'nin ücretliler lehine vermiş olduğu karar da dikkate alınarak yeniden belirlendi. Yeni tarife şu şekilde.

Gelir Vergisi'ne tabi gelirler;

8.800 TL'ye kadar %15

22.000 TL'nin 8.800 TL'si için 1.320 TL, fazlası %20

50.000 TL'nin 22.000 TL'si için 3.960 TL

(Ücret gelirlerinde 76.200 TL'nin 22.000 TL'si için 3.960 TL), fazlası %27

50.000 TL'den fazlasının 50.000 TL'si için 11.520 TL

(Ücret gelirlerinde 76.200 TL'den fazlasının 76.200 TL'si için 18.594 TL), fazlası %35 oranında vergilendirilir.

2- Ücretlilere vergi iadesi

Tarifenin değişmesiyle birlikte, daha önceden ücretlilerden kesilen vergi tutarının da yeni tarifeye uygun olması gerekiyor. Buna göre, 2010 yılının başından bugüne yasal düzenlemelerin yürürlüğe gireceği tarihe kadar olan dönemde yapılan vergi kesintisi ile yeni tarifeye göre hesaplanacak vergi kesintisi karşılaştırılacak. Yeni tarifeye göre daha az vergi ödemesi gerekenlere aradaki fark (fazla ödenen vergi) iade edilecek.

3- Yatırım indirimine devam

Yatırım indirimi hakkı olan mükelleflerin bu haklarını kullanmaları 2006, 2007 ve 2008 yılları kazançları ile sınırlıydı. Yeni düzenleme ile yıl sınırlaması kaldırıldı. Fakat tutar sınırlaması getirildi. Yatırım indirimi tutarı, ilgili yıl kazancının %25'i ile sınırlı olarak kazançtan indirilebilecek.

4- Zamanaşımı ve takdir komisyonuna başvuru

Vergi incelemelerinin 5 yıllık süre içerisinde bitirilemediği durumlarda genellikle vergi dairesinde takdir komisyonuna matrah takdiri için başvuruluyor ve bu işlem zamanaşımını durduruyordu. Fakat duran zamanaşımının ne zaman yeniden işlemeye başlayacağı hususunda herhangi bir belirleme yoktu. Anayasa Mahkemesi'nin bu hususa yönelik iptal kararının ardından şimdi yeni düzenleme ile bu süre 1 yıl olarak belirlendi. Yani, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması, yine zamanaşımını durduracak. Fakat işlemeyen süre her hâl ve takdirde bir yıldan fazla olamayacak.

5- Gelir İdaresi hatalı özelge verirse mükellefe ceza ve faiz yok

Mükellefler vergi uygulamaları ile ilgili olarak tereddüt ettikleri hususlarda Gelir İdaresi'nin görüşünü alabiliyorlar. Bu durumda Gelir İdaresi birimleri hazırladıkları özelge ile mükellefleri aydınlatıyorlar. Fakat bazen Gelir İdaresince verilen görüşün de hatalı olduğu sonradan ortaya çıkabiliyor. Yeni Kanun hükmüne göre bu gibi durumlarda. Mükellefin kusuru olmadığından vergi cezası kesilmeyecek ve gecikme faizi hesaplanmayacak. Önceki uygulamaya göre ise sadece vergi cezası kesilmiyor, gecikme faizi hesaplanıyordu. Yeni düzenleme ile bu gibi durumlarda mükelleften sadece vergi aslı istenecek.

6- Özelge ve sirkülerler internet ortamında yayımlanacak

Gelir İdaresi, vermiş olduğu özelgeler ile sirkülerleri internet adresinden yayımlayacak. Böylece mükellefler tereddüt ettikleri hususlarla ilgili olarak internette yayımlanan özelge ve sirkülerleri tarayarak sorunlarına çözüm bulma imkânına sahip olacaklar.

