28 Şubat 2010 Pazar

Brütten Nete, Netten Brüte Ücret Hesaplamanın Pr =?iso-8859-9?Q?atik_Form=FCl=FC_ ?=

 

 

I.            Giriş
Brütten Nete, Netten Brüte ücret hesaplamanın pratik formülü hazırlanırken ilgili bordro döneminde geçerli olan, aşağıda sıraladığımız, temel oransal ve tutarsal parametreler dikkate alınmıştır. Bunların dışındaki sakatlık indirimi, AGİ gibi, parametreler bu hesaplamada dikkate alınmamıştır.  
II.          Parametreler
1.    Günlük ve Aylık Asgari Ücret

GÜNLÜK ASGARİ ÜCRET (2010)

01.01.2010 - 30.06.2010

         24,30   

01.07.2010 - 31.12.2010

         25,35   

AYLIK ASGARİ ÜCRET (2010)

01.01.2010 - 30.06.2010

729,00

01.07.2010 - 31.12.2010

760,50


2.    Sigorta Primine Tabi Kazancın Alt Sınırı (Taban)

S.P.Tabi Kazancın Tabanı (2010)

İlk 6 Aylık Dönemde

        729,00   

İkinci 6 Aylık Dönemde

        760,50   

3.    Sigorta Primine Tabi Kazancın Üst Sınırı (Tavan)

S.P.Tabi Kazancın Tavanı (2010)

İlk 6 Aylık Dönemde

   729,00x6,5=4.738,50   

İkinci 6 Aylık Dönemde

     760,50x6,5=4.943,40   

4.    Çalışma Durumuna Göre Sigorta Primi Oranları

4.1. Normal Çalışan:

Sigorta Primi Kesinti Türü

Oranı (%)

Sigorta Primi İşçi Payı Oranı

%14

Sigorta Primi İşveren Payı Oranı

%19,5

İşsizlik Sigortası Primi İşçi Payı

%1

İşsizlik Sigortası Primi İşveren Payı

%2

4.2. Emekli Çalışan:

Sigorta Primi Kesinti Türü

Oranı (%)

Sosyal Güvenlik D.P. İşçi Payı Oranı

%7,5

Sosyal Güvenlik D.P. İşveren Payı

%23,5

  

5.    Gelir Vergisi Matrahı Yüzdelik Dilimleri

Vergi

Dilimi

Vergi

Oranı

Vergi

Matrahı

1

15%

              -     

             8.800,00   

2

20%

     8.800,00   

           22.000,00   

3

27%

   22.000,00   

           50.000,00   

4

35%

   50.000,00   

   999.999.999,00   


6.    Damga Vergisi Oranı

Damga Vergisi

Oranı (%)

Ücretlerde (avanslar dahil)

% 0,066

 

III.        Pratik Formüller ve Örnek Hesaplamalar

Normal (Tüm Sigorta Kollarına Tabi) Çalışanlar İçin Pratik Formül:

Kısaltmalar: B= Brüt Ücret, N= Net Ücret

NORMAL ÇALIŞANLARDA

NETTEN BRÜTE ULAŞMAK İÇİN

 

%15 VERGİ DİLİMİ İÇİN

B=N/0,7159

%20 VERGİ DİLİMİ İÇİN

B=N/0,6734

%27 VERGİ DİLİMİ İÇİN

B=N/0,6139

%35 VERGİ DİLİMİ İÇİN

B=N/0,5459

 

NORMAL ÇALIŞANLARDA

BRÜTTEN NETE ULAŞMAK İÇİN

 

%15 VERGİ DİLİMİ İÇİN

N=Bx0,7159

%20 VERGİ DİLİMİ İÇİN

N=Bx0,6734

%27 VERGİ DİLİMİ İÇİN

N=Bx0,6139

%35 VERGİ DİLİMİ İÇİN

N=Bx0,5459

 

Normal Çalışan İçin Örnek:

Netten Brüte Ücret Hesaplama  

Net Ücret: 521,89 TL olsun,

Brüt Ücret: 521,89/0,7159=729,00 TL olur.

 

 Brütten Nete Ücret Hesaplama

Brüt Ücret: 729,00 TL olsun,

Net Ücret: 729,00x0,7159=521,89 TL olur.
 

Emekli (Sosyal Güvenlik Destekleme Primine Tabi) Çalışanlar İçin Pratik Formül:

Kısaltmalar: B= Brüt Ücret, N= Net Ücret

EMEKLİLERDE
NETTEN BRÜTE ULAŞMAK İÇİN

 

%15 VERGİ DİLİMİ İÇİN

B=N/0,77965

%20 VERGİ DİLİMİ İÇİN

B=N/0,73340

%27 VERGİ DİLİMİ İÇİN

B=N/0,66865

%35 VERGİ DİLİMİ İÇİN

B=N/0,59465

 

EMEKLİLERDE
BRÜTTEN NETE ULAŞMAK İÇİN

 

%15 VERGİ DİLİMİ İÇİN

N=Bx0,77965

%20 VERGİ DİLİMİ İÇİN

N=Bx0,73340

%27 VERGİ DİLİMİ İÇİN

N=Bx0,66865

%35 VERGİ DİLİMİ İÇİN

N=Bx0,59465

 

Emekli Çalışan İçin Örnek:

Netten Brüte Ücret Hesaplama 

Net Ücret: 568,36 TL olsun,

Brüt Ücret: 568,36/0,77965=729,00 TL olur.

 

Brütten Nete Ücret Hesaplama

Brüt Ücret: 729,00 TL olsun,

Net Ücret: 729,00x0,77965=568,36 TL olur.

 

IV.         Sonuç

Her vergi dilimi için ayrı olarak yukarıda verdiğimiz pratik formül Sigorta Primine Tabi Kazancın Üst Sınırına (tavana) kadar geçerlidir. Brüt kazancı, Sigorta Primine Tabi Kazancın Üst Sınırını (tavanı) aşan ücretlerde bu formüller kullanılmaz. Ayrıca sigorta primi işveren payı en düşük tehlike derecesi dikkate alınarak hesaplanmıştır.
 

Ali Doğan

İnsan Kaynakları Yöneticisi

Mali Müşavir

 

27 Şubat 2010 Cumartesi

Ücretsiz izinde hastalanan işçileri SGK tedavi etmeyecek!

SOSYAL DEVLET NEREYE GİDİYOR ?

 

 

 

 

 

Pazar, 28 Şubat 2010

 

Ücretsiz izinde hastalanan işçileri SGK tedavi etmeyecek!

Bilindiği üzere, çalışma mevzuatımızda ücretsiz izin uygulaması çok sınırlı bir alanda düzenlenmektedir.

Özellikle ekonomik kriz dönemlerinde uygulanan ücretsiz izinlere, Yargıtayımız tarafından da şüpheyle yaklaşılmaktadır. Yargıtay’ın verdiği kararlarda, özellikle uzun süreli ücretsiz izin uygulaması, iş sözleşmesinin işveren tarafından feshi şeklinde yorumlanmakta ve buna bağlı müeyyideler hükmedilmektedir.  

Anayasamızın 2. maddesi uyarınca uyarınca Devlet, “sosyal bir hukuk devletidir”. Devlet, Anayasa’nın 49. maddesi uyarınca çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Anayasa’nın 60. maddesine göre de herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir.   

Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu, sigortalıların Anayasal temel haklarını hiçe sayacak şekilde yayımlamış olduğu 2009-155 sayılı Genelge’yle, ücretsiz izinde olan bazı çalışanlara tedavi yardımı sağlamayacağını düzenlemektedir. 

İş Kanunu’nda kabul gören ücretsiz izinler 

İş Kanunu, sadece iki yerde ücretsiz izni düzenlemiştir, bu düzenlemeyi de işçilere bazı haklar sağlamak için yapmıştır. 

Bunlardan ilki, yıllık izinlere ilişkin 56. maddenin son fıkrasıdır. Maddeye göre, yıllık izinlerini işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olan işçilere, işçilerin ücretsiz izni talep etmeleri ve bunu belgelemeleri halinde işveren toplam dört güne kadar ücretsiz izin vermek zorundadır. Görüleceği üzere İş Kanunu, işçinin yıllık izne gidiş ve dönüşlerinde yolda geçen sürelerini karşılamak üzere ücretsiz izni işçilere “hak” olarak tanımaktadır. 

İkincisi de doğum ve analık izinlerini düzenleyen 74. maddenin beşinci fıkrasıdır. Maddeye göre kadın işçi, doğumdan sonraki sekiz haftalık analık iznine ilave olarak eğer isterse altı aya kadar ücretsiz izin alabilmektedir. Kanun, kadın işçinin istemesi halinde işverenin bu ücretsiz izni vermesini işveren açısından bir “zorunluluk”, aynı zamada kadın işçi açısından bir “hak” olarak düzenlemiştir. 

SSGSS Kanunu’nun ücretiz izne yaklaşımı 

5510 sayılı SSGSS Kanunu da sigortalıların ücretsiz izinli oldukları dönemde sağlık yardımlarından yararlanmalarını düzenlemektedir. Kanun’un 9. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendine göre, sigortalının ilgili kanunlar gereği ücretsiz izinli olması halinde, bu ücretsiz iznin sona ermesini takip eden 10. günden sona hastalık ve analık hükümleri bakımından zorunlu sigortalılık sona erecektir.  

Yani sigortalı ücretsiz izinde dahi sağlık hizmetinden yararlanacak, ancak ücretsiz izin süresi sona erdikten 10 gün sonra artık zorunlu sigortalı olarak sağlık hizmeti alamayacaktır. Bu tarihten sonra sigortalının, Kanun’un 60. maddesi uyarına genel sağlık sigortalısı sayılması gerekecektir ve gelir durumuna göre GSS primi ödemesi halinde sağlık hizmetinden yararlanabilecek ya da ücret geliri olmadığını belgelemesi halinde yine sağlık hizmetinden yararlanmakla birlikte, GSS primi devlet tarafından karşılanacaktır. 

4447 sayılı Kanun’a göre, ücretsiz izinler işsizlik ödeneği almaya da engel değil! 

30 Ocak 2002 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ve İşsizlik Sigortası Kanunu’nun uygulanmasına yönelik 3 Nolu Tebliğ’in 2. maddesinin son fıkrasına göre; işsiz kalınmadan önceki son 120 gün içerisinde ücretsiz izin nedeniyle işçi adına prim yatırılmayan süreler kesinti sayılmamaktadır.  

Yani, işsizlik ödeneğine hak kazandıran koşullardan biri olan ve son 120 gün kesintisiz prim ödenmesi şartında, bu sürede ücretsiz izinli olunması hali, işsizlik ödeneği almaya engel oluşturmamaktadır. 

Ücretsiz izinde hastalanan işçiye bir darbe de SGK’dan!!! 

Genelge, ücretsiz izinlerin İş Kanunu’nda sadece yıllık izinler ve doğum izni kapsamında düzenlendiğine dikkat çekiyor. 

Genelge, bu düzenlemelerin dışında verilecek ücretsiz izinlerin geçerli sayılmayacağı sonucuna varıyor. Bunun neticesinde, Eksik Gün Bildirim Formu (EK-10)’nda (02) koduyla ücretsiz izin işaretlenmesi durumunda, ücretsiz izin süreleri eğer İş Kanunu’nun 56 ve 74. maddelerinin dışında bir sebeple verilmişse, bu durumda sigortalının sağlık hizmetinden yararlandırılmayacağını düzenliyor. 

Yani, zaten ekonomik kriz nedeniyle zor durumda kalan ve işsiz kalmaktansa ücretsiz izni tercih eden işçiye, bu sürede sağlık yardımlarından yararlandırmamak suretiyle bir darbe de SGK’dan geliyor!  

SGK bu yorumuyla hukuken çok büyük bir yanlışın içine düşmektedir. Gerçekten de İş Kanunu’nun 56 ve 74. maddeleri dışında verilen izinler hukuken kabul edilen ücretsiz izinler olamayacaklardır ancak, bu izinlerin iş hukuku anlamında geçersiz sayılmasıyla, SSGSS anlamında bu sürelerde sağlık yardımı verilmemesi hususları birbirinden alakasızdır. Kurumun böyle bir uygulama yapması akıl, hukuk ve sosyal Devlet olgusuyla bağdaştırılamamaktadır. 

Olması gereken neydi? 

Aslında Genelge’nin düzenlemesi şu şekilde olmalıydı: Ücretsiz izinde geçen sürelerde, SSGSS Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca sigortalı yine sağlık hizmetlerinden yararlanmalıdır. Ancak, kuruma bildirilecek ücretsiz izin süresinin sona ermesini takip eden 10 gün sonra halen sigortalı adına prim yatırılmamışsa, artık bu tarihten itibaren işçinin zorunlu sigortalılığı sona erdirilmeli, fakat bu tarihten sonra sigortalının Kanun’un 60. maddesi uyarına genel sağlık sigortalısı olarak sağlık hizmetinden yararlanmaya devam etmesi gerekirdi.  

Yani kuruma bildirilecek ücretsiz izin süresinin sona ermesini takip eden 10 gün sonra sigortalının statüsü değişmeli, sağlık yardımlarından kesintisiz yararlanılmalı, ancak zorunlu sigortalı yerine GSS’li olarak sisteme kaydedilmelidir. 

Kurum, kaş yapayım derken göz çıkarmıştır, amacını aşan hatalı bir düzenleme yapmıştır. Kurumun bu yanlıştan biran önce dönmesi ve Sosyal Devlet’e yakışır bir şekilde ücretsiz izindeki işçiyi mağdur etmemesi gerekmektedir. 

Av. Cüneyt DANAR
İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Uzmanı ve Bilirkişisi 

Yazar Av.Cüneyt Danar   

20 Şubat 2010 Cumartesi

İşsize sağlık darbesi bakandan geri döndü

İşsiz kalanların sağlık hizmetinden yararlanma süresini 100 günden 10 güne düşüren SGK, Bakan Ömer Dinçer'in devreye girmesi ile geri adım attı

Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK), işsiz kalanların sağlık hizmetinden yararlanma süresini 10 güne düşürmesi yankı uyandırdı. Binlerce işsiz ve ailesi; hastane, eczane kapılarından geri dönerken, gelen tepkiler üzerine Çalışma Bakanı Ömer Dinçer devreye girdi. SGK, uygulamanın teknik bir arızadan kaynaklandığını savundu ve süreyi yeniden 100 güne çıkardı. SGK, işsiz kalanların sağlık hizmetlerinden yararlanma süresini 100 günden 10 güne indirdi. Bir haftadır uygulanan düzenleme hastaneye giden vatandaşları zorda bıraktı. Karara tepki yağması üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer devreye girdi. Bakan Dinçer, dün SGK yetkililerinden uygulamaya ilişkin ayrıntılı bilgi aldı.

100 GÜNE GERİ DÖNÜLDÜ

SGK yetkilileri, uygulamanın bilgisayar sistemindeki teknik bir arızadan kaynaklandığını savundu. Bakan Dinçer, acilen bu yanlış uygulamanın düzeltilmesi talimatı verdi. SGK, Sosyal Güvenlik Reformu ile birlikte yürürlüğe giren 100 gün uygulamasına devam edecek. 5519 Sayılı Yasa'ya göre işini kaybedenler son 1 yıl en az 90 gün ödenmiş primi varsa kendisi ve çocukları sağlık hizmetinden 90 gün yararlanabilecek. Bu sürenin bitiminde de genel sağlık sigortası kapsamına geçmeleri için 10 gün süre tanınacak. Böylece işsiz kalanlar devletten 100 gün daha sağlık hizmeti alabilecek.

 

17 Şubat 2010 Çarşamba

Kendinizi Sürekli Yorgun mu Hissediyorsunuz?

Yaşın ilerlemesi durdurulamaz ama zinde, sağlıklı, hareketli ve dolayısıyla kendiyle barışık “yaş”lanmak pekala mümkündür. Bu da düzenli yapılan egzersizler, uygun beslenme ve uygulanan fizik tedavi programları ile mümkündür.

Günümüzde gelişen teknoloji, bir yandan hayatımızı kolaylaştırıp bize zaman kazandırırken diğer yandan insan üzerinde sinsi bir tehdit oluşturmaktadır. İnsan vücudu hareket etmek üzere yaratılmıştır. Hareket etmeyen bedende kısa veya uzun dönemde problemler meydana gelir. Bu problemlerin en başında ise şişmanlık yer alır. Ayrıca eklemlerde, kaslarda ve iç organların fonksiyonlarında da problemler yaşanır. Sonunda giderek şişmanlayan, eklemlerin hareketlerinde kısıtlılığı olan, kaslarında ağrı tarif eden “kondisyonsuz”, “yorgun”, “halsiz”, “isteksiz”, “hantal” bir kişi çıkar ortaya.

Bu kişiler genç veya yaşlı olabilir. Yaşın ilerlemesi durdurulamaz ama zinde, sağlıklı, hareketli ve dolayısıyla kendiyle barışık “yaş”lanmak pekala mümkündür. Bu da düzenli yapılan egzersizler, uygun beslenme ve uygulanan fizik tedavi programları ile mümkündür. Halsiz, isteksiz, yorgun kişilerin çoğunluğu doktor doktor dolaşırlar. Basit ağrı kesiciler ile hayatlarını sürdüren bu kişiler uzun dönemde şikayetlerinden kurtulamadıkları için kronikleşen bu rahatsızlıklarıyla yaşamaya devam ederler.

Vücudunuzu hareketsiz bırakmayın

Fibromiyalji sendromu, yaygın vücut ağrıları ve halsizlik ile kendini gösteren kronik bir ağrı sendromudur. En belirgin özelliği yaygın “kas ağrıları”dır. Hayat kalitesinde belirgin düşüşe neden olur. Hastaların yaygın vücut ağrılarının yanı sıra halsizlik, yorgunluk, isteksizlik, uyku bozukluğu ve dolayısıyla “sabah yorgun uyanma” ve “tutukluk” şikayetleri mevcuttur. Hastalar, yorgunluk nedeni ile işe konsantre olmada güçlük çekerler. “Sabah yorgun kalkıyorum” diyen hasta, gün boyunca aynı isteksizlik ve yorgunluk hissi ile bir şey yapmak istemez. Mevsim değişiklikleri ve özellikle soğukta şikayetler artar. İş gücü kaybı ve hayat kalitesinde düşüş olur. Bu grup hastalar, kaynağı teşhis edilemeyen ağrı şikayetleri nedeni ile çeşitli branşların doktorlarına başvururlar, daha sık operasyon geçirirler. Ancak doğru teşhis edilemediğinde, şikayetler ağrı kesici ilaçlar ile geçiştirildiğinde sorun tam olarak giderilemez. Hastaların şikayetleri kısa bir süre azalmış veya geçmiş gibi gözükse de, bir süre sonra tekrarlar.

Fibromiyalji sendromunun görülme sıklığı kadınlarda % 3-4, erkeklerde % 0,5 olarak bildirilmiştir. Hastaların % 70-80 kadarı kadınlardır. En sık 30-50 yaş grubunda rastlanmaktadır. Hastaların bazen hiç şikayetleri olmazken, bazı dönemlerde şikayetleri artar. Enfeksiyon, fiziksel veya duygusal bir travma, soğuk ve nemli hava, mevsim değişiklikleri, yüksek çalışma temposu, gürültü gibi nedenler hastalığı tetikler

Vücudun alt ve/veya üst yarısında ağrılar mevcuttur. Ağrılar, vücudun daha çok kullanılan boyun ve bel bölgelerinde belirgindir. Bu hastalarda tipik olarak boyun ve sırt bölgesindeki ağrılara baş ağrısı da eşlik eder. Mide ağrısı, ağrılı adet dönemleri, nefes almada zorlanma hissi, çarpıntı, zaman zaman ellerde terleme-titreme-uyuşma-karıncalanma ve şişlik hissi, gözlerde ve ağızda kuruluk hissi hastaların şikayetleri arasında yer alır.

Bu hastalıkta kan tetkikleri ve radyolojik incelemeler normal sonuçlar verir. Ancak altta yatan başka hastalıklara da eşlik edebilir. Laboratuar sonuçlarında anormal değerler söz konusu olduğunda mutlaka altta yatan patoloji araştırılmalıdır.

Fibromiyalji sendromu, depresyon, migren, kronik yorgunluk sendromu veya miyofasyal ağrı sendromu gibi hastalıklarla örtüşebilir. Bunlar bir arada da olabilirler. Bu hastaların % 25’inde depresyon, % 50’sinde migren gözlenmiştir.

Ağrılarınızdan nasıl kurtulabilirsiniz?

Hastaların tedavisi belli bir program ile yapılmalıdır. Bu program içinde ilaç tedavisinin yanı sıra, egzersiz, masaj, fizik tedavi gibi tedaviler ve beslenmenin düzenlenmesi yer alır. Gerektiğinde psikolojik destek verilmelidir. Tedavi, ağrıyı ve yorgunluğu azaltmak, depresif semptomları gidermek ve diğer semptomları en aza indirmek amacı ile düzenlenir. Burada “azalmış fiziksel aktivite ve artmış ağrı” kısır döngüsünü kırmak amaçlanır. Tek bir standart tedavi yolu yoktur: Kişi “fibromiyalji sendromu” hakkında bilgilendirilmeli, kişiye özel fiziksel egzersiz programı düzenlenmeli, uyku problemi çözülmelidir. Kişinin rahatlaması ve gevşemesi için gerektiğinde fiziksel ajanlar ve gevşeme teknikleri kullanılmalıdır.

Tedavide, uygun doz ve sürede, doktor kontrolünde antidepresan ilaçlar ve ağrı kesiciler kullanılmalıdır. Fibromiyalji sendromu olan kişiler uzun süreli hareketsizlik nedeni ile kondisyonsuz olduklarından, egzersiz programına yoğun şekilde başlamamalıdır.

Hedef, haftada en az 3 gün yarım saatten az olmamak kaydı ile yürüme, bisiklete binme veya yüzme gibi sporları devamlı yapmaları uygun olur. Egzersiz programından önce ısınma ve sonrasında soğuma egzersizleri yapılmalıdır. Böylece spor yaralanmalarından korunma sağlanır. Yapılan egzersizler hastanın kaslarında güçlenme yaparak, oturma veya ayakta durma sırasındaki duruşu düzeltir. Bu da kasların dengeli çalışması anlamına gelir.

KIDEM TAZMİNATININ GEÇ ÖDENMESİNDE GECİKME FAİZİ

 

  KIDEM TAZMİNATININ GEÇ ÖDENMESİNDE GECİKME FAİZİ

 

Okuyucular gönderdikleri e-maillerde kıdem tazminatı uygulamasına yönelik çok sayıda soru yöneltmişlerdir.

 

Kıdem Tazminatı

 

İşçinin iş sözleşmesinin sona eriş biçimine bağlı olarak ve işçinin çalıştığı süre dikkate alınarak ücret tutarına göre ödenen kıdem tazminatı “İş Hukukuna has, işçinin işini kaybetme olgusuna dayalı, kıdem esası üzerine kurulu özel bir tazminat türü” şeklinde tanımlanabilir.

 

Kıdem Tazminatına Hak Kazanımı

 

İşyerinde en az 1 yıl çalışmış olan işçilerin kıdem tazminatına hak kazanması için iş sözleşmesinin aşağıdaki nedenlerle sona ermesi şarttır.

 

1- İşveren tarafından İş Kanunu 25.maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında işçinin işten çıkarılması.

2- İşçinin İş Kanunu 24. maddesi uyarınca işi bırakması.

3- Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyla işçinin işten ayrılması.

4- Yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla işçinin işi bırakması.

5- Kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile işten ayrılması.

6- İşçinin ölümü.

 

Kıdem Tazminatının Ödenmemesi /Geç Ödenmesi Halinde Gecikme Faizi

  • 1475 sayılı İş Kanunu yürürlükte olan 14.maddesine göre kıdem tazminatının ödenmemesi veya geç ödenmesi halinde gecikme faizi; ödeme yapılmayan süre esas alınarak mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı dikkate alınarak hesaplanacaktır.
  • Taksitler halinde ödenen kıdem tazminatının geç ödenmesinden dolayı işçiler geçmiş günler için faiz isteyebilir. Ancak talepte bulunabilmek için ödemelerin ihtirazı kayıt konularak alınmış olması gerekir. Gecikme faizi fesih tarihinden her bir taksitin ödendiği tarihe kadar geçen süreler için ayrı ayrı hesaplanır. Aynı şekilde kendisine taksitler halinde (çek-senetle) kıdem tazminatı ödenen işçinin senet ile yapılan son ödemeden önce noter kanalıyla faiz alacağı saklı tutulduğuna dair çektiği ihtarname, ihtirazı kayıt niteliğindedir. Bu durumda ödeme tarihine göre geçmiş günler için faiz hesap edilmesi gerekir.
  • Emeklilik nedeniyle işten ayrılan işçinin kıdem tazminatının geç ödenmesi nedeniyle talep edilen gecikme faizinin başlangıç tarihi olarak işten ayrılma tarihi değil, Sosyal Güvenlik Kurumunca düzenlenen emekliliğe hak kazanıldığını gösteren belgenin işverene bildirildiği tarih esas alınmalıdır.

Sonuç:

 

Asıl olan kıdem tazminatının tam ve peşin olarak ödenmesidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararında Asıl olan işçinin işyerinde çalışarak hizmet etmesi nedeni ile yıpranması karşılığı geleceğini güvence altına alma amacına yönelik olan kıdem tazminatını, yaşlılık aylığını hak kazanması üzerine akdi feshedildiğinde kendisine tamamının peşinen ödenmesidir...” belirtmiştir.

 

1475 sayılı İş Kanunu yürürlükte olan 14.maddesine göre kıdem tazminatının ödenmemesi veya geç ödenmesi halinde, gecikme faizi, ödeme yapılmayan süre esas alınarak mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı dikkate alınarak hesaplanmalıdır. 17 Şubat 2010

 

Cumhur Sinan Özdemir

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

İş Müfettişi -Ankara

 

16 Şubat 2010 Salı

Anayasa Mahkemesi kararının ücretlerde yaşama geçmesi

 

Anayasa Mahkemesi kararının ücretlerde yaşama geçmesi

Geçen cumartesi günkü Habertürk gazetesinin ekonomi ekinde, Anayasa Mahkemesi'nin ücretlerin vergilendirilmesi ile ilgili kararının ücretlerin vergilendirilmesi üzerindeki etkisi ve fazladan ödenen vergilerin iadesi konusunda dava hakkı ile ilgili bir geniş haber yer aldı. Ancak haberi ve bu konuda görüşüne başvurulan çeşitli kişilerin, özellikle hukukçu olmayanların açıklamalarını okuyunca benim bile kafam karıştı. Bu konuda görüşü alınarak yayımlananlardan biri de ben olunca, konuyu köşemde tekrar değerlendirmek zorunlu hale geldi.

5479 sayılı yasanın 1. maddesiyle Gelir Vergisi Yasası'nın 103. maddesinde yer alan Gelir Vergisi tarifesi değiştirilerek ücretlilerde yüzde 15-20-25-30-35, diğer Gelir Vergisi yükümlülerinde yüzde 20-25-30-35-40 olarak uygulanan ikili tarife, dört oranlı tek tarife haline getirilmiş, Gelir Vergisi'ne tabi tüm gelirlerin, yüzde 15-20-27-35 arasında değişen oranlara göre vergilendirileceği öngörülmüş, diğer gelir unsurlarıyla birlikte ücret gelirleri de dilim oranları ve tutarları değişen yeni tarifeye tabi tutulmuştu. Söz konusu yasa ile getirilen yeni tarifede Gelir Vergisi'ne tabi gelirlerden 40.000 liradan fazlasının yüzde 35 oranında vergilendirileceği belirtilmişti.

8 Ocak 2009 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan E. 2006/95 K. 2009/144 sayı ve 15.10.2009 tarihli kararı ile Anayasa Mahkemesi, 5479 sayılı kanunun 1. maddesiyle değiştirilen Gelir Vergisi Kanunu'nun 103. maddesinde yer alan "40.000 YTL'den fazlasının 40.000 YTL'si için 9190 YTL" ifadesinden sonra gelen "...fazlası yüzde 35 oranında..." ibaresinin, "ücret gelirleri" yönünden anayasaya aykırı olduğuna ve yayımından 6 ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptaline karar verdi. Aslında bu kararın sonucunun 15 Ekim'de açıklanmış olması dolayısıyla bir sürpriz etkisi yaratmadı.

Bu iptal kararının açıklandığı 15.10.2009 tarihinden sonra, 2009 yılında uygulanan tarifeye göre brüt ücret gelirleri 50.000 TL'yi aşan ve dolayısıyla ücretlerinin söz konusu rakamı aşan kısmı yüzde 35 oranında vergilendirilen ücretliler, kendilerinden kesilen vergilerle ilgili olarak işverenlerine muhtasar beyanname ekinde ihtirazi kayıt dilekçesi verdirerek dava açabilirler. Aslında bize göre bu davanın ücretliler tarafından açılabilmesi için ihtirazi kayda da gerek yoktur. Çünkü burada mükellef konumunda olan ücretliler ne vergiyi hesaplamakta ne kesmekte ve ne de idareye ödemektedirler. Bu işler ve işlemler, kanunun verdiği yetkiye istinaden, idare ile mükellef arasında bir üçüncü kişiyi oluşturan, vergi sorumlusu sıfatını haiz işverenler tarafından yapılmaktadır.

Dava açma süresi, ücretlilere ödemenin yapıldığı günden itibaren 30 gündür. Bu davada, kesilen verginin tamamının iptalinin değil, yüzde 27 ile yüzde 40 arasındaki vergi farkının iptalinin talep edilmesi gerekmektedir.

Bu davaların açılmasında uygulamada iki noktada tereddüt oluşmuştur. Bunlardan birincisi, ücret ödemelerinin geç yapıldığı hallerde dava açma süresinin de ödemeye göre hesaplanıp hesaplanmayacağı konusundadır. İdari Yargılama Usulü Kanunu'na göre tevkif (stopaj) suretiyle ödenen vergilerde dava açma süresi hak sahiplerine ödemenin yapıldığı günü izleyen günden itibaren işlemeye başlayacaktır. Ancak Gelir Vergisi Kanunu stopajın yapılmasını, nakden veya hesaben ödeme tarihine bağlamış olması dolayısıyla buradaki ödemeyi de "nakden" veya "hesaben" ödeme olarak anlamak gerekmektedir. Bu nedenle dava açma süresinin hesabında, nakdi ödemenin geç yapıldığı hallerde, ücrete hak kazanılan ve dolayısıyla bordro yapılan tarihin dava açma süresinin hesabında dikkate alınması gerekecektir.

Bu konudaki ikinci tereddüt ise bu davanın işveren tarafından bu durumdaki ücretliler için toplu olarak açılıp açılamayacağıdır. Uygulamada bazı işverenlerin ücretlilerden vekâlet veya temsil yazıları toplayarak bu davayı açtıkları görülmektedir. Bize göre bu mümkün değildir. Yargı anlayışında da bu davanın mükellefler tarafından açılması gerekmektedir. Çünkü verginin eksilmeye yol açtığı malvarlığı mükellef durumundaki ücretlinin malvarlığıdır. Davanın idare aleyhine sonuçlanması halinde, alacak hakkı ücretli lehine oluşacaktır. Ücretli ile işveren arasındaki hizmet akdinde ücretinin net olarak kararlaştırılmış olunması, bana göre, bu durumu etkileyen bir unsur değildir.

Anayasa Mahkemesi'nin ücretlilerle ilgili iptal kararı, kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından 6 ay sonra yürürlüğe girecektir. Ancak iptal hükmü, Resmi Gazete'de kararın yayımından önce Yüksek Mahkeme'nin Maliye Bakanlığı'na resmen duyurduğu kararı ile sabit hale gelmiştir. Öte yandan Anayasa Mahkemesi'nin yürürlük için verdiği süre, yasama organına yöneliktir.

Yargı anlayışında mahkemelerin anayasaya aykırılığı sabit olmuş hükümleri kararlarına esas alamayacakları pek yerinde olarak benimsendiğinden, inancımız bu davaların kazanılacağı yönündedir.

Ancak şunu da belirtmeliyim ki, 15 Ekim 2009 öncesi veya sonrasında dava açılmamış dönemler için Anayasa Mahkemesi'nin iptal ettiği yüksek orana göre fazla vergi ödemiş ücretlilerin, bu fazla ödenen vergileri düzeltme talebi ve daha sonra yargı yolu ile geri almaları, bana göre mümkün değildir.

Kaynak: Referans Gazetesi / A.Bumin Doğrusöz

 

15 Şubat 2010 Pazartesi

Şifreniz 5 dakikada çalınabilir

İzmir Ekonomi ve Ege üniversiteleri araştırmacıları, internet şifreleri üzerinde yaptığı çalışmanın sonucunu açıkladı... Çalışma boyunca 2 bin 564 şifre üzerinde araştırma yapıldı, bazı paralolar 5 dakika gibi bir zamanda kırıldı... 2 ve 3 karakterli tüm şifreler kırılırken, 4 karakterli şifrelerin yüzde 96'sının, 5 karakterlilerin yüzde 42'sinin, 6 karakterlilerin yüzde 31'inin, 7 karakterlilerin yüzde 4'ünün, 8 karakterlilerin yüzde 2'sinin kırılabildiği anlaşıldı...

İzmir Ekonomi ve Ege üniversiteleri araştırmacılarının “Türk Kullanıcılarının Parola Seçimindeki Eğilimleri” başlığı altında 2 bin 564 internet şifresi üzerinde yaptığı çalışmada, şifrelerin yüzde 30'unun kolaylıkla kırılabildiği belirlendi.

İzmir Ekonomi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Görevlisi İlker Korkmaz, Ege Üniversitesi Uluslararası Bilgisayar Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Emin Dalkılıç ile birlikte hazırladıkları “Türk Kullanıcıların Parola Seçimleri” isimli araştırma sonuçlarına ilişkin bilgi verdi.
Korkmaz, bilgisayar sistemlerindeki parolanın, sisteme bağlanan kullanıcı kimliğinin doğrulanması amacıyla kullanıldığını anımsattı.

Parola seçiminde, kullanıcıların genelde hatırlanması kolay ve kısa parolalar seçtiklerinin bilinen bir yöntem olduğunu belirten Korkmaz, bu tür parolaların bilgisayar korsanları için kolay hedef olduğunu ve tek bir “zayıf” kullanıcı parolasının bile tüm sistemin güvenliğini tehlikeye düşürebildiğini vurguladı.

GERÇEK ŞİFRELER KIRILDI

Korkmaz, akademik çalışmalarında, güvenilir kaynaklardan elde ettikleri ve bir sistemde kullanılan 2 bin 564 gerçek Türkçe parolayı seçtiklerini ve çeşitli yöntemlerle bilimsel veriler kullanılarak “şifreleri kırmaya” çalıştıklarını anlattı.

İlker Korkmaz, bu parolaların gizlilik nedeniyle araştırma kapsamı dışında hiçbir şekilde kullanılmadığını bildirdi.

Çalışmanın ilk bir aylık sürecinde tüm parolaların yüzde 30'una karşılık gelen 777'sinin tahmin edilebilir özellikte olduğunun belirlendiğini ifade eden Korkmaz, denenen parolaların yüzde 5'inin beş dakika içinde, yüzde 10'unun da ilk gün içinde tahmin edilebildiğini kaydetti.

Korkmaz, çalışma sonucunda elde ettikleri verilere ilişkin şu bilgileri verdi:

“Kırılan 777 parolanın 564'ü sadece sayısal karakter içeriyor. Sadece rakam dışında hiçbir karakter kullanmadan parola seçen kullanıcı sayısı azımsanmayacak oranda. Ayrıca, kırılan parolaların büyük oranının sadece rakamlardan oluşması, bu tür parolaların zayıf olduğunu gösteriyor.

2 - 3 KARAKTERLİ TÜM ŞİFRELER KIRILIR

Kırılan parolalar arasında sadece 32 parola, en az bir Türkçe alfabeye ait karakter içeriyor. 2 bin 564 Türk kullanıcısı içinde yüzde 98'den daha fazlası, parola seçiminde Türkçe karakter tercih etmiyor. Tümü sayılardan oluşan parolaların büyük oranı, 3 karakterli şifrelerin tamamı kırıldı. Türk kullanıcıların parolalarının yüzde 73'ünde en az 1 rakamsal karakter, yüzde 39'unda en az 1 büyük harf kullandığı ortaya çıktı.”

İlker Korkmaz, 2 ve 3 karakterden oluşan tüm şifrelerin kırılabildiğine işaret ederek, 4 karakterli parolaların yüzde 96'sının, 5 karakterlilerin yüzde 42'sinin, 6 karakterlilerin yüzde 31'inin, 7 karakterlilerin yüzde 4'ünün, 8 karakterlilerin yüzde 2'sinin kırılabildiğini bildirdi.

Korkmaz, Türk kullanıcı parolaları üzerine bulgulara ulaşılan çalışma sonuçlarının Türk kullanıcı eğilimleri olarak belirtilmiş olsa da diğer ülke kullanıcıları için de genel olarak benzediğini kaydederek, “İnternet kullanıcılarına akılda kolay kalabilecek ve aynı anda da karışık karakterli şifreleme yöntemlerini tavsiye ediyoruz” dedi.

Dünya çapındaki bazı araştırmacıların parola seçiminde çeşitli öneriler getirdiklerini belirten Korkmaz, “Araştırmacılar, kullanıcının kendilerini anlatan anlamlı bir cümledeki kelimelerin ilk harflerini bir araya getirerek parola yapılabileceğini belirtiyor. Buna örnek olarak, 'Ben 3 yıldır mühendislik eğitimi alıyorum, memnunum' cümlesi gösterilebilir. Bu cümlenin baş harfleriyle oluşturulan 'B3yMea,m' parolasındaki gibi; internet kullanıcılarına, kolay hatırlanabilen ve aynı anda da zor kırılabilecek kendilerine ait cümlelerin baş harfleriyle şifreleme yapmaları önerilebilir” dedi.

ÖNERİLER

Korkmaz'ın verdiği bilgiye göre, araştırma sonucunda belirlenen zayıf parola nitelikleri şöyle sıralanıyor:

“Parola uzunluğunun 7 karakterden az olması, parolanın 'zayıf' olarak nitelendirilmesine yetiyor. Karakterlerin tümünün rakamsal ya da alfabetik olması, sayısal karakterlerle sonlandırılması da zayıf parolaya neden oluyor.

Parolanın uzunluğunun 7 karakterden büyük olsa da kullanıcı bilgisinin, parolada sözlüklerde yer alan bir kelimenin, özel bir ismin bulunması da zayıf olmasına yetiyor.”

“Güçlü” parola nitelikleri ise şöyle sıralanıyor:

“Parolanın içerdiği karakterlerde en az 1 rakam ve en az 1 büyük harf olacak şekilde, parolada hem sayısal, hem de alfabetik karakterler birlikte kullanılmalı.
Parolada, en az 1 harf veya rakam olmayan noktalama işareti gibi özel bir karakter içermeli.

Kullanıcıların yalnız kendi alfabelerinde yer alan harflerden en az birini kullanması şifrenin kırılma olasılığını düşürüyor. (Türk kullanıcılar için, 'ç,ğ,ı,ö,s,ü' karakterleri gibi.)”

http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/13785260.asp