13 Şubat 2009 Cuma

İŞYERİ HEKİMİ İSTİHDAMINDA HUKUKUN ZAFERİ:

İŞYERİ HEKİMİ İSTİHDAMINDA HUKUKUN ZAFERİ:
SIRA SSK UYGULAMALARINDA

Ülkemizde işyerlerinin çalıştırılan işçi sayısına bağlı pek çok yasal zorunluluğu bulunmaktadır. Bunlardan biri de 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 180., İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü’nün 91.maddeleri uyarınca sürekli olarak 50 ve daha fazla işçi çalıştıran işyerlerine yönelik kabul edilen işyeri hekimi istihdamı zorunluluğudur.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin uygulanmasında önemli bir payı olan “İşyeri Hekimliği”; gerek mevzuattaki düzenleme şekli gerekse uygulaması bakımından pek çok hukuki sorunu bünyesinde barındırmakta ve bu nedenle çalışma hayatında giderek daha geniş yer almaktadır.

Kanuni yetkilerini yerine getiren ve işçilerin sağlık durumlarının denetlenmesi, ilk yardım, acil tedavi ve diğer koruyucu sağlık hizmetlerinin düzenlenmesi amacıyla işyeri hekimi istihdam eden işyerleri ciddi sıkıntılar yaşamakta ve Tabip Odalarının aşağıda belirteceğimiz, haksız tutum ve davranışlarına maruz kalmaktadırlar.

Tabip odaları;

Sertifika vermeye yetkili makam konusunda açık bir hüküm bulunmamasına rağmen; hekim bulundurma zorunluluğu olan işyerini saptamakla, iş hekimliği sertifikasına sahip hekimlerin atanmalarına izin vermekle ve iş hekimliği sertifika kurslarını düzenlemekle ,

İşyerlerini kendi belirledikleri hekimle (genellikle tek bir hekim ismi empoze etmek suretiyle) sözleşme yapmaya zorlamakla,

İşyerlerine, kendi hazırlamış oldukları hukuka aykırı birçok hüküm içeren “Tip Sözleşme”nin imzalanmasını dayatmakla,

İşyerlerini, birer yıllık sözleşme yapmaya zorlamakla,

Hizmet sözleşmelerinin her yıl Ocak ayında yenilenmesini istemekle,

Hizmet sözleşmelerinin feshinin, 3 ay önceden yazılı ve gerekçeli olarak bildirilmesini zorunlu kılmakla ve kendilerinin kabulü şartına bağlamak istemekle,

İşyerini hizmet sözleşmesi feshedilen hekimi, yeni hekim atanana kadar çalıştırmaya zorlamakla,

Hizmet süresi ne olursa olsun işyeri hekimine bir ay ücretli izin verilmesini öngörmekle,

Kendilerince her yıl Ocak ve Temmuz aylarında belirlenen asgari ücret tarifelerinin hizmet sözleşmeleriyle çalışan hekimlere de uygulanmasını zorunlu kılmakla,

her konuda kendilerini tek yetkili görmekte ve iş hukukunun temel prensiplerinden olan “iş akti yapma serbestisi”ne aykırı uygulamalara gitmektedirler.

Diğer taraftan Sosyal Sigortalar Kurumu, işyeri hekimine tanınacak Kurum adına reçete yazma ve iki güne kadar istirahat verme yetkisi için hekimin işyerinde çalışmasında sakınca olmadığına dair mahalli tabip odasınca verilmiş “onay belgesi” aramaktadır.

Sosyal Sigortalar Kurumu yürürlüğe koyduğu genelgelerle sorunu çözmek yerine daha da karmaşık hale getirmektedir.Yasaya ve hukuka uygunluğu tartışmalı olan söz konusu genelgelere dayanarak Kurumca aranan “yerel tabip odası onay belgesi” tabip odalarının işyerleri üzerindeki baskıcı tutumlarının artmasına neden olmaktadır.

Daha açık bir ifadeyle SSK’nın aradığı “ONAY BELGESİ” bir meslek kuruluşu olan tabip odalarının kendilerini Anayasa’ nın dahi üstünde görmelerine kadar pek çok olumsuzluğa neden olmaktadır.