Torba Kanun'da vergi denetimi ile ilgili olarak çok önemli değişiklikler var. Bu değişiklikleri gelecek haftaki yazımızda ele alacağız.


Kaynak: Bugün Gazetesi/ İsmail Kökbulut /
26.07.2010

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Faik YILDIZ

İnkay Yönetim Kurulu Üyesi

İletişim Sorumlusu

www.inkay.net

faik@inkay.net

İnkay Haber Grubu

www.inkay.org

 

20 Temmuz 2010 Salı

İşçinin Yıllık İzin Hakkında Bilinmesi Gerekenler

 

Aynı işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi (dâhil) en az bir yıl çalışmış olan işçilerin yaş ve kıdemine göre yıllık ücretli izin hakkı doğuyor. Yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemiyor. Ücretinin peşin ödenmesi gereken yıllık izinde çalışmak da yasak bulunuyor.

Sözleşmelerle daha fazla verilmesi mümkün olmakla birlikte işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresinin, hizmet süresi 1-5 yıl arası olanlara en az 14 gün; 6-14 yıl arası olanlara en az 20 gün; 15 yıl ve daha fazla olanlara en az 26 gün olması gerekiyor. Tam bir yıl dolmamışsa izin hakkı da doğmuş olmuyor. Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmıyor.

Kıdem tazminatını alarak ayrılan işçi yeniden aynı işyerinde işe başlarsa izin kıdemi de baştan yani en az 14 günden başlıyor.

Ancak 18 ve daha küçük yaştaki işçilerle 50 ve daha yukarı yaştaki işçilere yıllık ücretli iznin 20 günden az verilmemesi gerekiyor.

İşçinin her yıla ait yıllık iznini bir sonraki yılda kullanması gerekiyor. Çalışılmayan veya işçinin o işveren işyerindeki kıdemine göre belirlenen bildirim sürelerinin altı hafta fazlasına kadar olan istirahatlı süreler çalışılmış gibi değerlendirilirken fazla olan süre işçinin izin kıdemini öteleyerek bir sonraki iznin hak kazanım tarihini geciktirici etki yapıyor.

24.07.2004 tarihinde o işyerinde ilk defa işe giren bir işçi 4857 sayılı Yasaya göre yıllık izin hakkında ertelemeye neden olacak bir durumu bulunmuyorsa;

24.07.2004 – 23.07.2005 tarihleri arasında geçen ilk yılına ilişkin senelik iznini 24.07.2005-23.07.2006 tarihleri arasında en az 14 gün olarak kullanmaya başlar ve 24.07.2009 – 23.07.2010 tarihleri arasında geçen altıncı yılın senelik iznini 24.07.2010 – 23.07.2011 tarihleri arasında en az 20 gün olarak kullanabilir.

İşçinin yıllık ücretli izni bir bölümü 10 günden aşağı olmamak üzere en fazla üçe bölünebiliyor. Bu 10 günden kasıt iznin bölünmüş her bir bölümü değil, yalnızca bir bölümünün en az 10 gün olması gerektiğidir. Ancak bu bölmenin işçi tarafından talep edilmesi, işverence dikte edilmiş olmaması gerekiyor.

Kaynak: Sözcü Gazetesi / Şevket Tezel /
20.07.2010

 

 

 

 

  www.ikyworld.com

İnsan Kaynakları Yönetimi Eğitim ve Araştırma Sitesi

info@ikyworl.com

 

İkyworld.com Forum üyelik sistemi

 

İkyworld Haber Grubu

http://groups.google.com.tr/group/ikyworld

Kuruluş 2008

 

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Her Şeyi Olan.... Hiçbir Şeysiz Insanlar!




Ne kadar sorunlu bir toplum haline geldik, mutsuzluğa bahane bulmak mutluluğa bulmaktan daha kolay oldu. Sizce de garip değil mi?

