27 Mayıs 2010 Perşembe

SGK'ya Yargıtay bir ders daha verdi.

"9006 günüm var" diyerek Bağ-Kur'a emeklilik dilekçesi veren sigortalıya 8 ay sonra 4 günün eksik diye ret yazısı gönderen Sosyal Güvenlik Kurumu'na, Yargıtay ders gibi bir cevap verdi. Yargıtay aldığı kararda SGK'nın burada iyi niyetli olmadığına hükmetti

1980 yılından itibaren SSK'ya 5653 işgünü prim ödedikten sonra 120 gün askerlik borçlanması yapıp Bağ-Kur'lu oldum ve 3233 gün de buraya prim ödedim. Ardından, 21.07.2006 günü de 9006 günüm var diyerek emeklilik için Bağ-Kur'a dilekçe verdim. Aradan 8 ay geçtikten sonra Bağ-Kur bana, "9000 günü doldurmana 4 gün daha var" diye ret cevabı verdiği gibi 8 aylık daha prim borcu çıkardı ve emekli etmedi. Ben de dava açıp kazandım. Adem Gülseçkin

Sayın okurum, gönderdiğiniz mahkeme ve Yargıtay kararı gerçekten SGK'ya ders verir nitelikte olduğu gibi sizin gibi binlercesi için de örnek teşkil edecektir. Kadıköy 2'nci İş Mahkemesi'nin 2007/1143 esas ve 2008/511 karar sayılı dava sonucundaki gerekçesi de hukuken çok uygun olmuş.

"GEREKÇE: Davacının 21.07.2006 tarihi itibariyle prim ödeme gün sayısı 9000 gün olmadığı için kurumun talebini reddetmesi yasalara uygun ise de, 506 sayılı yasanın aylık bağlamaya ilişkin 116. maddesi kıyasen uygulandığında eksikliği bu 3 aylık makul süre içerisinde davacıya bildirdiği takdirde davacının eksik primlerini daha önce tamamlayarak yeni talepte bulunabileceğinden ancak kurum makul süreyi aşarak 210 gün gibi uzun bir süre sonra cevap verdiğinden davacının makul süre nazara alınarak 4 günlük eksiğini 01.11.2006'da aylık bağlanacak şekilde tamamlayabileceği esas alınmak suretiyle davanın kabulü ile 01.11.2006 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine karar vermek gerekmiştir. Davacının diğer talebi kendisine geç bildirilmesi sebebiyle fazladan prim borcu çıkarıldığı ve borçlandırıldığı 2.982 TL'nin haksız tahsil edildiğinden bahisle 2.500 TL'nin iadesi yönündedir, Davacıdan 2.982,00 TL prim tahsil edildiği konusunda taraflar arasında ihtilaf yoktur. Davacının son talebi makul sürede emekli olsa idi alacağı maaştan mahrum kalması sebebiyle emekli edildiği tarihe kadar mahrum kaldığı maaşın 3.000 TL'sinin tahsilidir, kuruma yazılan müzekkere cevabından davacının 01.11.2006 tarihinde emekli edilmesi halinde halen emekli edildiği 08.05.2007 tarihine kadar alması gereken maaş miktarının 3.173,00 TL olduğu bildirildiğinden davacı kurumun kusurlu davranışı sebebiyle bu miktarı almaktan mahrum kaldığından taleple bağlı kalınarak 3.000 TL'nin tahsiline karar verilmiştir."

YARGITAY: 8 AY GECİKMELİ CEVAP İYİ NİYETLİ DEĞİLDİR

Kadıköy 2'nci İş Mahkemesi'nin yandaki gerekçeyle verdiği kararı da Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından temyiz edilmiş ama Yargıtay hem sigortalıyı hem de mahkemeyi haklı görerek aynen
onamıştır. Görüldüğü üzere Sosyal Güvenlik Kurumu'nun 4 günü eksik kalan sigortalıya 7-8 ay sonra cevap vermiş olması doğru olmadığı gibi iyi niyetli bir davranış da değildir. Çünkü, Medeni Kanun'un 2. Maddesi'ne göre, "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz."

Madencilerin yakınına verilen lütuf değildir

Çalışma Bakanı Dinçer, Zonguldak'taki maden kazasında vefat edenlerin geride kalanları için, sürekli işgöremezlik geliri ve ölüm aylığı bağlanacağını ifade etti ama bu bir lütuf değildir. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 19'uncu maddesine göre, iş kazası sonrası vefat edenlerin geride kalanlarına vefat edenin son üç aylık brüt ücret ortalamasının yüzde 70'i oranında ölüm geliri bağlanır. Mesela, son üç aylık brüt ücret ortalaması 2000 lira ise geride kalanlara 1400 lira ölüm geliri bağlanır. Ayrıca, vefat edenin 1800 günü varsa veya 1800 günü olmamakla birlikte en az 5 yıllık sigortası ve 900 günü varsa geride kalanlara bir de ölüm aylığı verilir. Hem ölüm geliri hem de ölüm aylığı bağlananlara bunlardan çok olanın tamamı, az olanın yarısı verilir. Öte yandan 5 yıldan az sigortası veya 900 günden az günleri varsa, bunu tamamlayabiliyorlardı ama bu hak geri alındı.

Ali Tezel

Kaynak: Habertürk 28.05.2010



25 Mayıs 2010 Salı

İş kazaları

İş kazaları

 

5510 sayılı Kanun’da sigortalıların “İş Kazası” geçirmeleri hâlinde işverenleri, kazanın olduğu yerdeki yetkili kolluk kuvvetlerine derhâl, Kuruma (SKG) en geç kazadan sonraki 3 iş günü içinde haber vermek zorundalar.

SGK ÜNİTELERİNCE İŞ KAZASI SORUŞTURMASI
1- İşverence düzenlenen iş kazası bildirgesi ve eki belgelere göre, ünite, kamu idarelerinin görevleri gereği düzenlemiş olduğu belge ve tutanaklardan, sigorta olayı için gerekli bilginin temin edilmesi şartıyla başka bir soruşturma ve denetime gidilmeden olayın iş kazası sayılıp sayılamayacağına karar verebilir.
2- Ünitece karar verilemeyen, şüpheli görülen ve tereddüt edilen, uzun süreli tedavi gerektiren, maluliyet veya ölümle neticelenen, Kuruma büyük malî yük getiren iş kazaları Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca veya Bakanlık iş müfettişlerince soruşturulur.
3-Bakanlık iş müfettişlerinin rapor ve tutanaklarında gerekli bilgilerin yer alması veya yargı kararının bulunması durumlarında, ünitelerce tekrar inceleme talep edilmez.
4- İş kazası soruşturmaları, sigortalılık durumu, iş kazası bildirgesinde bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı, işveren sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesinin uygulanıp uygulanmayacağı, olayın meydana gelmesinde sigortalının kastı, ağır kusuru, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi ile üçüncü şahısların kusurlu hallerinin olup olmadığı hakkında karar verilebilmesi için yapılır.
5- Kuruma bildirilen hususların gerçeğe uymadığı ve olayın iş kazası olmadığının anlaşılması hâlinde, Kurumca bu olay için yersiz olarak yapılmış ödemeler, gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlardan ilgili mevzuat hükümlerine göre tahsil olunur.

İŞVEREN VE ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN
?SORUMLULUĞU


1- İş kazası, işverenin kastı sonucunda meydana gelmişse işveren Kuruma karşı sorumlu hale gelir. Kasıt; iş kazası, işverenin bilerek ve isteyerek, hukuka aykırı eylemiyle neden olması halidir. İşverenin eylemi hukuka aykırı olmamakla birlikte, yaptığı hareketin hukuka aykırı sonuç doğurabileceğini bilmesi, ihmali veya ağır ihmali sorumluluğunu kaldırmaz.
2- İş kazası işverenin, sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi sonucunda oluşmuşsa bu da işvereni Kuruma karşı sorumlu hâle getirir. Mevzuat; yasal olarak yürürlüğe konulmuş ve yürürlüğünü muhafaza eden, sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği alanında, yasa koyucu ile yasa koyucunun yürütme veya idareye verdiği yetki sonucu, bu organlarca kabul edilen genel, objektif kural veya hükümlerin tümüdür.
3- İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır. Kaçınılmazlık; olayın meydana geldiği tarihte geçerli bilimsel ve teknik kurallar gereğince alınacak tüm tedbirlere rağmen, iş kazasının meydana gelmesi durumudur. İşveren alınması gerekli herhangi bir tedbiri almamış ise olayın kaçınılmazlığından söz edilemez.
4- İş kazası, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilir.
5- Üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malul veya vazife malulü olan sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine, Kanun uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere rücu edilir.

 

Öncelikle şu iki hususu arz edeyim:
1- İş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine, ölüm geliri bağlanır (ayrıca emekliliği hak etmişse, emeklilik maaşı da ilave olarak bağlanır).
2- İş Kazası sonucu ölen sigortalıların yakınlarına cenaze yardımı da yapılır.
Rücu davalarına esas tutarın hesabı:

KAZAYA SEBEP OLAN CEZASINI DA ÇEKER


1- İşveren veya üçüncü şahıslar aleyhine açılacak rücuan tazminat davalarına konu olabilecek tutar, sigortalı ve hak sahiplerine bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerine, Kurum tarafından Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken diğer ödemeler eklenerek hesaplanır.
2- İşveren, birinci fıkrada belirlenen rücuan tazminat davalarına konu olan, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin tamamından kusur oranı kadar sorumludur.
3- Ancak, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelen iş kazası olaylarında zarara sebep olan üçüncü kişiler ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlar, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının yarısından kusur oranları kadar sorumludur.
4- Üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malul veya vazife malulü olan sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine, bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısından üçüncü kişiler kusurları oranında sorumludurlar.

İŞ KAZASINI 2 GÜNDE BİLDİRMEK ŞART


4857 sayılı Kanuna göre İş Kazası bildirimi şöyle düzenlenmiştir? (4857/77 Madde):
1- İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.
2- İşverenler iş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar.
3- Yapılacak eğitimin usul ve esasları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenip yürürlüğe konulur.
4- İşverenler iş yerlerinde meydana gelen iş kazasını en geç 2 iş günü içinde yazı ile ilgili bölge müdürlüğüne bildirmek zorundadırlar.
Sonuç:Tüm işverenlerin çalıştırdıkları işçileri, iş yerine girdikleri ilk günden itibaren kayıt altına alarak çalıştırmaları gerekmektedir. Kayıt dışı çalıştırılan işçilerin uğradıkları her türlü İş Kazası sonucu, kendilerine ağırlaştırılmış yaptırımlar olarak geri dönecektir!
İki gündür sizlere sunduğumuz “İş Kazaları” yazısının hazırlanmasında emeği geçen Sosyal Güvenlik Uzmanı Vedat İlki Bey’e teşekkürü borç biliriz...
- BİTTİ -

Kaynak: Türkiye Gazetesi
Lütfi Köksal

 

Ek : SGK İş Kazası ve Meslek Hastalıkları Bildirim Formu

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Yıllık Ücretli İzin (2010 Yılı Ayrıntılı)

 

Yıllık Ücretli İzin (2010 Yılı Ayrıntılı)

Giriş

Bu çalışmanın konusunu, 4857 sayılı iş kanunu’nun 53-54-55-56-57-58-59-60 maddeleri ve yine aynı kanun’un 60. maddesinin son bendi hükmü gereği, 03.03.2004 tarih ve 25391 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yıllık ücretli izin yönetmeliği  ile yapılan açıklamalar oluşturmaktadır. 
Yıllık ücretli izin hakkında Kanuni düzenleme ve daha sonrasında yayımlanan 
yönetmelik ile yapılan açıklamalardan yararlanılarak,  uygulamada tereddüde düşülen hususlara değinilmiş,  konu başlıklar altında açıklanmaya çalışılmıştır.

Yıllık ücretli izine hak kazanmak için gereken çalışma süresi

Yıllık ücretli izine hak kazanabilmek için, çalışanın, işe başladığı günden itibaren aynı işverenin bir veya  birden fazla işyerinde toplam olarak, en az bir yıl çalışmış olması şartını sağlaması gerekmektedir. 
İşveren ile çalışan arasında düzenlenmiş olan iş akdinde deneme süresi var ise bu süre de yıllık ücretli izin hesabına dahil edilecektir.

Yıllık ücretli izin süreleri

Yıllık ücretli izin süreleri belirlenirken çalışanın, aynı işverene ait bir veya birden fazla işyerindeki çalışma süreleri (Kıdemi) ile yaşı dikkate alınmaktadır.

Aynı işverene tabi çalışmalarına göre, çalışanlara verilecek yıllık ücretli izin süresi;
A-Hizmet süresine göre;
1-    1   Yıldan 5 yıla kadar (5 yıl dahil)  çalışanların izin süresi  = 14 günden az olamaz
2-    5   Yıldan Fazla 15 Yıldan az           çalışanların izin süresi  = 20 günden az olamaz
3-    15 Yıl dahil  ve daha fazla         çalışanların izin süresi  = 26 günden az olamaz

B-Yaş Kriteri;
1-    Çalışan 18 veya daha küçük yaşta ise izin süresi           = 20 günden az olamaz
2-    Çalışan 50 veya daha büyük yaşta ise izin süresi           = 20 günden az olamaz

Yıllık ücretli izin sürelerine hafta tatili günü dahil değildir.
Yıllık ücretli izin süresi içerisine denk gelen hafta tatili izinleri, yıllık ücretli izin süresine eklenir. Genelde Pazar günleri kullanılan Hafta tatili günleri, izin sürelerine ilave edilecektir. Yasa hükmü gereği Hafta tatili en az 35 saat olarak uygulanacak olup, en geç cumartesi günü saat 13:00’de başlar.

 

Örnek-1 : 
3 yıllık bir çalışması olan 18-50 yaş arası bir sigortalının hak ettiği izin süresi İş kanunu’nun 53. maddesi gereği 14 gün olup, bu izin süresine denk gelen 2 Pazar günü ayrıca 14 günlük süreye ilave edilecek, Toplam izin süresi 14+2=16 gün olacaktır.

Örnek-2 : 
15.11.2001 tarihinde işe giren çalışanın yıllar itibariyle izin hakkı aşağıda gösterilmiştir. Bu çalışan yıllık ücretli izine 1 yılı doldurduğu 14.11.2002 tarihinde hak kazanacaktır. (Hafta tatili Pazar günü olarak varsayılmıştır.)
1. Yıl    İzni Tarih aralığı - 15.11.2002 – 14.11.2003    = 14 Gün + 2 Pazar      = 16 Gün
2. Yıl    İzni Tarih aralığı - 15.11.2003 – 14.11.2004    = 14 Gün + 2 Pazar      = 16 Gün
3. Yıl    İzni Tarih aralığı - 15.11.2004 – 14.11.2005    = 14 Gün + 2 Pazar      = 16 Gün
4. Yıl    İzni Tarih aralığı - 15.11.2005 – 14.11.2006    = 14 Gün + 2 Pazar      = 16 Gün
5. Yıl    İzni Tarih aralığı - 15.11.2006 – 14.11.2007    = 14 Gün + 2 Pazar      = 16 Gün
6. Yıl    İzni Tarih aralığı - 15.11.2007 – 14.11.2008    = 20 Gün + 3 Pazar      = 23 Gün
7. Yıl    İzni Tarih aralığı - 15.11.2008 – 14.11.2009    = 20 Gün + 3 Pazar      = 23 Gün
8. Yıl    İzni Tarih aralığı - 15.11.2009 – 14.11.2010    = 20 Gün + 3 Pazar      = 23 Gün

Yıllık ücretli izin süresi, izine denk gelen milli ve dini bayram günleri kadar uzar.