ARTIK SADECE İŞYERLERİ DEĞİL İŞYERİ HEKİMLERİ DE TTB VE MAHALLİ TABİP ODALARI ALEYHİNE YARGI YOLUNA GİTMEKTEDİRLER.

Bu durumun neden olduğu mağdurlar arasına son dönemde bizzat “işyeri hekimleri” de katılmış bulunmaktadır.

Mahalli Tabip Odaları, TTB’den aldıkları destekle işyerleri üzerinde sürdürdükleri baskıcı ve yasalara aykırı tutum ve davranışlarını hekimlere de yöneltmeye başlamışlar yetkilerini zorlayan ve hakkaniyet ölçülerini aşan idari düzenlemeleri ve uygulamaları nedeniyle kendi üyelerini de karşılarına almışlardır.

Artık sadece işyerleri değil, işyeri hekimleri de mağdur olduklarını belirtmekte ve TTB aleyhine dava açmaktadırlar.

Bu çerçevede ilk olarak; Birlik üyesi bir hekim tarafından TTB’nin, mevzuata dayanan bir yetkisi bulunmadığı halde 1987 yılında Büyük Kongresi’nde almış olduğu karara dayanarak çıkardığı “İşyeri Hekimi Atama Yönetmeliği” ve “İşyeri Hekimi Atama ve Uygulama Yönergesi”, işyeri hekimi olarak atanması yolundaki başvurusunun mahalli tabip odasınca söz konusu düzenlemelere dayanılarak reddedilmesi üzerine, dava konusu yapılmıştır.

Danıştay 8. Dairesi, davalı TTB’nin “İşyeri Hekimliği” konusunda yaptığı düzenlemelerin;

  • sadece meslek mensuplarını değil, aynı zamanda işveren ve işçileri de doğrudan etkilemesi,
  • ayrıca dayanağını İş Kanunu ve diğer sosyal içerikli yasal düzenlemelerin oluşturması,
  • iş sağlığı ve güvenliği ile doğrudan ilgili bulunması

nedeniyle “kamu” yu da ilgilendirdiği dolayısıyla 3011 sayılı “Resmi Gazete”de yayımlanacak olan Yönetmelikler Hakkında Kanun”un 1. maddesi gereğince Resmi Gazete’ de yürürlüğe girmesinden sonra geçerli olacağı gerekçesiyle dava konusu Yönetmeliği şekil yönünden hukuka aykırı bulmuştur. Hukuka aykırı Yönetmelik hükümlerine dayalı olarak çıkartılan Yönerge ile mahalli tabip odasının davaya konu işleminde hukuka uyarlık bulunmadığına Danıştay 8. Dairesi, 22. 5. 2001 tarih ve 2001/366 sayılı Kararında yer vererek ilgili Yönetmelik, Yönerge ve davaya konu işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar vermiştir.

Bu Karar üzerine TTB’nce söz konusu yürütmeyi durdurma kararına karşı yapılan itiraz da aynı gerekçelerle Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca reddedilmiştir. (Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, 12.7.2001 tarih ve 2001/322 sayılı Kararı)

İkinci olarak; yine bir işyeri hekimi tarafından, söz konusu Yönetmelik ve Yönergenin yürütülmesinin durdurulmasından sonra Türk Tabipleri Birliğince, ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi gerekçesi ile 20.7.2001 tarihinde yayımlanan Genelge’ nin, yukarıda bahsedilen yönetmelik ve yönerge hükümlerine paralel içerikte ifadeler içermesi nedeni ile bu defa da yeni Genelge’ nin yürütülmesinin durdurulması ve iptaline ilişkin dava açılmıştır.

Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca bu dava ile ilgili olarak 31.5.2002 tarihinde verilen karar uyarınca söz konusu “Genelge”nin YÜRÜTÜLMESİNİN DURDURULMASINA karar verilmiştir. Verilen Karar’da gerekçe olarak yukarıda bahsedilen Yönetmeliğin Resmi Gazete’de yayımlanması yerine, yargı kararının etkisiz bırakılması sonucunu yaratan dava konusu Genelge’ nin tesis edilmesinin hukuka aykırı olacağı belirtilmiştir.