Her Seyi Olan hicbir seysiz insanlar.
Kisilerin beklentisi çok yüksektir, bu da doğaldır çünkü hayata çok değişik pencerelerden bakabilme yeteneğine sahibiz. Peki, bu yeteneğin farkında mıyız? Kendi hayatına başka açılardan bakamayan biri, yaşamın genelini nasıl farklı değerlendirebilir?

İnsan sahip olduklarının biraz kıymetini bilmeli, elindekilerin gerçekten ayrımına varmalı! Afrika’da açlar var diyerek konuya girebilirim ancak çok klişe olacaktır. Bunun yerine, şu anda, tam da bu yazıyı okurken, sizin sahip olduğunuz şeylerin yarısına bile hasret kalan insanlar olduğunun farkına varmanız gerektiğini hatırlatıyorum.

Herkes kendi avucundakilere bakıp, özenilecek hiçbir şeyi olmadığını düşünebilir. İnsan egosu, hep daha fazlasında gözü vardır ama bu hırs ve körlük, bizi ancak mutsuzluğa taşır. Zaten mutlu olmak isteyen kim, değil mi?

Bir hastalık gibi, etrafımızı saran ve vücudumuza yayılan virüsün adı, mutsuzluk! Nasıl seviyoruz bu durumu? Para yok, aşk yok, sosyal çevre yok, her şey yok diye sayılıyor. Peki, ne var? Var olanın listesini yapın desem, çoğundan iki madde zor çıkıyor.

Bir ilişki içine girdiğimizde mutsuzuz çünkü pek çok sorun var. İyi de kardeşim, ilişkin yokken de mutsuzdun, bunu nasıl çözeceğiz? İstediğin ilişki aslında istediğin ilişki değil. O zaman niye devam ettiriyorsun? Biraz daha mutsuz olmak için!

Para yok! Olduğu zamanlarda neler yaptın? Mutsuzluklarını alış veriş yaparak geçirmeye çalışmadın mı? Aç dolabını bak bakalım, kaç çift gereksiz ayakkabın, giymediğin elbisen, sadece ucuz diye alınmış ama kullanılmayan ıvır zıvırın var? Eline geçen üç kuruş parayı harcadın, yetmedi kredi kartlarını ödenemez hale getirdin, bütün bunları mutlu olmak için yaptın, değil mi? Oldun mu?

Yalnızken mutsuzdun, kendine öyle ya da böyle bir sevgili buldun. Şimdi o ilişki içinde daha çok sıkıntı yaşıyorsun. Yalnızdın, bunu gidermek için birkaç arkadaş edindin, şimdi onların saçma sorunları içinde boğuluyorsun.
Sen kendine ne yapıyorsun?

Bazı insanların her şeyi vardır, yeterince, çok değil ama vardır. Bazılarının çok az şeyi vardır, bazılarının ise, çok fazla, yine de herkes bir şekilde mutsuzdur. Elbette yaşam dediğimiz her gün kendini geliştirmek ve ilerlemek üzerine kuruludur ancak sahip olduklarının farkına varmazsan, ilerde sahip oldukların da aynı şimdikiler gibi değersizleşecektir.

Bazı insanların her şeyi vardır ama farkında olamadıkları için, hiçbir şeysizdirler.
... Siz onlardan olmayın!....
Dönüp hayatınıza bakın, neler için şükretmeniz gerektiğini düşünün ve bulun! Kendi boşluğunuzu yaratıp, içinde kaybolmayın.
Zenginlik, elindekilere sahip çıkabilmektir ve buna aşk dahildir.

 

 

 

 

  www.ikyworld.com

İnsan Kaynakları Yönetimi Eğitim ve Araştırma Sitesi

info@ikyworl.com

 

İkyworld.com Forum üyelik sistemi

 

İkyworld Haber Grubu

http://groups.google.com.tr/group/ikyworld

Kuruluş 2008

 

Dunning Kruger Sendromu


 
Televizyon izlerken birilerine bakıp da "Ya bu adam bu sığlıkla nasıl
buralara kadar gelebilmiş" diye düşündüğünüz oldumu hiç?
 
Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan
bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı?; onlara bakıp "Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?" diye iç geçirdiniz mi?

Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD 'li bu hissi çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı:
 
"Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır."
 
Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:
 
Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
 
Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
 
Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
 
Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerini n farkına varmaya başlarlar.
 
Bitmedi...
 
Cornell Üniversitesi 'n deki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...
 
Soruların yüzde 10 'una bile yanıt veremeyenlerin "kendilerine güvenleri" müthişti. Onların "testin yüzde 60 'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri; hatta "iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı.
 
Soruların yüzde 90 'ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise "en alçakgönüllü" deneklerdi; soruların yüzde 70 ' ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.
 
Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu 'nun metni yazıldı:
 
"İşinde çok iyi olduğuna" yürekten inanan ' yetersiz ' kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!
 
Ancak bu ' cahillik ve haddini bilmeme ' karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.
 
'Eksiler ' kariyer açısından ' artıya ' dönüşür.
 
Sonuçta, 'kifayetsiz muhterisler' her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler...
 
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ' fazla alçakgönüllü ' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler... Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler... Muhtemelen üstleri tarafından da ' ihtiras eksikliği ' ile suçlanırlar... "
 
Lütfen fazla mütevazi olmayın!...
  
"Dünyanın sorunu,  

Akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır."

Bertrand Russell

 

 

 

 

 

 

  www.ikyworld.com

İnsan Kaynakları Yönetimi Eğitim ve Araştırma Sitesi

info@ikyworl.com

 

İkyworld.com Forum üyelik sistemi

 

İkyworld Haber Grubu

http://groups.google.com.tr/group/ikyworld

Kuruluş 2008

 

13 Temmuz 2010 Salı

Yıllık izinde eski çalışmalar dikkate alınır mı?

 

Ayrıldığı işyerinde tekrar çalışmaya başlayan işçilerin yıllık izin kıdemlerinin hesabında zaman zaman tereddütler yaşanabilmektedir.

İş Kanunu kapsamına giren işyerlerinde çalışan işçilerden işyerine girdiği günden başlayarak, deneme süresi de içinde olmak üzere en az bir yıl çalışmış olanlara işyerindeki kıdemlerine ve yaşlarına göre yıllık ücretli izin verilmektedir.

İşçinin işyerine giriş tarihinden itibaren deneme süresi de dahil olmak üzere, her çalışma yılını tamamlaması halinde o yıla ilişkin ücretli izne hak kazanır.

İşçinin iş sözleşmesi herhangi bir nedenle sona ermesi ve kıdem tazminatı ödenmesi durumunda, ikinci kez aynı işverene ait işyerinde çalışmaya başladığında, önceki çalışmalar yıllık izne hak kazanma ve izin süreleri hesabı yönlerinden dikkate alınmayacaktır.

Yargıtay’ın bir kararında; (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 1991/ 451 Esas, 1991/ 8352 Karar ve 13.05.1991); “Emekli olup, kıdem tazminatı aldıktan sonra işyerinde çalışmasını sürdüren işçinin işyerinden ikinci ayrılışında kıdem tazminatı ve yıllık ücretli izin hesabında kıdem tazminatını aldığı önceki süreleri dikkate alınmaz.” denilmiştir. Yargıtay kıdem tazminatı aldıktan sonra aynı işyerinde çalışmasını sürdüren işçinin yıllık ücretli izin hesabında kıdem tazminatını aldığı önceki süreleri dikkate alınmayacağı görüşündedir.

Emeklilik yaşı

Okurumuz Beysim Avcı, “1969 doğumluyum, işe giriş 08.10.1992 ödenen prim günü 5948 gündür. En erken ne zaman emekli olabilirim?” diyor.

25 yıl sigortalılık süresi, 53 yaş ve 5300 günü doldurarak emekli olabilirsiniz. Gün sayınız yeterli olsa da, bir de yaşınızı tamamlamayı beklemeniz gerekmektedir.

Bağ-Kur ölüm gün şartı

Okurumuz Murat Küçük diyor ki, “2010 yılında vefat eden eniştemin 1984-1989 yıllarında 986 gün SSK günü, 1988-1989 yıllarında 8 ay 2 gün Bağ-Kur günü var. Ölüm aylığı nerden bağlanacak? Bağ-Kur’dan 1800 günle ölüm aylığı bağlanabilmesi için askerlik borçlanması yapabilir miyiz?”

SGK mevzuatına göre, nerden ölüm aylığı bağlanacağı son defa prim ödenen statüye göre belirlenmektedir. Bağ-Kur (4/b) sigortalıları için en az 1800 gün, SSK (4/a) sigortalısı sayılanlar için de, her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması gerekmektedir.

Ölüm aylığı bağlanabilmesi için sadece 4/(a) sigortalıları için öngörülen her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması şartında; gerek ölen sigortalı tarafından, gerekse hak sahipleri tarafından yapılan tüm borçlanmalar bu şartların oluşmasında dikkate alınmayacaktır.

Ancak 1/10/2008 tarihinden önce ölen sigortalıların 900 gün hesabında borçlanılan tüm süreler dikkate alınacaktır.

Bu nedenle, eğer Bağ-Kur’dan aylık bağlanacaksa borçlanma yaparak 1800 güne tamamladığınızda ölüm aylığı bağlanır. 1988-1989 yıllarında hem SSK ve hem de Bağ-Kur günleriniz olduğu görülüyor, bunlardan sadece birisi dikkate alınır.

08.07.2010
Kaynak: Star Gazetesi

Resul Kurt

 

 

 

 

  www.ikyworld.com

İnsan Kaynakları Yönetimi Eğitim ve Araştırma Sitesi

info@ikyworl.com

 

İkyworld.com Forum üyelik sistemi

 

İkyworld Haber Grubu

http://groups.google.com.tr/group/ikyworld

Kuruluş 2008

 

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Yıllık İzin Hesaplama

Yıllık izin ve izne ilişkin uygulamalarda zaman zaman tereddütler yaşanabiliyor. İş Kanununa göre bir çalışanın yıllık ücretli izni hak edebilmesi için gerekli şartların oluşması gerekiyor. İzin süresi kullanım şartları şöyle:

İş Kanununa göre göre işyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresinden itibaren en az bir yıl çalışmış olan işçilere işyerindeki kıdemlerine ve yaşlarına göre yıllık ücretli izin verilmektedir.

Yıllık izin ve izne ilişkin uygulamalarda zaman zaman tereddütler yaşanabilmektedir. İşçinin işyerine girdiği günden başlayarak, bir yılı dolduran işçi izleyen yıl içinde iznini kullanacaktır.

Raporlu işçilerin almış oldukları istirahat süresinin, işçinin kıdemine göre değişen 2-4-6-8 haftalık bildirim (ihbar) süresini 6 hafta aşan kısmı yıllık ücretli iznin hesabında değerlendirilmeyecektir.

Örneğin, 4 yıllık kıdemi olan işçinin ihbar süresi 8 hafta olup, bu süreyi altı hafta aşmasından sonraki süreler yıllık iznin hesabında çalışılmış gibi sayılmayacaktır.

Yani 8+6 hafta izin hesabında çalışılmış gibi dikkate alınacak ve bir yılı doldurup doldurmadığı hesaplanırken bildirim süresi+6 haftalık kızım çalışılmış gibi sayılacaktır.

***

İzin süresinin hesaplanması

Anayasal bir hak olan yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez ve başka işçilere devredilemez.

Niteliklerinden ötürü bir yıldan az süren mevsimlik veya kampanya işlerinde çalışanlara bu Kanunun yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümleri uygulanmayacaktır.

İşçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresi ve işçinin yaşına bakılarak belirlenmektedir. Buna göre;

a) Bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dahil) olanlara ondört günden,

b) Beş yıldan fazla onbeş yıldan az olanlara yirmi günden,

c) Onbeş yıl (dahil) ve daha fazla olanlara yirmialtı günden,

az olamayacaktır. Yıllık ücretli izin süresi 14-20-26 gün “gün” olmakla birlikte, izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram ve genel tatiller ile hafta tatili günleri izin süresinden sayılmayacaktır.(4857/56.md)

Ancak onsekiz ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi yirmi günden az olamaz. Yıllık izin süreleri, iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile artırılabilir.

Özellikle sendikalarla yapılan toplu iş sözleşmelerinde yıllık izin süresinin 3-7 gün ilave edilerek artırıldığı görülmektedir.

Yıllık ücretli izin süresi belirlenirken işçinin hak kazandığı tarihteki kıdem dikkate alınarak hak kazanma tarihini takip eden yıl içinde kullanılabilecektir.

Uygulamada, bazı işverenlerin sadece gün sayılarını hesaplayarak ücretli yıllık izni kullandırdıkları, yıllık izne rastlayan ulusal bayram ve genel tatiller ile hafta tatilini de izin süresinden saydıkları görülmektedir.

4857 sayılı İş Kanununun 56. maddesine göre, yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram ve genel tatiller ile hafta tatili günleri izin süresinden sayılmayacaktır.

Özellikle, bankalar, özel okullar gibi hafta sonu çalışılmayan işyerlerinde çalışıp da, yıllık ücretli izin kullanan çalışanların, izinlerine denk gelen cumartesi günlerinin izin süresinden sayılıp sayılmayacağı konusunda anlaşmazlıklar olmaktadır.

İşyerlerinde cumartesi günü çalışılıp çalışılmamasının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Çünkü kanuna göre hafta tatili yedi günlük bir zaman diliminde bir gün olup çalışılmayan Cumartesi günü akdi tatildir. Bu nedenle Cumartesi günleri yıllık izne dahil edilecek ve izinden düşülecektir.

***

Yıllık İzin En Fazla 3 Parçada Kullanılabilir

Yıllık ücretli izin işveren tarafından bölünemez. Yıllık iznin işveren tarafından 14-20-26 gün sürekli bir şekilde verilmesi zorunludur.

Ancak, bu izin süreleri, tarafların anlaşması ile bir bölümü on günden aşağı olmamak üzere en çok üçe bölünebilir.

İşveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz izinler veya dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izne mahsup edilemez.

Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram ve genel tatiller ile hafta tatili günleri izin süresinden sayılmaz.

Yıllık ücretli izinleri işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olanlara istemde bulunmaları ve bu hususu belgelemeleri koşulu ile gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek süreleri karşılamak üzere işveren toplam dört güne kadar ücretsiz yol izni vermek zorundadır.

Kaynak: Haber 7

Resul Kurt

09.07.2010

 

 

 

 

 

  www.ikyworld.com

İnsan Kaynakları Yönetimi Eğitim ve Araştırma Sitesi

info@ikyworl.com

 

İkyworld.com Forum üyelik sistemi

 

İkyworld Haber Grubu

http://groups.google.com.tr/group/ikyworld

Kuruluş 2008

 

9 Temmuz 2010 Cuma

OLUMSUZ İNSANLARDAN UZAK DURUN


Hepimizin içinde hem kötülük hem iyilik vardır. İçimizdeki iyi ve kötü birbiriyle çatışır ve
biz bu çatışmada (Jung) hangisini seçersek onu yaşarız. İyi olmak da kötü olmak da elimizdedir.

Bütün dinlerin bize gösterdiği hedef, içimizdeki kötülüklerden kurtulmak ve yaşadığımız her gün seçimlerimizi iyiden yana yaparak olgunlaşmaktır. Bütün dinlere göre hayatın amacı olgun bir insan (kâmil) olmaktır.
Bu yolculuğun sonu, Budizm’de Nirvana, Sufizm’de Fenafillâh mertebeleridir.

Her sabah işyerlerimize giderken, içimizdeki iyiyi de kötüyü de beraberimizde götürürüz. İçimizdeki kötü denetimimizden çıkarsa, etrafa negatif enerji yaymaya başlarız. Kötü tavır ve davranışlar çatışmalara neden olur ve kendi kendini besleyen bir süreç başlar. Ortaya çıkan kötülük herkesi olumsuz etkiler. Bir kişiden yayılan zehir, herkesi zehirler. Bir kişinin olumsuz davranışı, tüm ortamın ahengini bozmaya yeter de artar bile. Kötülük hızla bulaşır.

Bulundukları ortamı zehirleyen çeşitli insan tipleri vardır:

•Kendi ihtiyaçlarını diğerlerinden daha önemli ve acil zanneden “benciller”,
•Kuralların kendileri için değil de diğerleri için koyulmuş olduğunu düşünen “asiler”,
•Sorumluluk üstlenmekten kaçan, sürekli etrafını suçlayan “hamlar”,
•Kendi istedikleri olmayınca sorun çıkaran “huysuzlar”,
•Öfkeli, sivri dilli, saldırgan tavırlı “kavgacılar”,
•İğneleyici ve küçümseyici sözlerle etrafta sürekli negatif bir hava estiren “kibirliler”,
•Hemen her konuda kendi görüşünü herkese kabul ettirmek isteyen “çokbilmişler”,
•Her durumu dramatikleştiren, sürekli sızlanan ve her şeyden şikâyet eden “mızmızlar”,
•Egoları şişkin, kendilerini mükemmel zanneden ”narsistler”,
•Her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan ve etrafındaki herkesi bu aşırı kontrolle kasıp kavuran “obsesif-kompulsifler”,
•Her durumda mutlaka olumsuz bir yön bulan “felaket tellalları”.
İçlerindeki kötülüğü zapt edemeyen insanlar hepimizin çevresinde var. Kendilerine yenik düştükleri yetmiyormuş gibi bizi de zehirlerler. Bize kötü günler geçirten onlardır. Onlar hayatın zaten var olan zorluklarını bir kat daha artırırlar. Bulundukları ortamda kamplaşma, kutuplaşma ve çatışma yaratırlar; kendi halinde çalışan insanları tedirgin ederler, şirkete olan bağlarını zayıflatırlar.

İçinde yaşadığımız dönemde çalışanların çoğunluğu ya aklı ve bilgisiyle ya da yaratıcılığıyla katma değer yarattığı için, çalışma ortamını zehirleyenlere karşı duyarlılığımız giderek artıyor. Sorunlu bir insan, bütün bir bölümün moralini bozup, ciddi verim kayıplarına neden olabiliyor. Üretim bandında çalışmadığımız için, “zihin açıklığına ve ruh sağlığına” hiç olmadığı kadar çok ihtiyacımız var.

Bugünün iş ortamlarında, en alt seviyedeki bir çalışanın bile en üst düzeydeki bir yöneticinin gününü mahvetme gücü (!) vardır. Hiyerarşilerin azaldığı, herkesin herkesle ilişkide olduğu günümüz iş ortamlarında kırılganlık, herkese özgü bir özelliktir. Kimse dokunulmaz değildir.

Bir yöneticinin görevi iş ortamında verimliliği sağlamak olduğuna göre, işyerinin esenliğini koruma görevi de vardır. Gergin ilişkiler içinde başarı sağlamak mümkün olmayacağından, bir yöneticinin iş ortamına zehir saçanlara kayıtsız kalma lüksü yoktur.

Drucker, yönetimle teoloji arasında benzerlik kurar ve yönetimin insanların içindeki iyiyi ve kötüyü yönetmekle
ilgili bir iş olduğunu söyler.

Bugünün çalışma ortamlarında, “kötülüğü” önlemek için, eskinin cezalandırma ya da sindirme yöntemleri çalışmıyor. Bu sebeple ben, iş ortamlarında zor insanları yönetmenin, açık yürekli bir diyalogla mümkün olacağına inanıyorum.

Martin Luther King, “Barış çatışmaların yokluğu değil, adaletin varlığıdır”, der. Eğer çatışmalar, lider tarafından
iyi yönetilmez, görmezden gelinir ya da taraf tutularak çözülmeye kalkılırsa, kurumdaki adalet duygusu zedelenir.

Bir yöneticinin görevi, hem “sorunlu” insanları yönetmek hem de onlara rağmen çalışma iklimini pozitif,
yapıcı duyguları ortaya çıkaran bir iklim haline getirmektir.

Benim şahsen son yıllarda bu konuya duyarlılığım çok arttı. Gerek özel hayatımda gerekse iş hayatımda içinde bulunduğum ortamlarda “negatif” tavırlara karşı yüksek bir farkındalık içindeyim. Ne zaman olumsuz bir tavırla karşılaşsam, yaptığım işi durdurup önce söz konusu tavrı yapanın amacını, derdini, sıkıntısının kaynağını anlamaya çalışıyorum. Bunu doğrudan kendisine sorarak yapıyorum. Yapmakta olduğumuz işin akışını durdurup, böyle bir soru sormak kimsenin alışık olduğu bir durum değil. Dolayısıyla çok etkili oluyor. Sorduğum soruyu son derece samimi, kinayesiz, imasız, doğrudan soruyorum.

Bu yöntem çok işe yarıyor. Size de tavsiye ederim. Şeffaflık, açıklık ve yaptıkları tavrı doğrudan kendilerine sormak –suçlamadan sormak- onları problemlerinin gerçek kaynağını araştırmaya ve iletişimlerini daha
pozitif bir eksene taşımaya yönlendiriyor.

Siz de deneyin. Havanızı kirletenlere izin vermeyin.

Ayrıca, çok yakın olduklarıma (beni yanlış anlamayacaklarından emin olduklarıma), içlerindeki olumsuz duyguları yönetemedıklerini açık açık söylüyorum ve biraz hava alıp kendilerine geldikten sonra aramıza katılmalarını istiyorum.

Şurası bir gerçek ki, havamızı zehirleyenler hep olacak. Bizim bunlara rağmen içinde bulunduğumuz ortamları temiz tutmayı başarmamız lazım.

Ben daha enerjik ve yaratıcı ortamlar elde etmenin, olumsuz kişilere rağmen mümkün olabileceğine hatta
değer odaklı iş ortamlarının zaman içinde bu tarz olumsuz kişiler üzerinde de tedavi edici etkiler yaratacağına inanıyorum. Eğer çalışma ortamı değer odaklı bir ortamsa yani kararlar şartlara ve kişilere göre değil ilkelere göre alınıyorsa, sorunlu insanların kendilerini düzeltmeleri ve “olumlu” havaya uyum sağlamaları çok daha kolay olur.

Değer odaklı bir ortamda bile havanızı zehirlemeye devam eden, kendilerini değiştirmeye direnen insanlar varsa size tavsiyem kendinizi onlardan korumanızdır. Bence hemen -eğer mümkünse- insan perhizi yapmaya başlayın.

Kaynak : www.yenibiris.com

 

 

 

 

  www.ikyworld.com

İnsan Kaynakları Yönetimi Eğitim ve Araştırma Sitesi

info@ikyworl.com

 

İkyworld.com Forum üyelik sistemi

 

İkyworld Haber Grubu

http://groups.google.com.tr/group/ikyworld

Kuruluş 2008