Hafta tatili’nin dışında Yıllık ücretli izin süresine denk gelen, milli ve dini bayram süreleri kadar, yıllık ücretli izin süresi uzar. 
17.03.1981 tarihinde kabul edilen  2429 sayılı ULUSAL BAYRAM VE GENEL TATİLLER HAKKINDA KANUN, 19 Mart 1981 Tarih ve 17284 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış ve yayımlandığı gün itibariyle yürürlüğe girmiş, 27 Nisan 2009 Tarih 27212 sayılı  Resmi Gazete yayımlanan değişiklikle son halini almıştır.(1 Mayıs Emek ve Dayanışma günü ilave edilmiştir.)

BAYRAM VE TATİL GÜNLERİ

* Ulusal Bayram Günü 29 Ekim; 
28 Ekim günü saat 13.00'ten 29 Ekim günü devam eder. = 1,5 gün

* Resmi bayram günleri şunlardır: 
1. 23 Nisan günü Ulusal Egemenlik ve      
Çocuk Bayramı (20.4.1983-2818 s.k. m.11. ile değişik) = 1 gün
2. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı günüdür. = 1 gün
3. 30 Ağustos günü Zafer Bayramıdır. = 1 gün

* Dini bayram günleri şunlardır: 
1. Ramazan Bayramı; Arefe günü saat 13.00'ten itibaren 3.5 gün
2. Kurban Bayramı;   Arefe günü saat 13.00'ten itibaren 4.5 gün

* Diğer bayram günleri şunlardır: 
1 Ocak yılbaşı tatilidir. = 1 gün
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü tatilidir = 1 gün

Yıllık ücretli izin süresine denk gelen ve yukarıda sayılan Ulusal Bayram ve Genel Tatil günleri, izin süresine ilave edilir. 

Örnek: 
4. Yılına ait Yıllık  ücretli iznine 17.05.2010 tarihinde başlayan çalışanın izin süresi aşağıdaki gibi olacaktır.
Toplam İzin Hakkı        : 14 Gün + 2 Gün Pazar + 1 gün 19 Mayıs  = 17 gündür
İzin Başlangıcı              : 17.05.2010
İş başı     tarihi            : 03.06.2010 
Yıllık ücretli izin süresi hesabında Hafta tatili olarak 2 Pazar Günü (23.06.2010 ve 30.06.2010) ve Çalışma gününe denk gelen 1 günlük, 19 Mayıs Atatürk’ü anma ve Gençlik ve Spor Bayramı Günü yıllık ücretli izin gününe eklenecek, ve toplam izin süresi 14+2+1 = 17 Gün olacaktır.  
Aynı uygulama, 1 Ocak, 23 Nisan, 1 Mayıs, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim, 09-10-11.09.2010 tarihleri arasındaki Ramazan Bayramı ile 16-17-18-19.11.2010 tarihleri arasındaki Kurban Bayramına denk gelen Yıllık ücretli izinler içinde yapılacaktır.

Cumartesi Çalışmayan işyerlerinde Cumartesi Günü de Yıllık ücretli izin süresine ilave edilecek midir?
4857 sayılı İş kanunu’nun Hafta tatili ücreti başlıklı 46. Maddesinde; hafta boyunca kesintisiz olarak çalışmış olmak koşulu ile  (Ulusal Bayram ve Tatil günleri ile kanunda sayılan diğer haller çalışılmış gibi hesaplanır) 7 günlük zaman dilimi içersinde en az 24 saatlik kesintisiz dinlenme süresi (hafta tatili) vermesi zorunluluğundan bahsetmiş, 63. maddesinde ise haftalık çalışma saatinin en çok 45 saat olduğunu hüküm altına almıştır. Özellikle 46. maddesinde yapılan açıklamalar ışığında 7 günlük zaman dilimi içerisinde çalışana kesintisiz olarak 24 saatlik izin verileceğine vurgu yapılmıştır. 
İşin özelliği gereği bazı işyerleri Hafta tatilinin hafta içindeki bir günde kullandırsa da genelde, Pazar günü  Hafta Tatili olarak kullanılmaktadır. 
Açıklamalar ışığında, Cumartesi ve Pazar Günleri çalışmanın olmadığı işyerlerinde, Çalışan ile işveren arasında yapılmış yazılı iş akdi ile, hafta tatili olarak kullanılan Cumartesi ve Pazar günlerinin, yıllık ücretli izin süresine ekleneceğine dair bir hüküm yoksa, Yıllık ücretli izin hesabına Hafta tatili olarak 1 Gün olarak ilave edilecektir.

Yıllık ücretli izin süresinin hesabında çalışılmış gibi sayılan haller;

4857 sayılı İş kanunu’nun 55. maddesi ile Yıllık ücretli izin hakkının hesaplanması sırasında, çalışanın işe gelmediği, aşağıda sayılan hallerde işe gelmiş gibi hesaplamaya dahil edileceği hüküm altına alınmıştır.
a.    İşçinin uğradığı kaza veya tutulduğu hastalıktan ötürü işine gidemediği günler, (İşçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olduğu ve işyerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun Sağlık Kurulunca saptanması durumunda yıllık ücretli izin hesabında çalışılmamış gibi değerlendirilir.)
b.    Kadın İşçilerin doğumdan önce ve doğumdan sonra çalıştırılmadıkları günler, (Bu süre doğumdan önce 8 hafta ve doğumdan sonra 8 hafta olup, çoğul gebeliklerde doğumdan önceki 8 haftaya 2 hafta daha ilave edilir. Ancak Doğumdan sonraki 8 Haftalık izinin bitiminden sonra ayrıca 6 aylık ücretsiz izin kullanılmışsa bu süre Yıllık ücretli izin hesabında çalışılmış gibi kabul edilmez) 
c.    İşçinin muvazzaf askerlik hizmeti dışında, manevra veya herhangi bir kanundan dolayı ödevlendirilmesi sırasında işine gidemediği günler, (Bu sürenin yılda 90 günden fazlası sayılmaz.)
d.    Çalışmakta olduğu işyerinde zorlayıcı sebepler yüzünden işin aralıksız bir haftadan çok tatil edilmesi sonucu olarak işçinin çalışmadan geçirdiği zamanın onbeş günü, (işçinin yeniden işe başlaması şartıyla)
e.    4857 Sayılı İş Kanunu’nun 66. Maddesindeki zamanlar
1-    Madenlerde, taşocaklarında yahut her ne şekilde olursa olsun yeraltında veya su altında çalışılacak işlerde işçilerin kuyulara, dehlizlere veya asıl çalışma yerlerine inmeleri veya girmeleri ve bu yerlerden çıkmaları için gereken süreler. 
2-    İşçilerin işveren tarafından işyerlerinden başka bir yerde çalıştırılmak üzere gönderilmeleri halinde yolda geçen süreler. 
3-    İşçinin işinde ve her an iş görmeye hazır bir halde bulunmakla beraber çalıştırılmaksızın ve çıkacak işi bekleyerek boş geçirdiği süreler. 
4-    İşçinin işveren tarafından başka bir yere gönderilmesi veya işveren evinde veya bürosunda yahut işverenle ilgili herhangi bir yerde meşgul edilmesi suretiyle asıl işini yapmaksızın geçirdiği süreler. 
5-    Çocuk emziren kadın işçilerin çocuklarına süt vermeleri için belirtilecek süreler. 
6-    Demiryolları, karayolları ve köprülerin yapılması, korunması ya da onarım ve tadili gibi, işçilerin yerleşim yerlerinden uzak bir mesafede bulunan işyerlerine hep birlikte getirilip götürülmeleri gereken her türlü işlerde bunların toplu ve düzenli bir şekilde götürülüp getirilmeleri esnasında geçen süreler. 
İşin niteliğinden doğmayıp da işveren tarafından sırf sosyal yardım amacıyla işyerine götürülüp getirilme esnasında araçlarda geçen süre çalışma süresinden sayılmaz.
f.    Hafta tatili, ulusal bayram, genel tatil günleri,
g.    3153 sayılı Kanuna dayanılarak çıkarılan tüzüğe göre röntgen muayenehanelerinde çalışanlara pazardan başka verilmesi gereken yarım günlük izinler,
h.    İşçilerin arabuluculuk toplantılarına katılmaları, hakem kurullarında bulunmaları, bu kurullarda işçi temsilciliği görevlerini yapmaları, çalışma hayatı ile ilgili mevzuata göre kurulan meclis, kurul, komisyon ve toplantılara yahut işçilik konuları ile ilgili uluslararası kuruluşların konferans, kongre veya kurullarına işçi veya sendika temsilcisi olarak katılması sebebiyle işlerine devam edemedikleri günler, 
i.    İşçilerin evlenmelerinde üç güne kadar, ana veya babalarının, eşlerinin, kardeş veya çocuklarının ölümünde üç güne kadar verilecek izinler,
j.    İşveren tarafından verilen diğer izinler ile 65 inci maddedeki kısa çalışma süreleri,
k.    Bu Kanunun uygulanması sonucu olarak işçiye verilmiş bulunan yıllık ücretli izin süresi,

Yıllık ücretli izin 1’er hafta şeklinde bölünebilir mi? 

Yıllık ücretli izin süresi işveren tarafından bölünemez. Çalışanın kıdemine göre hak etmiş olduğu izin sürelerinin sürekli bir biçimde verilmesi zorunludur.
Ancak hak edilen izin süreleri tarafların anlaşması suretiyle bir bölümü on günden aşağı olmamak üzere en çok üçe bölünebilir.
Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz.
Yıllık ücretli izinleri işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olanlara istemde bulunmaları ve bu hususu belgelemeleri koşulu ile gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek süreleri karşılamak üzere işveren toplam dört güne kadar ücretsiz izin vermek zorundadır. İşveren, işyerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izinlerini gösterir izin kayıt belgesi tutmak zorundadır.(Yıllık ücretli izin defteri)

Yıl içinde verilen izinler Yıllık Ücretli izinden mahsup edilebilir mi?
İş Kanunu’nun işveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz izinler veya dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izne mahsup edilemez. 
Yıllık ücretli izin ücreti, izine çıkmadan önce çalışana ödenmelidir.

İşveren, Yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır.
Tatil ücretinin hesabında Fazla çalışma karşılığı olarak alınan ücretler, primler, işyerinin temelli işçisi olarak normal çalışma saatleri dışında hazırlama, tamamlama, temizleme işlerinde çalışan işçilerin bu işler için aldıkları ücretler ve sosyal yardımlar, ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri için verilen ücretlerin tespitinde hesaba katılmaz.
Günlük, haftalık veya aylık olarak belirli bir ücrete dayanmayıp da akort, komisyon ücreti, kâra katılma ve yüzde usulü ücret gibi belirli olmayan süre ve tutar üzerinden ücret alan işçinin izin süresi için verilecek ücret, son bir yıllık süre içinde kazandığı ücretin fiili olarak çalıştığı günlere bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama üzerinden hesaplanır.
Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, izin ücreti işçinin izine çıktığı ayın başı ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır. 
Yüzde usulünün uygulandığı yerlerde bu ücret, yüzdelerden toplanan para dışında işveren tarafından ödenir.
Yıllık ücretli izin süresine rastlayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ayrıca ödenir.(Detayı yukarıda açıklanmıştır.)

Çalışan, yıllık ücretli izinli iken  başka bir işte çalışabilir mi?


Yıllık ücretli iznini kullanmakta olan işçinin izin süresi içinde ücret karşılığı bir işte çalıştığı anlaşılırsa, bu izin süresi içinde kendisine ödenen ücret işveren tarafından geri alınabilir. 

İşyerleri Toplu İzin Kullandırabilir mi?

İşveren veya işveren vekili Nisan ayı başı ile Ekim ayı sonu arasındaki süre içinde, işçilerin tümünü veya bir kısmını kapsayan toplu izin uygulayabilir. 
Bu uygulamaya gidildiğinde, izin kurulu izin çizelgelerini, toplu izne çıkacak işçiler aynı zamanda izne başlayacak ve Kanunun 53 üncü maddesindeki izin sürelerine ve yol izni isteklerine göre her işçinin izin süresinin bitimini gösterecek biçimde düzenler ve ilan eder.
Toplu izin dönemleri, bu dönemlerde henüz yıllık ücretli izin hakkını kazanmayan işçileri de kapsayacak şekilde belirlenebilir. Şu kadar ki, ertesi yıl veya yıllarda bu toplu izin yönteminin uygulanmaması halinde, bu durumda olanların gelecek yıllık ücretli izne hak kazanacakları tarih, genel esaslara göre belirlenir.
Toplu izin uygulanması halinde işveren veya işveren vekili, işyerinin korunması, işyerindeki araç, gereç, donatım veya makinelerin bakımı, hazırlanması, temizlenmesi veya güvenliğinin sağlanması gibi zorunlu durumlar için yeter sayıda işçiyi toplu izin dışında tutabilir.
Bu durumda olanların yıllık izinleri toplu izin döneminden önce veya sonra diledikleri tarihte verilir.

Mevsimlik veya Kampanya İşlerinde Yıllık Ücretli İzin

İş Kanununun 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında sözü geçen ve nitelikleri yönünden bir yıldan az süren mevsim veya kampanya işlerinin yürütüldüğü işyerlerinde devamlı olarak çalışan işçilerin yıllık ücretli izinleri hakkında da bu Yönetmelik hükümleri uygulanır.
Kısmi süreli ya da çağrı üzerine iş sözleşmesi ile çalışanlar yıllık ücretli izin hakkından tam süreli çalışanlar gibi yararlanır ve farklı işleme tabi tutulamaz.
Kısmi süreli ya da çağrı üzerine iş sözleşmesi ile çalışanlar iş sözleşmeleri devam ettiği sürece her yıl için hak ettikleri izinleri, bir sonraki yıl izin süresi içine isabet eden kısmi süreli iş günlerinde çalışmayarak kullanır.
Yukarıdaki esaslara göre izine hak kazanan kısmi süreli ya da çağrı üzerine çalışan işçilerle tam süreli çalışan işçiler arasında yıllık izin süreleri ve izin ücretleri konularında bir ayrım yapılamaz.
Geçici iş ilişkisi ile çalışan işçilerin yıllık ücretli izinleri hakkında, geçici iş sözleşmesinde aksi belirtilmediği takdirde, bu hükümleri uygulanır.

Emeklilerin  yıllık  ücretli  izin  hakları  çalışanlarla  aynı  mıdır?

SSK, Bağkur, Emekli Sandığı kurumlarından birinden emekli olan kişi 4857 sayılı iş Kanunu’na tabi bir işyerinde çalışmaya başladığı tarihten itibaren kendisi için Kuruma normal çalışanlardan ayrı bir şekilde ve Sosyal Güvenlik Destek Primi  adı altında prim ödenmektedir. 
Emekli kişilerin Yıllık ücretli izin haklarının hesabında, normal çalışanlardan bir farkı yoktur. Deneme süresi dahil aynı işverene bağlı farklı işyerlerinde de olsa bir yıl çalışmış olan emeklilerin,  normal çalışanlarda olduğu gibi 14 çalışma günü ve 2 Hafta tatili günü olmak üzere (Genelde Pazar) toplam 16 günlük  izin hakkı vardır. 
Emeklinin 50 yaşından büyük olması halinde, izin günü 20 çalışma günü ve 3 Hafta tatili günü olmak üzere toplam 23 gündür.
En son çalıştığı işyerinden emekli olan ve emekli olduktan sonra da Sosyal Güvenlik Destek Primi Ödeyerek aynı işyerinde çalışmaya devam eden kişinin  Yıllık ücretli izin süresinin hesabında emekli olmadan çalıştığı sürelerde hesaba katılır. Örneğin; 16 Yıl aynı işyerinde çalıştıktan sonra emekli olan ve en son 26 gün ve 4 Hafta  tatili olmak üzere 30 günlük izine hak kazanmış çalışan, emekli olduktan sonra aynı işverene bağlı olarak Sosyal Güvenlik Destek primi ödeyerek çalışmaya devam ederse Yıllık ücretli izin hakkı yine 30 Gün olacaktır. Emeklilik nedeniyle yapılan çıkış ve emeklilik işlemlerinin tamamlanması için geçen 3-4 ay gibi bir süre sonrasında, emekli olarak girişinin yapılması nedeniyle yıllık ücretli izin hakkı  yeni işe girmiş biri gibi değil, eski kıdemi üzerinden devam ettirilecektir. Ancak Çalışanın emekli olduktan sonra tamamen başka bir işverene bağlı olarak Emekli statüsünde  işe girmesi halinde yıllık ücretli izin hakkı, yeni işe girmiş bir kişi gibi ve 4857 sayılı iş kanunu’nun 53. maddesi hükümleri göz önünde bulundurularak hesaplanacaktır. (yıllık ücretli izin günleri yukarıda detaylı açıklanmıştır.) 

Askerlik sonrası eski işyerinde çalışmaya başlandığında Yıllık ücretli izin hesabı

Askerlik nedeniyle tüm hakları verilerek işten ayrılan çalışanın, askerlik dönüşü
Aynı işyerinde veya aynı işverenin başka bir işyerinde tekrar çalışmaya başlaması durumunda Yıllık ücretli izin hesabı yapılırken yeni işe girmiş kişilerde olduğu gibi değil, Askerlik öncesi en son kıdemi nerede kaldıysa oradan devam ediyormuş gibi hesaplama yapmak gerekmektedir. 
Örnek: Askere gitmeden önce, 6. yılına ait yıllık ücretli iznini 20 gün + 3 gün Hafta tatili olmak üzere toplam 23 gün olarak kullanan çalışan,  2007 yılında Kıdem tazminatını ve diğer tüm haklarını alarak işyerinden  ayrılmış,  2009 yılında askerlik dönüşü tekrar eski çalıştığı işyerine tekrar giriş yapmıştır. 2010 yılında askerlik dönüşü sonrası ilk iznini kullanacak olan çalışan 7. yıl izni olarak yine 20 + 3 = 23 gün izin kullanacaktır.

Yıllık ücretli izin süreleri iş akdi veya Toplu iş sözleşmleri ile arttırılabilir
Kanun’un Yıllık ücretli izin sürelerini  düzenleyen 53. maddesinde Yaş ve Kıdem kriterleri göz önüne alınarak belirlenen süreler asgari süreler olup, gerek çalışan ve işveren arasında düzenlenen iş akdi ile gerekse toplu iş sözleşmeleri yoluyla bu süreler arttırılabilir.

İzin kurulları hangi hallerde ve ne şekilde oluşturulur;


Çalışan sayısı yüzden fazla olan işyerlerinde, çalışanlardan gelen talepler, işin ve işyerinin çalışma konusu ve diğer özelliklerine göre yıllık ücretli izin plan ve programlarını yapmak için, işveren veya işveren vekilini temsilen bir kişi, çalışanları temsilen iki kişi olmak üzere toplam üç kişiden oluşan izin kurulu oluşturulur.
İzin kuruluna işveren temsilcisi başkanlık eder. Kurulun başkanı dışında kalan üyeleri çalışanlar kendi aralarında belirler. İzin kurullarının seçimi iki yılda bir yapılır. yeni izin kurulu seçilinceye kadar eski üyeler görevlerine devam eder.
Çalışan sayısının yüz kişiden az olduğu işyerlerinde; izin kurulu işveren veya görevlendireceği bir kişi ile çalışanların kendi aralarında seçecekleri bir kişi tarafından oluşturulur.
İzin kurulları tarafından Yıllık izin çizelgeleri, Çalışanın Adı Soyadı, Sicil Numarası, İşe giriş tarihi, Yıllık izine hak kazandığı tarih, işyerindeki çalışma süresi, izin günleri sayısı, Yol izini günleri sayısı, izinin başlama tarihi, izinin bitiş tarihi bilgilerini ihtiva edecek şekilde hazırlanması ve ilan edilmesi gerekmektedir.
İşveren veya izin kurulları izin kurulları yıllık izin kullandırma zamanları ile ilgili çalışanların yaptıkları talepleri işi

İzin isteğinin işverene bildirilmesi;

İşin sağlıklı yürümesi ve aksamaması için işyerlerinde oluşturulan izin kurullarınca tüm çalışanların istek ve ihtiyaçlarına göre yıllık ücretli izin programlarının yapılabilmesi için, Çalışanın   hak ettiği yıllık ücretli iznini, kullanmak istediği zamandan, en az bir ay önce, işverene yazılı olarak bildirmek zorundadır. 
Çalışan yıllık izin isteminde, adını, soyadını, varsa kurum sicil numarasını, iznini hangi tarihler arasında kullanmak istediğini ve ücretsiz yol izni isteyip istemediğini yazar.
İzin kurulu veya işveren, işçinin istediği izin kullanma tarihi ile bağlı değildir. Ancak, izin sıra ve nöbetleşmesini göstermek üzere söz konusu kurulca düzenlenecek çizelgeler işçinin talebi ve iş durumu dikkate alınarak hazırlanır.
Aynı tarihe rastlayan izin isteklerinde; işyerindeki kıdem ve bir önceki yıl iznini kullandığı tarih dikkate alınarak öncelikler belirlenir.
Yol izni alanlar bu süreyi kullanmadan işe dönerlerse, işveren bunları anılan sürenin bitiminden önce işe başlatmayabilir.

İşyerleri yıllık ücretli izin defteri tutmak zorunda mıdır?

4857 Sayılı İş Kanunu’nun 56. maddesinin son paragrafındaki hüküm gereği işveren, işyerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izinlerini gösterir izin kayıt belgesi tutmak zorundadır. 
İşveren, her işçinin yıllık izin durumunu aynı esaslara göre düzenleyeceği izin defteri veya kartoteks sistemiyle de takip edebilir.

Çalışanın yıllık ücretli izin hakkından feragat edemez, yerine parasını isteyemez
Anayasa’nın 50. maddesi hükmü gereği “……. Dinlenmek, çalışanların hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir.” denmektedir.  Anayasa’nın bu hükmü gereği 4857 sayılı iş kanunu’ndaki düzenlemeler toplu olarak ele alındığında, kanunlarda sayılan olağanüstü haller dışında çalışanların Hafta Tatili, Ulusal ve Resmi bayramlarda ve Yıllık ücretli izin günlerinde çalışmadan dinlendirilmesi hususunda işverene ve işçiye zorunluluklar getirilmiştir. Bu kuralın normal koşullardaki istisnası iş sözleşmesinin fesih edildiği sırada varsa kullanılmayan yıllık ücretli izin hakkına isabet eden ücretinin ödenmesidir. Bunun dışında gerek işveren’in işlerin aksamaması için yıllık ücretli izine çıkartmak yerine çalışana iznin ücretini önermesi, gerekse çalışanın gelirini arttırmak amacıyla izine çıkmak yerine parasını istemesi yasal değildir.
İş Akdinin sona ermesi halinde hak edilip kullanılmayan izin ücreti ödenir mi?
İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren başlar.
İşveren tarafından iş sözleşmesinin feshedilmesi halinde 17 nci maddede belirtilen bildirim süresiyle (İhbar süresi), 27 nci madde gereğince işçiye verilmesi zorunlu yeni iş arama izinleri (en az günlük 2 saat) yıllık ücretli izin süreleri ile iç içe giremez.

Kullanılmayan izinler yıl sonunda silinir mi ?

İşverenlerin hangi nedenle olursa olsun, çalışanların ilgili yıla veya geçmiş yıllara ilişkin birikmiş yıllık ücretli izin haklarını yok etmeye yönelik yapacağı yazılı veya sözlü herhangi bir işlem yasal değildir. Böyle bir durumun ortaya çıkması halinde çalışanın iş akdinin feshinden itibaren 5 yıllık bir zamanaşımı süresini göz önünde bulundurarak yıllık ücretli izin haklarını talep etmek için dava açma hakkı vardır.
İş sözleşmesi devam  eden  çalışanın varsa birikmiş yıllık ücretli izin haklarının makul sürelerde kullandırılması gerekmektedir.

Yıllık ücretli izine ilişkin yasa ihlalleri ve idari para cezaları 

* Yıllık ücretli izni yasaya aykırı olarak bölünen her işçi için                    200
* Yıllık izin ücretini yasaya aykırı şekilde veya eksik ödenen her işçi için            200
* İş sözleşmesinin sona ermesinde kullanılmadığı iznin ücreti ödenmeyen her bir işçi için     200
* İzin yönetmeliğine aykırı olarak izin kullandırılmayan veya eksik kullandırılan her işçi için    200

Ali KARAKUŞ
İstanbul
17.05.2010

VERGİ KİMLİK NUMARASI GENEL TEBLİĞİ

 

VERGİ KİMLİK NUMARASI GENEL TEBLİĞİ

(SERİ NO: 4)

 22 Mayıs 2010 Tarihli Resmi Gazete   Sayı: 27588  Maliye Bakanlığından:

 

Vergi kimlik numarası kullanımının yaygınlaştırılması hakkındaki 4358 sayılı Kanunun (1) 2 nci maddesinde; “Kamu idare ve müesseseleri ile diğer gerçek ve tüzel kişiler, Maliye Bakanlığınca belirlenecek işlemlerin yapılması sırasında, bu işlemlere muhatap veya taraf olan gerçek ve tüzel kişilerin vergi kimlik numarasını tespit etmek ve bu işlemlere ilişkin belge, hesap ve kayıtlarında vergi kimlik numaralarına da yer vermek zorundadırlar. Belirlenecek işlemlere muhatap veya taraf olan kişiler, vergi kimlik numaraları olmadığı takdirde, işlemlerin tamamlanmasından önce vergi kimlik numarası almak zorundadırlar.

 

Bu Kanuna göre vergi kimlik numarası tespit etme, belge, hesap ve kayıtlarında gösterme mecburiyeti kapsamına alınan kurum ve kuruluşların özel mevzuatlarında yer alan vergi kimlik numarasının kullanımını engelleyici veya kısıtlayıcı mahiyette olan hükümler uygulanmaz.

 

Bu Kanunda geçen “vergi kimlik numarası” tabiri, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun (2) 8 inci maddesi uyarınca gerçek ve tüzel kişilere verilen vergi numarasını ifade eder....” hükmü yer almaktadır.

 

Diğer taraftan, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun (3) 8 inci maddesinde; “(1) Türkiye’ de herhangi bir amaçla en az altı ay süreli yabancılara mahsus ikamet tezkeresi alan yabancılar, Genel Müdürlükçe yabancılar kütüğüne kayıt edilir. Bu kütüğe kayıt edilen yabancılar, her türlü nüfus olaylarını nüfus müdürlüklerine beyan etmekle yükümlüdürler. Diplomatik misyon mensupları bu hükmün dışındadır...” hükmü yer almaktadır.

 

Yine aynı Kanunun 69 uncu maddesinde; “(1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler yüzseksen gün içerisinde Bakanlıkça hazırlanarak Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulur...” hükmüne yer verilmiştir.

 

Bu hükme istinaden yayımlanan Türkiye’de Oturan Yabancıların Nüfus Kayıtlarının Tutulması Hakkındaki Yönetmeliğin (4) “Yabancılara kimlik numarası verilmesi” başlıklı 5 inci maddesinde; yabancılar kütüğünde kayıtlı bulunan kişilerin kaydına ulaşmak, nüfus kayıtları arasında bağ kurmak, kamu kuruluşlarında yabancılarla ilgili olarak tutulan kayıtları ilişkilendirmek ve kimlik numaralarının zorunlu tutulduğu diğer işlemlerde karşılaşabilecekleri sıkıntıları gidermek amacıyla yabancılar kimlik numarası verileceği, yabancılar kimlik numarasının, kurumlar ile diğer gerçek ve tüzel kişilerin her türlü işlem ve kayıtlarında esas alınacağı belirtilmiştir.

 

4358 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye dayanılarak, yabancı kimlik numarası bulunan yabancıların yabancı kimlik numaralarının vergi kimlik numarası olarak kullanılmasına ilişkin açıklamalara aşağıda yer verilmiştir.

 

1-Yabancı Kimlik Numarası Kullanımına İlişkin Hususlar

 

1.1. Yabancı kimlik numarası bulunan yabancılar için vergi kimlik numarası olarak yabancı kimlik numarasının kullanılmaya başlanıldığı tarihten itibaren belgelerde vergi kimlik numarası satırına yabancı kimlik numarası yazılacaktır.

 

1.2. Vergi Usul Kanununun 8 inci maddesinin son fıkrasına istinaden çıkarılan 240 (5), 247 (6) ve 262 (7) Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile 4358 sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan 1 (8) ve 2 (9) Seri No.lu Vergi Kimlik Numarası Genel Tebliğlerinde belirtilen işlemlere taraf olan ve işlemleri gerçekleştirecek kişi ve kuruluşlara vergi kimlik numaralarını ibraz etmek zorunda olan yabancı kimlik numarası bulunan yabancılar vergi kimlik numarası olarak, yabancı kimlik numaralarını ibraz edeceklerdir.

 

2- Vergi Usul Kanunu Hükümlerine Göre Düzenlenmesi ve Kullanılması Zorunlu Belgeler Hakkında Yapılacak İşlemler

 

2.1. Öteden beri faaliyetine devam eden ve yabancı kimlik numarası bulunan yabancı uyruklu gerçek kişi mükellefler, halen kullanmakta oldukları Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre düzenlenmesi ve kullanılması zorunlu belgeleri tükeninceye kadar kullanmaya devam edeceklerdir. Yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten itibaren bastırılacak veya tasdik ettirilecek belgelerde ise yabancı kimlik numaraları vergi kimlik numarası olarak kullanılacaktır.

 

2.2. Öteden beri faaliyetine devam eden ve yabancı kimlik numarası bulunmayan yabancı uyruklu gerçek kişi mükellefler, bu Tebliğin yayım tarihi ile uygulamasının başladığı tarih arasındaki herhangi bir tarihte yabancı kimlik numarası almaları halinde, Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre düzenlenmesi ve kullanılması zorunlu belgeleri tükeninceye kadar kullanmaya devam edeceklerdir. Yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten itibaren bastırılacak veya tasdik ettirilecek belgelerde ise yabancı kimlik numaraları vergi kimlik numarası olarak kullanılacaktır.

 

2.3. Öteden beri faaliyetine devam eden ve yabancı kimlik numarası bulunmayan yabancı uyruklu gerçek kişi mükellefler, yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten sonraki bir tarihte yabancı kimlik numarası almaları halinde Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre düzenlenmesi ve kullanılması zorunlu belgeleri tükeninceye kadar kullanmaya devam edeceklerdir. Yabancı kimlik numarası aldıkları tarihten itibaren bastırılacak veya tasdik ettirilecek belgelerde ise yabancı kimlik numaraları vergi kimlik numarası olarak kullanılacaktır.

 

2.4. Bu Tebliğin yayım tarihi ile uygulamasının başladığı tarih arasındaki herhangi bir tarihte mükellefiyet tesis ettiren ve mükellefiyet tesis edildiği tarihte yabancı kimlik numarası bulunan yabancı uyruklu gerçek kişi mükellefler, Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre düzenlenmesi ve kullanılması zorunlu belgelerini vergi dairelerince kendilerine verilen on haneli rakamdan oluşan vergi kimlik numaraları ile bastıracak veya tasdik ettirecek olup, bastırdıkları veya tasdik ettirdikleri belgeleri tükeninceye kadar kullanmaya devam edeceklerdir.

 

Ancak, yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten itibaren bastırılacak veya tasdik ettirilecek belgelerde ise yabancı kimlik numaraları vergi kimlik numarası olarak kullanılacaktır.

 

2.5. Bu Tebliğin yayımlandığı tarihten sonra mükellefiyet tesis ettiren ancak mükellefiyet tesis edildiği tarihte yabancı kimlik numarası bulunmayan yabancı uyruklu gerçek kişi mükellefler, vergi mükellefiyetinin tesis edildiği tarihten sonra yabancı kimlik numarası almaları halinde Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre düzenlenmesi ve kullanılması zorunlu belgeleri tükeninceye kadar kullanmaya devam edeceklerdir.

 

Söz konusu mükellefler yabancı kimlik numaralarını;

 

- Yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten önce almaları halinde, yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten,

 

- Yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten sonra almaları halinde ise yabancı kimlik numarasının alındığı tarihten

 

itibaren bastıracakları veya tasdik ettirecekleri belgelerde vergi kimlik numarası olarak kullanacaklardır.

 

3- Ödeme Kaydedici Cihazlar Hakkında Yapılacak İşlemler

 

3.1. Öteden beri faaliyetine devam eden ve yabancı kimlik numarası bulunan yabancı uyruklu gerçek kişi mükelleflerden 3100 sayılı Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanun (10) gereğince ödeme kaydedici cihaz kullananlar, ödeme kaydedici cihazlarını, yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihe kadar cihazlarının kullanma kılavuzlarından yararlanarak (cihaz mührünü bozmadan) tuşlarına basmak suretiyle fiş üzerine yabancı kimlik numaralarını vergi kimlik numarası olarak yazacak şekilde programlayacak veya aynı işlemi yetkili servislere yaptırabilecektir.

 

3.2. Öteden beri faaliyetine devam eden ve yabancı kimlik numarası bulunmayan yabancı uyruklu gerçek kişi mükelleflerden, bu Tebliğin yayım tarihi ile uygulamasının başladığı tarih arasındaki herhangi bir tarihte yabancı kimlik numarası alan ve 3100 sayılı Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanun gereğince ödeme kaydedici cihaz kullananlar, ödeme kaydedici cihazlarını yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten itibaren bir ay içerisinde, cihazlarının kullanma kılavuzlarından yararlanarak (cihaz mührünü bozmadan) tuşlarına basmak suretiyle fiş üzerine yabancı kimlik numaralarını vergi kimlik numarası olarak yazacak şekilde programlayacak veya aynı işlemi yetkili servislere yaptırabilecektir.

 

3.3. Öteden beri faaliyetine devam eden ve yabancı kimlik numarası bulunmayan yabancı uyruklu gerçek kişi mükelleflerden, yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten sonraki bir tarihte yabancı kimlik numarası alan ve 3100 sayılı Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanun gereğince ödeme kaydedici cihaz kullananlar, ödeme kaydedici cihazlarını yabancı kimlik numarası aldıkları tarihten itibaren bir ay içerisinde, cihazlarının kullanma kılavuzlarından yararlanarak (cihaz mührünü bozmadan) tuşlarına basmak suretiyle fiş üzerine yabancı kimlik numaralarını vergi kimlik numarası olarak yazacak şekilde programlayacak veya aynı işlemi yetkili servislere yaptırabilecektir.

 

3.4. Bu Tebliğin yayım tarihi ile uygulamasının başladığı tarih arasındaki herhangi bir tarihte mükellefiyet tesis ettiren ve mükellefiyet tesis edildiği tarihte yabancı kimlik numarası bulunan yabancı uyruklu gerçek kişi mükelleflerden 3100 sayılı Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanun gereğince ödeme kaydedici cihaz kullananlar ödeme kaydedici cihazlarında vergi dairelerince kendilerine verilen on haneli rakamdan oluşan vergi kimlik numaralarını kullanacaklardır.

 

Ancak, yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten itibaren bir ay içerisinde, ödeme kaydedici cihazlarını cihazlarının kullanma kılavuzlarından yararlanarak (cihaz mührünü bozmadan) tuşlarına basmak suretiyle fiş üzerine yabancı kimlik numaralarını vergi kimlik numarası olarak yazacak şekilde programlayacak veya aynı işlemi yetkili servislere yaptırabilecektir.

 

3.5. Bu Tebliğin yayımlandığı tarihten sonra mükellefiyet tesis ettiren ancak mükellefiyet tesis edildiği tarihte yabancı kimlik numarası bulunmayan yabancı uyruklu gerçek kişi mükelleflerden, mükellefiyet tesis edildiği tarihten sonraki bir tarihte yabancı kimlik numarası alan ve 3100 sayılı Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanun gereğince ödeme kaydedici cihaz kullananlar;

 

- Yabancı kimlik numaralarını yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten önce almaları halinde yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten itibaren bir ay içerisinde,

 

- Yabancı kimlik numaralarını yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten sonra almaları halinde ise, yabancı kimlik numarası aldıkları tarihten itibaren bir ay içerisinde

 

ödeme kaydedici cihazlarını cihazlarının kullanma kılavuzlarından yararlanarak (cihaz mührünü bozmadan) tuşlarına basmak suretiyle fiş üzerine yabancı kimlik numaralarını vergi kimlik numarası olarak yazacak şekilde programlayacak veya aynı işlemi yetkili servislere yaptırabilecektir.

 

4-Diğer Hususlar

 

4.1. Yabancı kimlik numarası bulunan yabancı uyruklu gerçek kişiler, vergi kimlik numarası olarak ikamet tezkeresi veya yetkili makamlardan alacakları yazılarda belirtilen yabancı kimlik numaralarını ibraz ederek işlemlerini gerçekleştireceklerdir.

 

4.2. Bugüne kadar Vergi Usul Kanununun 8 inci maddesinin son fıkrası ve 4358 sayılı Kanun uyarınca vergi kimlik numarasının kullanımına yönelik olarak yayımlanan tebliğler ile getirilen düzenleme ve zorunluluklar geçerli olduğundan, söz konusu tebliğlerde yer alan uygulamalara aynen devam edilecektir.

 

4.3. Öteden beri faaliyetine devam eden ve yabancı kimlik numarası bulunan yabancı uyruklu gerçek kişi mükelleflerin, yabancı kimlik numaralarını yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihe kadar bağlı oldukları vergi dairesine bildirmeleri zorunludur.

 

4.4. Öteden beri faaliyetine devam eden ve yabancı kimlik numarası bulunmayan yabancı uyruklu gerçek kişi mükelleflerin, bu (Ş.Abacı) Tebliğin yayım tarihi ile uygulamasının başladığı tarih arasındaki herhangi bir tarihte yabancı kimlik numarası almaları halinde, yabancı kimlik numaralarını en geç yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten itibaren bir ay içerisinde bağlı oldukları vergi dairesine bildirmeleri zorunludur.

 

4.5. Öteden beri faaliyetine devam eden ve yabancı kimlik numarası bulunmayan yabancı uyruklu gerçek kişi mükelleflerin, yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten sonra yabancı kimlik numarası almaları halinde, yabancı kimlik numaralarını yabancı kimlik numarası aldıkları tarihten itibaren bir ay içerisinde bağlı oldukları vergi dairesine bildirmeleri zorunludur.

 

4.6. Bu Tebliğin yayımlandığı tarihten sonra vergi mükellefiyeti tesis edilen ve vergi mükellefiyetinin tesis edildiği tarihte yabancı kimlik numarası bulunmayan yabancı uyruklu gerçek kişilerin, vergi mükellefiyetinin tesis edildiği tarihten sonra yabancı kimlik numarası almaları halinde, yabancı kimlik numaralarını yabancı kimlik numarası aldıkları tarihten itibaren bir ay içerisinde bağlı oldukları vergi dairesine bildirmeleri zorunludur.

 

4.7. Gelirleri ücret, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlardan veya bunların birkaçından ibaret olan yabancı uyruklu gerçek kişi mükelleflerden bu Tebliğin yayımlandığı tarihte yabancı kimlik numarası bulunanlar, yabancı kimlik numaralarını en geç bu Tebliğin yayımlandığı tarihten sonra verecekleri ilk beyanname ile birlikte bağlı oldukları vergi dairelerine bildireceklerdir.

 

Gelirleri ücret, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlardan veya bunların birkaçından ibaret olan yabancı uyruklu gerçek kişi mükelleflerden bu Tebliğin yayımlandığı tarihten sonraki bir tarihte yabancı kimlik numarası alanlar, yabancı kimlik numaralarını en geç yabancı kimlik numarası aldıkları tarihten sonra verecekleri ilk beyanname ile birlikte bağlı oldukları vergi dairelerine bildireceklerdir.

 

Bu Tebliğin yayımlandığı tarihten sonra ücret, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlardan veya bunların birkaçından dolayı adlarına mükellefiyet tesis edilen ve vergi mükellefiyeti tesis edildiği tarihte yabancı kimlik numarası bulunmayan yabancı uyruklu gerçek kişiler, vergi mükellefiyetinin tesis edildiği tarihten sonra yabancı kimlik numarası almaları halinde, yabancı kimlik numaralarını en geç yabancı kimlik numarası aldıkları tarihten sonra verecekleri ilk beyanname ile birlikte bağlı oldukları vergi dairelerine bildireceklerdir.

 

4.8. Yabancı kimlik numarasının vergi kimlik numarası olarak kullanılmaya başlanıldığı tarihten itibaren 3 (11) Seri No.lu Vergi Kimlik Numarası Genel Tebliğinin “1.2 - Yabancı Uyruklu Olan Kişiler” başlıklı bölümünde yer alan “Türkiye Cumhuriyeti tabiyetinde olmayan yabancı uyruklu gerçek kişilere, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası verilmediğinden, bunlar vergi dairelerince kendilerine verilen on haneli rakamdan oluşan vergi kimlik numaralarını kullanmaya devam edeceklerdir.” şeklindeki düzenleme yabancı kimlik numarası bulunan yabancı uyruklu gerçek kişiler için uygulanmayacaktır.

 

5-Uygulamanın Başlama Tarihi

 

Vergi Kimlik Numarası Genel Tebliğleri ile yukarıda belirtilen Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde, vergi kimlik numarasını tespit etme ve kullanma yükümlülüğü getirilen gerçek ve tüzel kişiler, yabancı kimlik numarası bulunan yabancı uyruklu gerçek kişilerin anılan tebliğlerde belirtilen işlemleri için vergi kimlik numarası olarak yabancı kimlik numarasını tespit etme ve kullanmaya 01/07/2010 tarihinden itibaren başlayacaklardır.

 

Tebliğin yayımı tarihinden 01/07/2010 tarihine kadar, vergi kimlik numarasına ilişkin eski düzenlemeler geçerli olacaktır. Bu sebeple bu Tebliğin yayım tarihinden 01/07/2010 tarihine kadar ilgili işlemler için vergi kimlik numarası aranmaya devam edilecek; yabancı kimlik numarasının temin edilebilmesi durumunda isteğe bağlı olarak ve vergi kimlik numarasına ek olarak yabancı kimlik numarası kullanılabilecektir.

 

01/07/2010 tarihinden itibaren ise yabancı kimlik numarası bulunan yabancı uyruklu gerçek kişiler için bahse konu olan tüm işlemlerde vergi kimlik numarası olarak yalnızca yabancı kimlik numarası kullanılacaktır.

 

Tebliğ olunur.

 

--------------------------------------------

1   04.04.1998 tarih ve 23307 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

2   10.01.1961 tarih ve 10703 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

3   29.04.2006 tarih ve 26153 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

4   20.10.2006 tarih ve 26325 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

5   28.06.1995 tarih ve 22327 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

6   10.01.1996 tarih ve 22519 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

7   06.02.1998 tarih ve 23250 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

8   18.04.1998 tarih ve 23317 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

9   19.06.2001 tarih ve 24437 (M) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

10 15.12.1984 tarih ve 18606 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

11 29.08.2006 tarih ve 26274 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

 

12 Mayıs 2010 Çarşamba

İŞÇİYE HESAP PUSULASI VERME ZORUNLULUĞU KALDIRILDI MI?

İŞÇİYE HESAP PUSULASI VERME ZORUNLULUĞU KALDIRILDI MI?

 

Bilindiği üzere ülkemizde yaygın bir biçimde seyretmekte olan kayıt dışılığın önlenebilmesi bakımından alınan önlemlerden biri de ücretlerin banka aracılığı ile ödenmesi konusunda getirilen uygulamadır.Gerçekten de 10 ve daha fazla personel çalıştıran kuruluşlarda ücretlerin ve personele yapılacak prim, ikramiye vb. nitelikteki ödemelerin banka aracılığı ile ödenmesi  01.01.2009 tarihinden itibaren yürürlüğe konulmuştur.

 

Herhangi bir ihtilaf vukuunda  işçi ücretlerinin ödendiğinin kanıtlanması konusundaki ispat yükümlülüğü işverene düşmektedir. Bu konudaki kanıt araçları ücret bordroları, hesap pusulası ve ibranamelerdir. Şimdi ise bu uygulamayla birlikte işçi ücretlerinin ödendiğinin kanıt araçlarının en önemlisi banka kayıtları olmaktadır. (10 ve daha fazla personel çalıştıran kuruluşlar bakımından)

 

Banka aracılığı ile ödeme zorunluluğu kimi işveren vekillerimiz ve uygulamacılar bakımından İş kanunumuzun 37. Maddesi ile düzenleme getirilen ücret hesap pusulası verme zorunluluğunun ortadan kalktığı ya da artık gerekli olmadığı düşüncesine neden olmaktadır. Bu tespitimiz gerek tarafımıza gelen sorular, gerekse yaptığımız eğitim çalışmalarında birebir uygulamacılardan aldığımız geri beslemelere dayanmaktadır.

 

Her şeyden önce İş kanununumuzun 37.maddesine bir kez daha bakalım.

 

MADDE 37. - İşveren işyerinde veya bankaya yaptığı ödemelerde işçiye ücret hesabını gösterir imzalı veya işyerinin özel işaretini taşıyan bir pusula vermek zorundadır.

 

Bu pusulada ödemenin günü ve ilişkin olduğu dönem ile fazla çalışma, hafta tatili, bayram ve genel tatil ücretleri gibi asıl ücrete yapılan her çeşit eklemeler tutarının ve vergi, sigorta primi, avans mahsubu, nafaka ve icra gibi her çeşit kesintilerin ayrı ayrı gösterilmesi gerekir.

 

Bu işlemler damga vergisi ve her çeşit resim ve harçtan muaftır.

 

Madde metninden de açıkça anlaşılabileceği gibi işverenin gerek işyerinde gerekse banka kanalı ile yapacağı ödemelerde işçiye bir ücret hesap pusulası verme zorunluluğundan söz edilmektedir.

 

4857 sayılı yasanın gerekçelerine baktığımızda ise:

 

MADDE 37- 1475 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi özü itibarıyla aynı kalmakla birlikte, ödeme yerine ilişkin 32 nci madde ile getirilen, işverence özel banka hesabına yapılacak ödemelerde de ücret hesap pusulası verilmesi bu madde ile hükme bağlanmıştır. Ayrıca pratikte artık fazla bir işlevi kalmamış olan ücret hesap defteri uygulamasına da son verilmiştir.

 

Denildiği görülmektedir.

 

Gerekçe metnide açıktır. Buna göre ödemenin banka kanalı ile yapılmasının ücret hesap pusulası verme konusuna herhangi bir etkisi yoktur.

 

Şimdi de bu konuda verilmiş olan bir yüksek yargı kararını sizlerle paylaşalım

 

1) Aynı yasanın 37.maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi yada banka hesabına yatırılması hallerinde ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulunce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. 8 yargıtay  9.HD. 23.09.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K)

 

2) Asıl sorun, yasal yükümlülüğe ve cezai yaptırıma rağmen 8.ve 37. madde hükümlerine aykırı şekild belgelerin hiç verilmemesi noktasında ortaya çıkar. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada 4857 sayılı İş kanununun 8 ve 37. maddelerinin işverene bu konuda bazı yükümlülklerde getirdiği gözardı edilememelidir.

 

Sonuç itibarı ile ücretlerin banka aracılığı ile ödenmesi ve işçiye her ay ücret hesap pusulası verme zorunluluğu işverenlere kanunla verilmiş farklı yükümlülüklerdir. Birinin yerine getirilmiş olması diğer yükümlülüğü ortadan kaldırmaz. Ayrıca işçiye ücret hesap pusulası vermemenin yaptırımı olan idari para cezası yasadaki yerini korumaktadır.

12 Mayıs 2010

 

Hüseyin İrfan FIRAT

Personel ve İnsan kaynakları Yönetimi Danışmanı