İŞYERİ HEKİMİ İSTİHDAMINA İLİŞKİN DANIŞTAY KARARLARININ SONUÇLARI:

Yukarıda anılan Danıştay Kararları aşağıdaki sonuçları beraberinde getirmiştir:

Mahalli tabip odalarının “işyeri hekimi atama yetkisi” yoktur.

Mahalli tabip odalarının işyeri hekimliği yapmaya istekli hekimler arasında bir sıralama ve puanlama yapma yetkisi yoktur.

İşyeri hekimliği yapabilmek için sertifika almaya gerek yoktur. Ayrıca Türk Tabipler Birliği’nin de işyeri hekimliği sertifikası vermek konusunda herhangi bir yetkisi bulunmamaktadır.

A,B ve C tipi diye adlandırılan kurslara katılım mecburi değildir.

Mahalli tabip odalarının işyeri hekimi olarak çalışanlardan zorla para alması yasal değildir.

Tabip odalarının işyerlerine hekim atamaları aynı zamanda 1475 sayılı Kanunun 85. maddesine muhalefet etme sonucunu doğurabilir. Bu durumda105. maddeye göre de haklarında ceza davası açılabilir.

Bunlara aykırı davranılması halinde sorumlular hakkında, adli yargıda ceza ve tazminat davası açılabilir.

İŞYERİ HEKİMLİĞİ YAPMAK İSTEYENLER NE YAPACAK?

Eğer halen özel kurum veya işyeri hekimliği yapmıyorlarsa, çalışmak istedikleri işyeri ile anlaşıp durumu 15 gün içinde üyesi oldukları mahalli tabip odasına bildirecekler, eğer üye değillerse üye olacaklar.

Eğer halen özel kurum veya işyeri hekimliği yapıyor iseler ve bu göreve ek olarak yeni bir işyerinde çalışacaklarsa mahalli tabip odalarının idare heyetinden gerekçeli olarak izin almak zorundalar. İdare heyeti ise gerekçeli kararını hizmetin iyi yapılması, vazifenin tabipler arasında adilane bir surette tevzi ve benzeri sebepler çerçevesinde vermek zorundadır.

İşyeri hekimliği yapabilmek için bir tıp fakültesi diploması yeterlidir.

SOSYAL SİGORTALAR KURUMU YARGI KARARLARI PARALELİNDE UYGULAMALARINI DEĞİŞTİRMELİDİR.

Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından alınan son Kararlar da göstermektedir ki işyeri hekimi istihdamında Türk Tabipler Birliği ve mahalli tabip odalarının uygulamaları sonucu yaşanan sorunlar sadece işyerlerinin değil, aynı zamanda hekimlerin de sorunu haline gelmiş ve kamu düzeni açısından olumsuz yansımaları doğmuştur. Ayrıca Mahalli Tabip Odaları ve TTB’nin işyerleri ve hekimler üzerinde kurmaya çalıştıkları baskıların hiçbir hukuki dayanağı yoktur.

Şimdi sıra Sosyal Sigortalar Kurumu’na gelmiştir. Zira Sosyal Sigortalar Kurumu, hala işyeri hekiminin SSK adına reçete yazma ve iki güne kadar istirahat verme yetkisi için mahalli tabip odasınca verilmiş onay belgesi aramaktadır. İşyeri hekimi atama yetkisi olmayan bir odanın vereceği onay belgesi ancak ve ancak o hekimin ikinci görevi için mümkün olup, sadece tek bir işyerinde “işyeri hekimi” olarak çalışanlar için böyle bir belgeye ihtiyaç yoktur.

Sosyal Sigortalar Kurumu’nun yukarıda bahsedilen yargı kararları çerçevesinde uygulamasını değiştirmesi artık bir zorunluluk haline gelmiştir.

SSK çıkartacağı yeni bir Genelge ile mahalli tabip odalarının işyerleri ve işyeri hekimleri üzerindeki haksız, fırsatçı ve baskıcı uygulamalarına dur demelidir.

İşveren Dergisi Ağustos 2002

 

Hiç yorum yok: