30 Haziran 2009 Salı

Mutlu adamın gömleği


Bir hükümdar amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Ülkenin bütün hekimleri saraya geldi, komşu ülkelerin hekimleri de çağırıldı. Ama hastalığa hiçbir çare bulunamadı. Hükümdar, herkesin gözü önünde her gün biraz daha erimeye devam ediyordu. Umutsuzluk içinde çırpınırken son çare olarak bütün falcıların, büyücülerin bulunup saraya getirilmesini istedi.

Adamları koşuşturdu. Ülkede ne kadar adı falcıya büyücüye çıkmış insan varsa toplayıp getirdiler.

Falcılar, büyücüler hükümdara tek tek baktılar, bildikleri bütün numaraları yaptılar, ama hiçbiri herhangi bir iyileşme sağlayamadı.

Hükümdar artık iyiden iyiye umutsuzluğa düşmüşken günün birinde sarayının kapısına bir yaşlı kadın geldi. Bu kadın hükümdarın derdini nasıl çözeceğini bildiğini söylüyordu!

Yaşlı kadını hükümdarın yanına götürdüler.

Hükümdar yatağında doğrulamadan, “Söyle kadın” diye güç bela konuştu: “Neymiş senin çaren!”

Kadın bildiği çareyi anlattı: “Adamlarınız ülkeyi dolaşacak, ülkenin en mutlu adamını bulacak, onun gömleğini alacak ve size getirecek. Siz de bu gömleği giyince iyileşeceksiniz...”

Hükümdar emir verdi, adamları hemen ülkeye dağıldı. Önce en zenginlerin kapısını çalmaya başladılar. Ama hangi zenginle gidip konuştularsa onun hiç de tahmin ettikleri gibi mutlu olmadığı gördüler. Aralarından bir iki kişi, en değerli gömleklerini verdi. Hükümdar gömlekleri giydi fakat bunların da herhangi bir faydası olmadı. Böylece o gömleklerin sahiplerinin söyledikleri gibi mutlu olmadıkları ortaya çıktı.

Hükümdar köpürüyor, adamları bütün ülkeyi adım adım dolaşıyor, artık zengin fakir dinlemeden mutlu insan arıyor ama bir kişi bile bulamıyorlardı.

Durmaksızın dolaşırken susuz kalan hükümdarın adamlarından birkaçı dökülen bir kulübenin yanından geçmekteydi. Su istemek için yaklaştıklarında içeriden gelen sesi duydular.

Bir adam kendi kendine konuşuyordu:

“Ne kadar mutluyum, benden iyisi yok, karnımı doyurdum, yarın çalışabilecek gücüm de var... Benden iyisi yok...”

Hükümdarın adamları suyu falan unutup hemen içeri daldılar. Bu son derece yoksul kulübede bir adam yere oturmuş, kağıt üzerine serdiği peynir ekmeğin son kırıntılarını ağzına atarken bir yandan da türkü söylüyordu.

Hükümdarın adamları “Nihayet bulduk” diye adama doğru hamle ettiler ve yanan tek bir mumun zayıf ışığında adamın gömleğinin olmadığını gördüler.

29 Haziran 2009 Pazartesi

'Keşke' demenin vücuda verdiği zarar

İnsanın sınırlı ve kısacık ömründe ruh sağlığına düşman olan ve onu tehdit eden kelimeler var mıdır? Prof. Dr. Nevzat Tarhan bu konuda önemli açıklamalar yaptı.

 

İzzet Taşkıran’ın haberi

İnsanın sınırlı ve kısacık ömründe ruh sağlığına düşman olan ve onu tehdit eden kelimeler var mıdır? Moral FM Yorumcusu Prof. Dr. Nevzat Tarhan yurt ve dünya gündeminin biraz dışına çıkarak bu soruyu Hayata Dair programında cevapladı.

“Düşman kelimeler farkında olmadan kullananların hayat enerjilerine ve entelektüel birikimlerini boşa harcamalarına sebebiyet verirler” diyerek söze başlayan Prof. Tarhan, günlük hayatta sıkça kullandığımız ‘keşke’ kelimesinin ruh dünyamızda içerdiği anlamı şöyle özetledi:

“KEŞKELER HASTALIKLARA DAVETİYE ÇIKARIR”

“Aslında bu kelime insanın geçmişte yaşadığı şok, travma ve hatalarından dolayı pişmanlık duyduğu konularda kullanılır. Özellikle çevresiyle girdiği insani ilişkilerde fırsatlar kaçırılınca söylenir. ‘Keşke’ kelimesi kişinin değiştiremeyeceği konuda acı çekmesini ifade ediyor. Bu kelime başarısızlık ve kendini kötü hissetmeyle çok yakından ilgilidir. Geçmişinden kaçan ruh haliyle ilgili sorunların bir göstergesidir. Böylece ağrı ve sızıyla ilgili vücuttaki hastalıklara davetiye çıkarılır. Bunu gidermek için keşke kelimesiyle ilgili kişinin kendisine farkındalık testi yapması gerekir. Çünkü başarısızlıkların sebebini ortaya koymakta insanın geleceği için bir başarıdır. Psikolojide kendi kendine yardımın en iyi yollarından biri davranışların sorgulanması olarak gösterilir.”

“ACABA VÜCUDA ENERJİ VEREN AKÜLERİ ZAYIFLATIR”

Ünlü Psikolog, hayatımızı tehdit eden ikinci kelime olarak nitelediği ‘acaba’ kelimesini sıkça kullandığımız takdirde vücuda enerji veren aküleri zayıfladığına dikkat çekerek bazı filozofların bundan kurtulmak için mermer üzerine ‘bugün’ kelimesini yazdıklarını söyledi.

Prof. Nevzat Tarhan, bugünden kaçışı simgeleyen ‘acaba’ hakkındaki konuşmasına şöyle devam etti:

“Hayatımızı tehdit eden bir diğer benzer kelime ‘acaba’dır. İnsan geçmişini ve geleceğini ilgilendiren konularda belli bir süre düşünebilir. Bu süre ihtiyaç duyulduğunda yarım saate kadar çıkabilir. Fakat bunu saatlerce yaptığınız zaman bir bakıma vücuda enerji veren aküyü zayıflatırsınız. Çünkü düne takılıp kalırsanız bugün yapılması gereken şeyleri yapamazsınız.”

“Bazı filozoflar mermerin üzerine bugün yazıp hayatıyla ilgili keşkeler ve acabalar aklına geldiği zaman hemen bunu hatırlayıp kendilerini gelecekle ilgili konumlandırdığını biliyoruz. Hayattaki başarısızlıklarımızı 'Nasıl başarılı olabirim?'e çeviririz sorusu çok önemlidir. Eğer böyle olmazsa yıllar geçse de negatif ve kaygılı bir insan ortaya çıkar. Çünkü bizi olumsuz etkileyen olaylar değil olayları nasıl karşıladığımızdır. Bu nedenle hayatımızda keşke ve acaba gibi kelimelerle uğraşmak yerine enerjimizi doğru şekilde kullanmak daha akıllıcı olacaktır.”

 

26 Haziran 2009 Cuma

İŞ kanunu vb kanunarda değ. Kanun No. 5920 Kabul Tarihi 26.06.2009

İŞ KANUNU, İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNU VE SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN

 

Kanun No. 5920  Kabul Tarihi: 26/6/2009

 

MADDE 1 - 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 7 nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki “7/A” maddesi eklenmiştir.

“Mesleki anlamda geçici iş ilişkisi

MADDE 7/A- Mesleki anlamda geçici iş ilişkisi; özel istihdam bürosunun, geçici işgücü talebini karşılamak amacıyla iş sözleşmesi düzenlediği işçisini, iş görme edimini yerine getirmek üzere ücret karşılığında  bir başka işverene devrini ifade eder ve bu faaliyet Türkiye İş Kurumu tarafından izin verilmiş özel istihdam büroları tarafından yerine getirilir.

Özel istihdam büroları devredeceği işçi ile iş sözleşmesini, işçinin devredileceği işverenle geçici iş ilişkisi sözleşmesini yazılı olarak yapmak zorundadır. Bu sözleşmelerde yer alması gereken hususlar Türkiye İş Kurumunca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Geçici iş ilişkisi sözleşmesine dayalı olarak çalıştırılan işçi sayısı, işyerinde çalıştırılan işçi sayısının dörtte birini geçemez. Bu kapsamda çalıştırılacak işçi sayısının tespitinde kısmi süreli iş sözleşmesine göre çalışanlar, çalışma süreleri dikkate alınarak tam süreli çalışmaya dönüştürülür.

Aynı işçi için, aynı işverenle yapılacak geçici iş ilişkisi sözleşmelerinin toplam süresi on sekiz ayı geçemez. Bu süreyi geçen çalıştırma, geçici iş ilişkisi sözleşmesinin yazılı olarak yapılmaması veya sözleşmede belirtilen sürenin dolmasına rağmen devam eden çalıştırma durumlarında, devredilen işverenle işçi arasında belirsiz süreli iş sözleşmesi kurulmuş olur.

Özel istihdam bürolarının bu faaliyet için istihdam edecekleri işçilerle yapacakları belirli süreli iş sözleşmeleri, esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmesi niteliğini taşırlar.

Devredilen işyerinde grev ve lokavt olması ve özel istihdam bürosunun işçiyi bu süre içerisinde başka bir işyerinde istihdam edememesi halinde, özel istihdam bürosu işçinin asgari ücretten az olmamak üzere sözleşmede belirtilen ücretinin yarısını ödemek zorundadır.

Geçici iş ilişkisi sözleşmesine dayalı olarak çalıştırılan işçiler, 30 uncu maddenin uygulanmasında işçi sayısına dahil edilmez.

Mesleki anlamda geçici iş ilişkisinde, bu madde hükümleri ile 7 nci maddenin ikinci fıkrası hariç diğer hükümleri uygulanır.

21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerlerinde bu madde hükümleri uygulanmaz.”

MADDE 2- 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun 50 nci maddesinin mülga beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

“İşsizlik ödeneği alanların; işe alındığı tarihten önceki aydan başlayarak işe alan işyerine ait son altı aylık dönemde, prim ve hizmet belgelerinde bildirilen ortalama sigortalı sayısına ilave olarak işe alınması kaydıyla, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinde sayılan ve 82 nci maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan kısa vadeli sigorta primi tutarının yüzde biri olmak üzere işçi ve işveren payı sigorta primleri ile genel sağlık sigortası primi, kalan işsizlik ödeneği süresince Fondan karşılanır. Bu süre başlangıçta belirlenen toplam hak sahipliği süresinden düşülür. Söz konusu primlerin İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanabilmesi için işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak 5510 sayılı Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna vermesi, varsa prime esas alt kazanç sınırı ile prime esas kazanç arasındaki fark ve kısa vadeli sigorta kollarına ilişkin prim tutarı farkı ile işsizlik sigortası primlerini Sosyal Güvenlik Kurumuna ödemiş olması şarttır. Bu maddede düzenlenen teşvik, 5510 sayılı Kanun kapsamında bulunanlarla aynı şartlarda olmak üzere 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıkların statülerine tabi personeli için de uygulanır. Bu maddeyle düzenlenen destek unsurundan diğer ilgili mevzuat uyarınca ayrıca yararlanmakta olan işverenler; aynı dönem için ve mükerrer olarak bu destek unsurundan yararlanamaz. Bu durumda, işverenlerin tercihleri dikkate alınmak suretiyle uygulama, destek unsurlarından sadece biriyle sınırlı olarak yapılır. Ayrıca, işçinin, işten ayrıldığı işyerinde tekrar işe başlaması halinde bu teşvik hükümlerinden yararlanılamaz. Bu fıkrada düzenlenen teşvik, 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerlerinde çalışmaya başlayanlar hakkında uygulanmaz.”

MADDE 3- 4447 sayılı Kanunun geçici 6 ncı maddesinin (a) bendine aşağıdaki cümleler eklenmiş, (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“2009 yılına münhasır olmak üzere, Fonun nema gelirlerinden dörtte üçü, Fon tarafından Hazine  İç Ödemeler Muhasebe Birimi hesaplarına aktarılır ve genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir. Kaydedilen bu tutarları, Yüksek Planlama Kurulu kararına istinaden Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamındaki yatırımlar öncelikli olmak üzere ekonomik kalkınma ve sosyal gelişmeye yönelik altyapı yatırımlarında kullanmak üzere ilgili idare bütçelerine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir. Bu ödenekler, 2009 yılı yatırım programı ile ilişkilendirilir.”

“b) Fon tarafından tahsil edilecek nema gelirlerinin 2010 yılında dörtte üçü, 2011-2012 yıllarında dörtte biri ilgili yıl genel bütçelerinin (B) işaretli cetvelinde bütçe gelir tahmini olarak yer alır. İlgili yıl bütçeleri hazırlanırken Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamındaki yatırımlara öncelikli olmak üzere ekonomik kalkınma ve sosyal gelişmeye yönelik altyapı yatırımlarının finansmanı için ilgili idare bütçelerine bu gelir tahmini karşılığı kadar ödenek öngörülür.  Bu gelirler,  Fon tarafından tahsil  edilen ayı izleyen  ayın 15’ine kadar  Hazine İç Ödemeler Muhasebe Birimi hesaplarına aktarılır ve yılı genel bütçesinin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir.”   

“GEÇİCİ MADDE 9- 2009 yılının Nisan ayına ait prim ve hizmet belgelerinde bildirilen sigortalı sayısına ilave olarak, 31/12/2009 tarihine kadar, işe alınma tarihinden önceki üç aylık dönem içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalılar dışındaki kişilerden olmak kaydıyla işe alınan ve fiilen çalıştırılanlar için; 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinde sayılan ve 82 nci maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan sigorta primlerinin işveren hisselerine ait tutarı, altı ay boyunca İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır. Bu madde kapsamında işe almaya ilişkin 31/12/2009 tarihini 30/6/2010 tarihine kadar, primlerin Fondan karşılanma süresini ise altı aya kadar daha uzatmaya, Bakanlar Kurulu yetkilidir.

İşveren hissesine ait primlerin İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanabilmesi için işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak 5510 sayılı Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna verilmesi ve sigortalıların tamamına ait sigorta primlerinin sigortalı hissesine isabet eden tutarı ile İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanmayan işveren hissesine ait tutarın ödenmiş olması şarttır. Bu maddeye göre işveren tarafından ödenmesi gereken primlerin geç ödenmesi halinde, İşsizlik Sigortası Fonundan Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılacak ödemenin gecikmesinden kaynaklanan gecikme zammı, işverenden tahsil edilir. Bu maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendi hükmü saklı kalmak kaydıyla bu maddede düzenlenen teşvik, 5510 sayılı Kanun kapsamında bulunanlarla aynı şartlarda olmak üzere, 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıkların statülerine tabi personeli için de uygulanır.

Bu madde hükümleri;

a) 1/10/2003 tarihinden sonra özelleştirme kapsamında devir alınan işyerleri hariç olmak üzere, mevcut ve faaliyette bulunan işyerlerinin devredilmesi, birleşmesi, bölünmesi veya nevi değiştirmesi gibi hallerde yeni işe başlama olarak değerlendirilmez.

b) Mevcut bir işyerinin kapatılarak; değişik bir ad veya unvan ya da bir iş birimi olarak aynı faaliyette açılması veya çalışan sigortalıların bütün olarak devredilmesi halinde, bu işyerleri hakkında uygulanmaz.

c) Yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması, şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi gibi ek bir kapasite ve istihdam artışına neden olmayan, sadece teşviklerden yararlanmak amacıyla yapılan işlemler hakkında uygulanmaz.

ç) 5510 sayılı Kanun gereğince yapılan kontrol ve denetimler sonucunda çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği tespit edilen işyerleri hakkında tespit yapıldığı aydan başlanmak suretiyle uygulanmaz.

d) 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve bu Kanundan istisna olan alımlar ile uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan hizmet alımları ve yapım işlerini yürüten işyerleri hakkında uygulanmaz.

e) 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerlerinde çalışmaya başlayanlar hakkında uygulanmaz.

f) 5510 sayılı Kanuna göre sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ile yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz.

İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanan prim tutarları gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmaz.

Bu maddeyle düzenlenen destek unsurundan diğer ilgili mevzuat uyarınca ayrıca yararlanmakta olan işverenler; aynı dönem için ve mükerrer olarak bu destek unsurundan yararlanamaz. Bu durumda, işverenlerin tercihleri dikkate alınmak suretiyle uygulama, destek unsurlarından sadece biriyle sınırlı olarak yapılır.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından belirlenir.”

MADDE 4- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

“EK MADDE 2- Yatırımlarda Devlet yardımları hakkında kararlar çerçevesinde teşvik edilen yatırımlara bağlı olarak gerçekleştirilecek istihdam için, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinde sayılan ve 82 nci maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan sigorta primlerinin işveren hisselerinin tamamına kadar olan kısmı Hazinece karşılanır. Hazinece karşılanacak tutarın uygulama süresini, karşılama oranını ve kapsamını; yatırımın sektörü, büyüklüğü ve bulunduğu illere göre farklılaştırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.

İşveren hissesine ait primlerin karşılanabilmesi için işverenlerin, çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak 5510 sayılı Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna vermesi ve sigortalıların tamamına ait sigorta primlerinin sigortalı hissesine isabet eden tutarın Hazinece karşılanmayan işveren hissesine ait tutarını ödemiş olması şarttır. Bu maddeye göre işveren tarafından ödenmesi gereken primlerin geç ödenmesi halinde, Hazineden Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılacak ödemenin gecikmesinden kaynaklanan gecikme zammı, işverenden tahsil edilir.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenir.”

MADDE 5- Bu Kanunun 2 nci maddesi 1/10/2009 tarihinde, diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 6- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 

YARGITAY KARARLARI (E.2008/15792 E.2008/15042)

27 Haziran 2009 Tarihli Resmi Gazete  Sayı: 27271  Yargıtay 13. Hukuk Dairesinden:

 

           Esas No            : 2008/15792

          Karar No    : 2009/5623

          Mahkemesi : Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)

          Tarihi         : 21/2/2008

          Numarası   : 2007/408-2008/28

          Davacı        : Yapı Kredi Bankası A.Ş vekili avukat Gülhizar Aydın

          Davalı         : Mehmet Uğurlar vekili avukat Şeniz Uğurlar

 

Taraflar arasındaki tüketici sorunları hakem heyeti kararına itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

 

KARAR

 

Davacı Banka, davalının imzalamış olduğu kredi kartı üyelik sözleşmesi gereğince Banka tarafından alınmakta olan yıllık 30,00 YTL kredi kartı üyelik ücreti ile ilgili olarak davalının Tüketici Sorunları Hakem Heyetine başvuruda bulunduğunu, 12/11/2007 tarihli kararla talebin kabul edildiğini, oysa ki 5464 sayılı yasada ve sözleşmede bu konuda özel düzenleme bulunduğunu ileri sürerek, Hakem Heyeti Kararının iptaline karar verilmesini istemiştir.

            Davalı, davanın reddini savunmuştur.

            Mahkemece, davanın reddine kesin olarak karar verilmiş; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 30/10/2008 tarih ve 2008/211074 sayılı tebliğnamesi ile HUMK'nun 427/6 maddesi uyarınca hükmün kanun yararına bozulmasını istemiştir.

            Karar tarihinde yürürlükte bulunan 13/12/2007 tarih ve 26729 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ikinci kısmının ikinci bölümünde, tüketici mahkemelerinde takip edilen davalar için 220,00 YTL vekalet ücretine hükmedileceği, müddeabihi 1.850,00 YTL'yi geçen işlerde ise tarifenin üçüncü kısmına göre vekalet ücretinin belirleneceği belirtilmiş olup, dava konusu olayda davada kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına 220,00 YTL  maktu ücreti vekalete hükmedilmesi gerekirken, yazılı şeklide 500,00 YTL ücreti vekalete hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

 

SONUÇ:

 

Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HUMK'nun 427/6. maddesine dayalı      olarak talep ettiği kanun yararına bozma isteğinin kabulü ile hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere BOZULMASINA, 27/4/2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

—— • ——

 

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinden:

 

            Esas No           : 2008/15042

          Karar No      : 2009/5386

          Mahkemesi  : Dinar Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)

          Tarihi          : 13/12/2007

          Numarası     : 2007/204-2007/382

          Davacı         : Akbank A.Ş vekili avukat Ali Akdağ

          Davalı          : Yılmaz Karapınar vekili avukat N. Metehan Aydın

 

Taraflar arasındaki satıcının Hakem Kurulu kararına itirazı davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Kanun yararına bozulması istenilmekle dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

 

KARAR

 

Davacı banka, kredi kartı kullanıcısı olan davalının Tüketici Sorunları Hakem Heyetine başvurusu üzerine, bankaca kredi kartı sözleşmesine göre hesabından kesilen yıllık 60 YTL üyelik ücretinin iadesine karar verildiğini, halbuki, bu ücretin alınacağının sözleşme ile kararlaştırıldığı gibi, ücretin verilen ticari hizmetin karşılığı olup, yasaya aykırı olmadığını ileri sürerek, Dinar Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı' nın 7/6/2007 tarih ve 2007/05 sayılı kararının iptalini istemiştir.

            Davalı davanın reddini savunmuştur.

            Mahkemece, taraflar arasında düzenlenen kredi kartı üyelik sözleşmesine göre, "kart üyelik ücretinin" hizmet karşılığı olduğu, tahsil edilen üyelik ücretinin yasal olduğu, gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş; miktar itibarı ile kesin olan hüküm Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına temyiz edilmiştir.

            Dava, davacı banka tarafından kredi kartı kullanıcısı olan davalıdan tahsil edilen kredi kartı üyelik ücretinin, davalı başvurusu üzerine davacı bankadan alınmasına dair Dinar Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararının iptaline ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, yasal düzenlemelere ve aralarındaki sözleşme hükümlerine göre bankanın kredi kartı kullanıcısından kullanım karşılığı yıllık ücret isteyip, isteyemeyeceği hususunda toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için bu konudaki yasal düzenlemeler ile tarafların arasındaki sözleşme hükümlerinin incelenmesi gerekir.

            5464 Sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları kanununun sözleşme şekli genel işlem şartları başlıklı 6. bölümdeki 24. maddesinin 1. fıkrası "Kart çıkaran kuruluşlar ile kart hamilleri arasındaki ilişkiler, bu kanun ve ilgili diğer mevzuat çerçevesinde en az oniki punto ve koyu siyah harflerle hazırlanacak yazılı sözleşme ile düzenlenir. Sözleşmenin bir örneği kart hamiline ve varsa kefile verilir. Sözleşme hükümleri ve kartın kullanımı hakkında kart hamiline ayrıntılı bilgi verilmesi zorunludur." hükmünü, aynı maddenin 4. fırkasının son cümlesi "Sözleşmede kart hamilinin haklarını zedeleyici ve kart çıkaran kuruluş lehine tek taraflı haksız şartlar sağlayan hükümlere yer verilemez." hükmünü getirmiştir.

            4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4822 Sayılı Kanunla değişik 6. maddesi ile sözleşmelerdeki haksız şart düzenlenmiş ve "Satıcı ve sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır. Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketici için bağlayıcı, değildir. Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden, standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez. Bir satıcı veya sağlayıcı, bir standart şartın münferiden tartışıldığını ileri sürüyorsa, bunu ispat yükü ona aittir. 6/A, 6/B, 6/C, 7, 9, 9/A, 10, 10/A ve 11/A maddelerinde yazılı olarak düzenlenmesi öngörülen tüketici sözleşmeleri en az oniki punto ve koyu siyah harflerle düzenlenir ... " hükmü, yine 4077 Sayılı Kanunun değişik 6 ve 31 maddelerine dayanılarak hazırlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesinde "satıcı, sağlayıcı veya kredi veren tarafından tüketici ile akdedilen sözleşmede kullanılan haksız şartlar batıldır" hükmü getirilmiştir.

            Taraflar arasındaki 2/1/2002 tarihli sözleşmenin 14. maddesinde kart kullanıcısından kart kullanım ücretinin alınacağı belirtilmiştir.

            Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında 2/1/2002 tarihli sözleşme incelendiğinde; sözleşmenin davacı banka tarafından matbu, standart olarak hazırlanıp boş olan kısımların rakam, isim ve adresler yazılarak doldurulduğu, sözleşmenin on iki punto koyu siyah harflerle düzenlenmediği görülmektedir. Davacı, tüketici aleyhine olan ve tüketiciyi kart kullanımı ücreti adı altında bir külfete sokan sözleşme hükmünün tüketici ile ayrıca müzakere edilerek kararlaştırıldığını iddia ve ispat edememiştir. Böyle olunca sözleşmedeki kredi kartı üyelik ücreti alınacağına dair hükmün açıklanan yasa ve yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla davacı bankanın bu sözleşme hükmüne dayalı olarak kredi kartı kullanıcısı davalıdan ücret istemesi olanaklı değildir.

            Bu durumda yasaya uygun olan, Dinar Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararının iptali istemi ile açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yukarda açıklanan hususlar gözetilmeden davanın kabulü usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulması gerekir.

 

SONUÇ:

 

Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet başsavcılığının HUMK'nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin kabulü ile hükmün sonucuna etkili olmamak üzere BOZULMASINA, 20/4/2009 gönünde oybirliğiyle karar verildi.

 

TEK BİLDİRGE ve TEK BİLDİRİM

5838 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun ile 01/08/2009 tarihinden itibaren;

 

1 – İşveren işyeri tescili için  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüklerine  işyeri bildirgesi  vermeyecektir. İşverenin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına vermiş olduğu işyeri bildirgesi  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ilgili Bölge Müdürlüğüne de verilmiş sayılacaktır.

 

2 – İşveren İşçi Giriş ve İşçi Çıkış bildirimlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına  yapmayacaktır.  İşverenin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına yapmış olduğu İşçi Giriş ve İşçi Çıkış bildirimleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına da  yapılmış sayılacaktır.

 

Bu yasal zorunluluk nedeniyle; Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı veritabanındaki İşyeri Sigorta Sicil Numarası ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı veritabanındaki Bölge Müdürlüğü Dosya numarasının eşleştirilmesi gerekmektedir.

 

Eşleşme İşlemi İçin;

 

   www.sgk.gov.tr adresinde e-Bildirge’ye giriniz,

        (Sosyal Sigortalar Kurumu İşyeri Sicil Numaranız ile girilecektir)

       Kullanıcı İşlemleri’ne giriniz,

          Çalışma Bakanlığı Dosya Numarası Bildirimi’ne giriniz.

              Bölge Çalışma Müdürlüğünün size vermiş olduğu;

                   - Çalışma Bakanlığı Meslek Kodu,

                   - Çalışma Bakanlığı Dosya Numarası,

                   - Çalışma Bakanlığı il kodu,

 

Bu 3 (üç) bilgiyi giriniz.  Bilmiyorsanız.  Bağlı bulunduğunuz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğünden öğreniniz. 

 

Eşleşmesi olmayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bilgi İşlem Daire Başkanlığı veritabanına işçi giriş/çıkış işlemleri yapılamayacak, İşkolu İstatistikleri sağlıklı bir şekilde alınamayacaktır.

 

Kaynak : www.csgb.gov.tr

 

İş kazasında ölüme 140 bin lira tazminat

İşçilerden Erdal Bayram, 9 metre yüksekliğindeki kuyuya merdivenle inerken ortamdan etkilendi. Ağzı ve gözleri yanınca kendini kaybederek 6 metre yükseklikten çamura düştü. Bilal Bulaç ve ustabaşı Satılmış Gökçe de gazdan zehirlenerek bayıldı. Şube müdür yardımcısı, kuyudaki işçiler için acil yardım talep etti. Ancak Gökçe ve Bulaç, hayatını kaybetti. İşçilerin bir kısmı da zehirlenerek hastaneye kaldırıldı. Olayla ilgili hazırlanan bilirkişi raporunda özel deneyim gerektiren iş için hiçbir eğitim verilmeyen işçilerin görevlendirildiğine dikkat çekildi. İşlem sırasında koruyucu önlem alınmadığı vurgulanarak, işverenin yüzde 100 kusurlu olduğu kaydedildi. Üzücü kazanın ardından Bulaç'ın eşi Arzu Bulaç, annesi Zekiye Bulaç ve kardeşleri mahkemeye başvurdu. Ailenin avukatı, işverenin, ağır ihmal sonucu ölüme sebep olduğunu ileri sürerek, 20 bin maddi, 140 bin de manevi tazminat talep etti. İstanbul 6. İş Mahkemesi, 4,5 yıl süren yargılamanın sonucunda (28 Mayıs 2009), işveren Büyükşehir Belediyesi'nin yüzde 100 kusurlu olduğuna karar verdi. Ailenin maddi zararının kurumca bağlanan gelirlerle karşılandığını belirterek maddi tazminat talebini reddetti. Ancak manevi tazminat yönünden davayı kabul ederek, ölen işçinin eşi Arzu Bulaç'a 80 bin lira, annesi Zekiye Bulaç'a 30 bin lira, kardeşleri Cemil, Yılmaz ve Deniz Bulaç içinse ayrı ayrı 10'ar bin lira tazminat verilmesine hükmetti. Toplam 140 bin lira olan tazminat, 4,5 yıllık faiziyle 200 bin lirayı buluyor. ZAMAN

E-Bildirge Uygulaması üzerinden Vergi Kimlik Numarası / TC Kimlik Numarası güncellemesi

 

Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı ile Kurumumuz arasında karşılıklı veri

aktarımının gerçekleştirilmesine yönelik protokol imzalanmış olup, yapılan protokol

uyarınca Kurumun vergi dairelerine muhtasar beyanname ile yapılan bildirimlerin aylık

prim ve hizmet belgesi ile yapılan bildirimlerle karşılaştırılması suretiyle verilerin

kontrolü, dolayısıyla kayıt dışı istihdam ile mücadele amaçlanmaktadır. Bu amaçla Gelir

İdaresi Başkanlığı ile yapılan protokol gereğince Kurumumuz verileri ile Gelir İdaresi

Başkanlığı verilerinin karşılıklı transferine ilişkin bilgisayar programları

hazırlanmaktadır.

Ancak yapılan incelemelerde, bazı işverenlerimizin vergi kimlik numarasının veya

bağlı bulunduğu vergi dairesinin unvanının işyeri tescil kütüklerine kaydedilmediği,

bazılarının ise tescil kütüklerinde yer almakla birlikte vergi kimlik numaralarının

sonradan değiştirildiği ya da hatalı olarak sisteme girildiği anlaşılmıştır.

Dolayısıyla, bu nitelikteki işverenlerimizin aylık prim ve hizmet belgelerini

muhtasar beyanname ekinde gönderilebilmeleri için, vergi kimlik numaraları ile bağlı

bulundukları vergi dairelerinin unvanının sisteme girilmiş olması gerekmektedir.

Bu bağlamda, sonradan telafisi mümkün olmayacak sonuçlarla karşılaşılmamasını

teminen, işverenlerimizce, Kurumumuz tescil kütüklerinde kayıtlı vergi kimlik numarası

ile bağlı bulunulan vergi dairesinin unvanının kontrol edilerek, sisteme girilmemiş veya

hatalı ya da eksik girilmiş olan bilgilerin sisteme doğru bir şekilde girilmesi

gerekmektedir.

Diğer taraftan, gerçek kişi işverenler için 1/11/2006 tarihinden itibaren vergi

kimlik numarası olarak TC kimlik numarası kullanılmaya başlanıldığından, vergi kimlik

numaralarının veya TC kimlik numarasının sisteme girilmesi sırasında, TC

Kimlik(Mernisno) hanesine, gerçek kişi işverenlerin 11 haneli TC kimlik numaralarını,

tüzel kişi işverenlerin ise, vergi numarası alanına 10 haneli vergi kimlik numaralarını

kaydetmeleri ve girilmiş olan bilgilerin doğruluğunu kontrol etmeleri gerekmektedir.

Söz konusu uygulama çerçevesinde, 2009/Haziran ayına ilişkin düzenlenecek olan

aylık prim ve hizmet belgesinden başlanılarak, e-Bildirge programlarında, vergi kimlik

numarası veya bağlı bulunulan vergi dairesinin unvanı girilmemiş ya da hatalı girilmiş

olan işverenlerimizden vergi kimlik numaralarının ve bağlı bulundukları vergi dairelerinin

unvanlarının sisteme girilmesi istenilecek olup, söz konusu bilgilerin girilmemesi halinde

bildirge girişine izin verilmeyecektir.

 

Kaynak: SGK

 

İşiniz sizi şişmanlatıyor ve sağlığınızı bozuyor mur?

Profesyonel bir sporcu değilseniz, gününüzün önemli bir bölümünü masa başında geçirme olasılığınız oldukça yüksektir. Ortalama bir Avrupalı haftada 40 saat çalışır ve bu zamanın çoğunu masa başında oturarak geçirir. Ne yazık ki, araştırmalar masaya bağımlı çalışan kişilerin çoğunlukla kilo artışı, kas güçsüzlüğü, sırt ağrısı ve stres artışından yakındığını göstermiştir.

En iyi niyetlerimize rağmen, hayatımızın geri kalanını egzersizle dengelememiz de çok güç olabilir. Ancak masa başında çalışan insanlar da günlük rutinleri içinde hareketsiz çalışmanın olumsuz etkilerini hafifletmeye yardımcı olacak sağlıklı alışkanlıklar edinmenin yollarını bulabilirler.*

1. Kahveyi pas geçip, yürüyün.
Bir enerji desteğine ihtiyaç duyuyorsanız, kahve makinesinin önünde durmadan geçip yürümeye devam edin. 15 - 20 dakikalık bir yürüyüş - kafein ve şeker olmadan - kendinizi daha uyanık hissetmenizi, kalbinizin daha hızlı kan pompalamasını ve stresinizi hafifletmenizi sağlayacaktır.

2. Atıştırmalardan uzak durun.
Bazı işyerlerinde cipsler ve çikolatalar gibi çeşitli atıştırmalıkları bulunduran makineler vardır. Bu sağlıksız gıdalara yönelmek yerine, yanınızda daha sağlıklı lezzetler bulundurmayı tercih edin. Bunun için meyveler, dilimlenmiş çiğ sebzeler, yoğurt, fındık ve az yağlı peynir idealdir.

3. Sağlıklı bir öğle yemeği yiyin.
Atıştırmaları es geçseniz de, ofiste gıdayla ilgili başka tuzaklar da bulunur. Bu suçlulardan bazıları büfeden alınan ya da işyerine ısmarlanan yiyeceklerdir ki bunlar oldukça yüksek kalorilidir. Özel kahveli içecekler de sağlam bir kalori bombardımanı oluşturabilir - bazen tek birtanesi 400 kalori bile olabilir! Bu nedenle mümkünse evden sağlıklı öğle yemekleri getirmeye çalışın; bu hem porsiyonları kontrol etmenize yardımcı olur, hem de daha ucuzdur. Öğle yemeğini dışarıda yemeniz gerekirse, menüden salata gibi daha hafif bir seçeneği tercih edin. Sütlü şekerli kahvenizi yeşil çayla değiştirin ve gün boyunca bol miktarda su için.

4. Asansörün bozuk olduğunu varsayın.
Çok katlı bir binada çalışıyorsanız, mümkün olduğunca merdivenleri kullanın. 10 dakikalık bir merdiven çıkışı yaklaşık 50 kalori yakar, o halde patronunuzun katına çıkarken ya da alt kattaki fotokopi makinesine giderken asansör yerine merdivenleri kullanmayı tercih edin.

5. Otururken egzersiz yapın.
Önemli bir görüşmeyi beklerken masanıza mı bağlı kaldınız? Ayağa kalkamıyorsanız, kalkmayın, ama otururken birkaç egzersiz yapın. Şınav çekmeyi deneyin: koltuğunuzun kolçaklarını tutun ve kollarınız tamamen gerilene kadar itin. Neredeyse oturur hale gelene kadar vücudunuzu indirin sonra yeniden kendinizi itin. Masanızda bazı esneme hareketleri de yapabilirsiniz. Dik otururken ellerinizi sırtınızın altına yerleştirin. Sağ kulağınızı sağ omzunuza doğru eğin, sonra yavaşça sol kulağınızı sol omzunuza doğru eğin. Sonra midenizi içeri çekip sırtınızı dikleştirirken masanızın altına doğru bakın. Sonra tavana bakın. Bu ve bunun gibi esneme hareketleri bir iş günü boyunca sırtınızı korumanıza yardımcı olur.

6. İşe yürüyerek gidip gelin.
Mümkünse arabanızı evde bırakın ve işinize yürüyerek gidip gelin. Güne temiz havayla başlamanın ne kadar canlandırıcı olduğunu ya da güneşli bir havada eve giderken günün olaylarını düşünmenin ne kadar rahatlatıcı olduğunu gördüğünüzde şaşıracaksınız. Üstelik hem benzinden tasarruf eder, hem de önerilen günlük egzersizinizi yapmış olursunuz.

Bunlar, masa başı işinizin sağlığınıza ve kilonuza olumsuz etkilerini hafifletmenin yalnızca birkaç yolu. Ama çok daha fazlası olabilir… Yaratıcı olun ve hareket etmenin ve sağlıklı kalmanın başka yollarını kendiniz bulun!

 

İnternetten…

 

www.ikyworld.com

 

Hiç kalp kırdınız mı

Hiç kalp kırdınız mı veya kalbinizi kıran oldu mu? Sanıyorum insan oğluna özgü duygular bunlar. Zira başka hiçbir canlıda böyle bir duygunun var olduğuna inanmıyorum. Evinizde beslediğiniz bir köpeğe kızarsınız, söylenirsiniz hatta yeri gelir bir tekme atarsınız, fakat yine de o size asla darılmaz. Kısa bir süre sonra sizi gördüğünde sevgiyle kuyruğunu sallar, sevgi dolu gözlerle bakar.
Biz insanlarda durum başka. Kalbiniz kırıldığında tüm herşeyi unutursunuz, o olay sanki dünyanın en kötü olayıdır. Dünya başınıza yıkılmıştır. O insanı bir daha affetmemeyi düşünürsünüz. Onunla olan tüm iyi anılar birdenbire silinmiştir hafızalardan. Belki şok olmuşsunuzdur, böyle bir hareket beklememişsinizdir ondan. Ama olan olmuş, kırılan kırılmıştır.
Yıllar önce Malatya'da huzur evinde bir yaşlı  ile sohbet ediyordum. Zaten oldum olası yaşlı insanları severim. Anıları çok olur onların. Şiire meraklı bir ihtiyardı, hemen ayak üstü dörtlükler uyduruveren bir ihtiyarcık. Sohbet sırasında derin bir iç çekerek;
"Kırma dostun kalbini,
Onaracak ustası yok.
Soldurma gönül çiçeğini,
Sulamaya ibrik yok." demişti.

Sevgiyle bakan, artık iyice çukura kaçmış gözlerinde bir an parıldayan bir damla yaş gördüm. Belki geçmişte yapılan bir yanlışı anımsamıştı. Zaten yine onunla cezalar, kanunlar, hapishaneler üzerine yaptığımız bir söyleşide;
"Cezaevleri boşuna. En güçlü cezaevleri vicdanımızdır. Vicdanın rahat olmadıktan sonra suçun affedilmiş, özgür kalmışsın ne çare? Vicdanın olmadıktan sonra en berbat mapus damlarının sana faydası ne?" demişti.
O günden sonra davranışlarıma, sözlerime, sosyal ilişkilerime daha bir dikkat eder oldum. İnsanları kırmamayı, kırılsam da kırmamayı ilke edinir oldum. Bazen bilmeyerek de olsa birilerini kırdıysam ve o kırdığım insan bunu bana hatırlatırsa, o vicdan azabı bana zaten yeter. O insanı tekrar kazanabilmek için şartlar ne kadar zor olsa da yine de denemeyi göze alırım. İhtiyarın dediği gibi "Onaracak ustası yok" olmasına rağmen, usta titizliğinde olmasa da çıraklık mertebesinde çaba gösteririm. (her ne kadar bazen karşımdaki tarafından aptal yerine konulsam da)
Günümüz insanı daha gerçekçi, sosyal ilişkiler hep karşılıklı çıkarlar ile donanımlı. Kalp kırılmış, kırılmamış, dostluklar bitmiş, bitmemiş önemi yok. Önemli olan o günü kâr ile kapatabilmek. Dostum bana küsmüş, küserse küssün,onun bileceği bir iş   mantığı   hakim.
En güzeli geçmişte kalan dostluk değerlerine sahip çıkmak, birbirimize daha saygılı, daha hoşgörülü yaklaşabilmek, hepsinden önemlisi kişilere karşı içimizdeki o kahrolası  önyargıyı  yok edebilmek.
 
kalp kıran insanların nasıl bir ruh yapısına sahip olduklarını çok düşünmüşümdür. Galiba onlar hayatlarında kendilerine hiç değer verilmemiş, sevilmemiş, öz güvenlerini kaybetmiş zavallılar.
karşınızdaki insanın iyi niyetini aptallık olarak görüyorsanız inanın siz aptalsınızdır.
 kalbinizi inciten  insanlara karşı   kırıcı olmadan cevap verebilmek, çok sağlıklı bir ruh yapısının ve her yönüyle güçlü bir kişiliğin ürünüdür.
 
Herşeye rağmen kalp kırmayı ilke edinmiş ve bunu üstünlük sayanları da vicdanlarıyla başbaşa bırakıp yollarının açık olmasını dileyelim...

 
 ALINTI...

24 Haziran 2009 Çarşamba

Özürlüler ve Özürsüz İletişim

 

 

 

Ülkemizde iş sahiplerini endişelendiren konulardan biridir özürlü personel çalıştırma zorunluluğu. İş adamları 50'den fazla çalışan sayısından kaçınmak için çeşitli yolları denerler, en azından düşünce birimlerinden birkaçını bu konuya harcarlar oldukça yaygın olarak.

İş dünyasında konu muhtemelen kibarca ingilizceden doğrudan tercüme edilen Türkçe kavramlar kervanına "kanuni kadro" olarak katıldı. Bu kanuni kadrolar hemen herkesi rahatsız eder. Çünkü, kanuni kadro demek, şirketinize hiçbir katma değer sağlamayacağı halde istihdam etmek zorunda olduğunuz kimseler demektir, işverenler için. Bunun için de belki ,kanuni kadro deyince de hemen herkesin aklına çaycı ve temizlikçi kadrosu gelir çoğunlukla. Bu kadrolar da fazla değildir. Organizasyon şemasının üst, orta ve alt basamaklarında yer alamayacağı, bir şey üretemeyeceği daha doğrusu  düşünülür bir özürlünün. Bir anlamda doğrudur da... Özürlülük en başından beri onu tanımlayan en önemli özellik olarak ortaya çıktığı ya da çıkarıldığı için, kişinin gelişim olanakları da, öğrenim olanakları da, kısıtlı seviyelerde kalabilir. Böyle olunca da özürlülük merkezinde oluşturulan eksiklik, yetersizlik olgusu diğer eksikliklerle desteklenir, bir türlü kötü talih yenilemez.

Özürlü olma durumu, iş dünyasının aşırı rekabetçi ortamında günlük hayattan biraz daha zor şartlar yaratır özürlü çalışana. Bir şekilde farklıdır çünkü, bu fark kapanabilir bir fark da değildir üstelik. Farklılık, iş yerinde zaten zor bir kavram, genelde toplumun, özelde iş dünyasının farklı olana tahammülü yoktur çünkü. Alışkanlıklarıyla oynanmasından, bildiklerinin sorgulanmasından, özetle, farklı bir şeyler söylenmesinden/yapılmasından hoşlanmaz genelde iş dünyasının aktörleri. Herhangi bir yönden farklı olunması durumu, iş yerinde hakim sosyal sınıf tarafından kabul edilmeme durumunu getirebilir her zaman. İş yerinde hiçbir yönetmelikte,  o işyerini anlatan hiçbir yazılı materyalde olmayan kurallar vardır hepimizin bildiği, uymak zorunda kaldığı, karşı çıkmayı denediğimizde de zaman zaman, yaptırımlarına maruz kaldığı. Mutlaka vardır her işyerinde, toplumun ortak hafızasından, kültüründen beslenir genellikle de zaten. Statü olarak diğerlerine göre oldukça düşük bir okulda okumuş olabilirsiniz, ya da tersi. Her işyerinde, trendi oluşturan, bir kişiyi ipe götürmeye veya kral yapmaya muktedir bir egemen sınıf vardır. Bu egemen sınıf özürlülere biraz daha farklı yaklaşabilir, genel yargıya dayalı olarak onları kendine tehdit olarak görmediğinden onlar yerini bildikçe egemen sınıf onlara koruyucu yaklaşır, burada acıma devreye girer çünkü.

Özürlü çalışanın durumu çalışanlar açısından daha da bir zordur kısacası.

İnsan kaynakları alanında iş yapan bir işveren olarak çeşitli dönemlerde özürlü istihdamına yönelik projeler yapmayı denedim, her birinde bir kayaya çarparak geri döndüm. Fakat, halen bu konuda doğru bir proje yapma isteğimi kaybetmedim ama çoğu defasında özürlülerin  işlerini doğru ve kabul edilebilir  ölçüde yapamayacaklarına, onlar işlerini doğru ve kabul edilebilir  ölçüde yapsalar bile, hizmet verdikleri kişilerin bu ilişkiden rahatsız olacaklarına dair bahaneler aldı yürüdü. Bu tür sosyal sorumluluk projeleri çeşitli tarafları barındırıyor, taraflardan biri veya birkaçının çekinceli davranması tüm projeyi yürümez hale getirebiliyor.

Bu ölçüde başarısız denemeden sonra konuya biraz daha kafa yormaya başladım. "Neden olmuyor?" diye. Bana göre son derece kolay ve doğal olan bir durum, çoğunluğa göre neden bu kadar zordu? Evet, bu çalışan diğerlerinden farklıydı, herkes gibi, her insan gibi, her insan bir diğerinden farklıdır/farklı olmalıdır. Eğer aynı kalıptalarsa, sorun vardır zaten; eğer herkes aynı şeyi düşünüyorsa, bu, Ermenileri yok etmek ya da bizim takımdan olmayanları dövmek gibi ahmakça ve zavallı bir sonuçta yaratabilir. Bu grupla aynı şeyi düşünmeyen biri, korkudan "Siz deli misiniz?" diyemez, çünkü farklılık bu denli önemli bir kavram. Burada bahsettiğim düşünce farklılığı, ama tüm farklılıklar böyledir. Çeşitlilik yaratır sonunda. Bu konuda kendi içimde sessiz arayışım sürerken, bir kişisel gelişim programındaki bölüm, başlı başına iletişimdi. İçinde bulunduğumuz evrenden tutun da, her şeyle iletişimin incelendiği bir çalışma. İletişim yalnızca konuşarak yazarak ortaya çıkan bir olgu değil, bakmadan, görmeden, dokunmadan, karşılaşmadan da iletişim kurabilirsiniz. İşte bunu öğrenirken "Neden?" sorusunun cevabını buldum.

Tüm güzel çözümler gibi son derece basitti.

Genel bir çoğunluk sadece elle tutulabilir, gözle görülebilir somut şeyleri anlayabiliyor, yalnız onlar üzerinden iletişim kurabiliyordu. Daha küçük bir kısmı ise biraz daha yüksek seviyede, kavramsal iletişim kurabiliyordu. Kavramsal iletişim kurabilenler zaten farklılıkları görmeye başlıyor, farklılıklarla düşünebiliyordu.

Ben neden özürlülerle sorun yaşamadım işyerinde, çünkü onların kolları, bacakları, gözleri, kulakları ile değil, doğrudan kendileriyle iletişim kuruyordum. Başkalarıyla iletişim kurarken geliştirdiğim mekanizmanın dışında bir şey yapıyordum. Zaten onlar da bu şekilde iletişim kuruyordu. Kendileriyle deyince bunun ismi her inanışa göre değişebilir, new age kavramlarda "öz benliği" "yüksek benliği" denebilir. Bana kendi benliği daha hitap etti bu anlamda.

Bir kişi, giyimi ile, davranışları ile, sosyal statüsü ile iletişimi gerçekleştirir. Diyelim güzelliği o denli öndedir ki, başka bir şey yapmasına çok gerek olmamıştır. Zaten güzel ya da yakışıklıdır. Ya da çok zekidir, zekasını konuşturuverir, üç sıfır öne geçiverir iletişimde. Toplumdaki genel kabul de bu tarz bir iletişimdir. Biz karşımızdakinin sosyal maskesiyle iletişim kurarız. O da bizim.

Bizim şirkette durum farklı idi, ben onların kendi benliği ile iletişim kurduğum için onlar da bana aynı cevabı veriyordu. Ve onların istatistiklerinin, şirketimdeki ortalamanın her zaman yüksek olmasının nedeni ise buydu.

Ayşe Nazmiye Uça

DATASSİST
Genel Müdürü

 

 

SENDEN BİR TANE DAHA YOK BU DÜNYADA ...!!!!!

Unutma, senden bir tane daha yok bu dünyada!
Gülümsemeyi asla unutma. Gözlerinin içi gülsün
gülerken, bakışların pırıl pırıl olsun ve her zaman
nemli kalsın göz pınarların.

Unutma kendini sevilebilecek bir insan haline getirmeyi
ve ondan sonra da kendini sevip kendine sarılmayı.
Zamana güven ve onun senin en büyük dostlarından
biri olduğuna. Acılarının ve felaketlerinin ancak onun
koynunda uyuyabileceğini unutma.

Unutma. Başına gelenlerin günün birinde kişisel tarihinin
ayrıntılarından biri olmaya mahkum olacağını unutma.
Her çiçek sevgilin olsun, her sevgilin ise bir çiçek. Açık
tut gönlünü tüm güzelliklere.

Yasalar, günahlar, yasaklar sen olduğun için vardır. Ve sen
bir tane olduğun için şu koca dünyada, gir günaha çekinmeden,
çiğne yasayı.

Aydedenin sihrini gönderdiği gecele rde uyuyarak çalma
hayatından saatlerini. Gecenin içinde yolculuğa çıkmayı unutma.
İçinde hiç ölmeyecek bir gençlik virüsü yarat ve kaç yaşında
olursan ol, her zaman yirmibeş yaşında kalman gerektiğini
unutma. Asla taviz verme seni sen yapan yanlarından.
Onurlu bir yasam sürebilmen için, sartlar ne olursa olsun
direnmeyi sakın unutma.

İçindeki seni katletmeye kalkma sakın. Kendine vuracağın
her darbenin seni senden biraz daha uzaklaştıracağını
unutma. Korkma mahallenin delisi olmaktan. Doğrucu Davutlar
ne kadar çoğalırsa mahallende, hayat mutlaka daha iyiye
gidecektir, unutma.

Hatanın affedilmeyecek olanından kaç, ama hata yapmayayım
diye de yakıp geçme yıllarını. Unutma ki, hiç hata yapmayan
bir insan yapabileceklerinin en iyisini yapamamış demektir hayatta.

Korkma insanca korkularından. Ve korkunun kendisinden çok,
onun beklentisinin daha korkutucu olduğunu unutma.

Bir anlamı olsun kendinl e yaptığın kavgaların.
Ve hep ileriye taşısın seni kavgada attığın her adım.
Açık bırak pencereni ve sabah güneşinin,
rüzgarı önüne katarak perdelerle yapacağı raksa dönük
olsun bakışların.

Küçücük mutlulukların görkemine inandır kendini
ve gülümse. Umutların bitmesin asla ve umutların bittiği yerin,
hayatın da bittiği yer olacağını asla unutma.
Ve şaire kulak ver:

" Senden bir tane daha yok bu dünyada''


Eğer bir dış etken seni üzerse,
Duyduğun acı o şeyin kendisinden değil,
Senin ona verdiğin değerden geliyordur.
Onu da her an ortadan kaldırma gücün vardır."

Marcus Aunelius

Başarmak için inanın...

Bir zamanlar, büyük bir dağda yuva yapan kartallardan birinin, kuluçkadaki dört yumurtasından bir tanesi, deprem sırasında dağdan aşağı düşmüş ve vadideki bir çiftliğe kadar yuvarlanmış. Burası bir tavuk çiftliğiymiş. Çiftlikteki tavuklar, farklı ve normalden büyük olan bu yumurtayı sahiplenmeye karar vermişler. Yaşlı bir tavuk, bu yumurtayı ve içinden çıkacak yavruyu koruması altına almış.

Sonunda küçük kartal yumurtadan çıkmış. Çevresindeki tavukları görmüş ve kendisini de onlardan biri zannetmiş. Bütün tavuklar da ona bir tavuk gibi davranmışlar.

Küçük kartal, ailesini çok seviyormuş. Bazen, "Ben kimim?" sorusunu dile getirmeye kalkıştığında, "Sen bir tavuksun. Bunu böyle bil," cevabını alıyormuş.

Bir gün çiftlikte oyun oynarken başını kaldırıp yukarı baktığında bir grup kartalın özgürce uçtuklarını görmüş. "Ne kadar güzel uçuyorlar. Ben de onlar gibi uçmayı çok isterdim," demiş. Tavuklar, onun bu sözlerine hep birlikte gülmüşler. "Sen bir tavuksun ve tavuklar uçamaz," demişler.

Küçük kartal, artık daha sık gökyüzüne bakar olmuş çünkü o da gökyüzünde süzülen kartallar gibi uçmak, özgür olmak istiyormuş. Ama ne zaman bu düşüncesinden arkadaşlarına ve ailesine bahsetse, hep "Sen bir tavuksun. Bırak bu hayalleri," cevabını alıyormuş.

Zamanla, küçük kartal da bu düşünceyi kabul etmiş. Hayal kurmaktan vazgeçmiş, hayatını bir tavuk olarak yaşamaya karar vermiş. Ve hayatının sonu geldiğinde de bir tavuk olarak ölmüş. Ne olduğunu düşünürsen, o olursun. Eğer, hayatınızın herhangi bir döneminde, kartal olmanın hayalini kurarsanız, tavukların söylediklerini dinlemeyin ve hayallerinizi takip edin.

Kaynak: İnternet