30 Aralık 2008 Salı

ASGARİ ÜCRET TESPİT KOMİSYONU KARARI

30 Aralık 2008 Tarihli Resmi Gazete   Sayı: 27096   Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından:

 

ASGARİ ÜCRET TESPİT KOMİSYONU KARARI

 

          Karar Tarihi       : 25/12/2008

          Karar No     : 2008/1

 

            22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 39 uncu maddesi gereğince, iş sözleşmesi ile çalışan ve bu Kanunun kapsamında olan veya olmayan her türlü işçinin asgari ücretini tespit etmekle görevli Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 26/11/2008 tarihinde başladığı çalışmalarını 25/12/2008 tarihine kadar sürdürmüş ve yaptığı dört toplantı sonucunda;

            1) Milli seviyede tek asgari ücret tespitine oybirliğiyle karar verilmiştir.

            2) Son toplantıya Türk-İş temsilcileri katılmamıştır.

            3) 16 yaşını doldurmuş işçilerin bir günlük normal çalışma karşılığı asgari ücretlerinin; 1/1/2009-30/6/2009 tarihleri arasında 22,20 (yirmiiki yirmi) Türk Lirası olarak, 1/7/2009-31/12/2009 tarihleri arasında ise 23,10 (yirmiüç on ) Türk Lirası olarak tespitine, toplantıya katılanların oybirliği ile,

            4) 16 yaşını doldurmamış işçilerin bir günlük normal çalışma karşılığı asgari ücretlerinin; 1/1/2009-30/6/2009 tarihleri arasında 18,90 (onsekiz doksan ) Türk Lirası olarak, 1/7/2009-31/12/2009 tarihleri arasında ise 19,65 (ondokuz altmışbeş) Türk Lirası olarak tespitine, toplantıya katılanların oybirliği ile,

            5) İş bu Kararın, 4857 sayılı Kanunun 39 uncu maddesine dayanılarak hazırlanan Asgari Ücret Yönetmeliği’nin 11 inci maddesi gereğince Resmî Gazete’de yayımlanmasına toplantıya katılanların oybirliğiyle,

            karar verilmiştir.

 

GEREKÇE

            Asgari ücret, bilindiği gibi ödenmesi zorunlu olan en az ücrettir.

            Asgari ücretin belirlenmesini düzenleyen Asgari Ücret Yönetmeliği uyarınca, asgari ücret, pazarlık ücreti değildir.

            Asgari ücretin belirlenmesi sırasında, Komisyonumuz, bu çerçevede bir karar alınması için çalışmış, işçilerin geçim şartları ve 2009 yılı enflasyon hedefi gibi faktörleri değerlendirmiştir.

            İşte bu çerçevede hareket eden Komisyonumuz; 16 yaşını doldurmuş işçiler için günlük asgari ücreti; 1/1/2009-30/6/2009 tarihleri arasında uygulanmak üzere 22,20 ( yirmiiki yirmi ) Türk Lirası olarak, 1/7/2009-31/12/2009 tarihleri arasında ise 23,10 (yirmiüç on ) Türk Lirası olarak belirlemiştir.

            16 yaşını doldurmamış işçiler için günlük asgari ücretin; 1/1/2009-30/6/2009 tarihleri arasında uygulanmak üzere 18,90 (onsekiz doksan) Türk Lirası olarak, 1/7/2009-31/12/2009 tarihleri arasında ise 19,65 (ondokuz altmışbeş ) Türk Lirası olarak belirlenmesi Komisyonca kabul edilmiştir.

            Asgari Ücret Yönetmeliği’nin 11 inci maddesi gereğince, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nca belirlenen asgari ücretler, Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihi izleyen ayın ilk gününden itibaren yürürlüğe girecektir.

 

 

Faik YILDIZ

Boztepe Hotels

Personel Müdürü

*  Side Mare Aqua Hotel 
       Kumköy Mevkii ,07600 Manavgat
(   Tel : 0 242 756 13 00
(  Fax:0 242 756 13 06
+  E-mail :
faik@gavurgeci.com  
        Web   : 
www.gavurgeci.com

      Msn    : faik2001@hotmail.com

 

29 Aralık 2008 Pazartesi

AYLIK PRİM VE HİZMET BELGESİ DÜZENLEMEK YERİNE SADECE BEYANDA BULUNACAK SİGORTALILAR

 

 

I.)GİRİŞ

 

Ülkemizde çalışanların statüsüne göre kurulan sosyal güvenlik kurumları (işçilerin SSK, memurların-T.C Emekli Sandığı, esnaf ve diğer bağımsız çalışanların-Bağ-Kur, banka ve meslek odaları çalışanları 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun geçici 20. maddesine istinaden kurulmuş olan sandıklar) 20.05.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5502 sayılı Kanun (1) ile yeni kurulan “Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı”na devredilerek ortadan kaldırılmıştır. (2)

 

“Sosyal Güvenlik Reformu” adı altında yapılan kanuni düzenlemeler ile birlikte yine çalışanların statülerine göre uygulanan tatbiki kanunlar da 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, (3) bünyesinde birleştirilmek suretiyle yeni düzenlemeler yapılmıştır. (4)

 

Yeni Kurumun uygulama Kanunu olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu  esasen SSK’nın uygulama Kanunu olan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu kanundaki işlemler esas alınarak oluşturulmuştur. Bu nedenle SSK uygulamasında olan birçok işlem daha önceden faal olan diğer kanunla kurulu sosyal güvenlik kurumu sigortalılarına da uygulanmaya başlanmıştır. Örneğin Aylık prim ve hizmet belgesi artık memurlar için de düzenlenmesi zorunlu hale gelmiştir.  Bu yazımızda en çok sorulan ve merak edilen daha önceden Bağ-Kur’lu, 5510 s.Kanun uygulaması ile birlikte (4/1-b)’lilerin  aylık prim ve hizmet belgesi düzenleyip düzenlemeyecekleri ile bildirim işlemleri irdelenmiştir. (5)

 

II.)4/1-b’LİLERİN(BAĞ-KUR’LULARIN) PRİME ESAS KAZANÇLARININ SGK’YA BİLDİRİLMESİ

 

A.BAĞ-KUR’LULARIN ÖNCEKİ BİLDİRİMLERİ İLE YENİ SİSTEM

 

1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu’na göre sigortalıların ödeyecekleri primler ve bağlanacak aylıklarının hesabında, yirmi dört basamaklı gelir tablosu uygulanmakta idi. Bu tabloda yer alan gelir basamakları, her yıl Nisan ayında ilk olarak bir önceki yılın Aralık ayı ile ondan önceki yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki değişim oranı kadar, ikinci olarak bir önceki yılın gayrisafi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızları kadar artırılarak belirlenmekte idi.

 

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu  ile birlikte belirtilen basamak sitemini tamamen ortadan kaldırıp, Bağ-Kur’luların  (4/1-b)’lilerin  4857 sayılı İş Kanuna göre 16 yaşından büyük işçiler için belirlenen brüt asgari ücretle, bunun 6.5 katı arasında kendilerinin seçip beyan edecekleri matrah üzerinden prim ödemelerini öngörmektedir.

 

B.BAĞ-KUR’LULAR (4/1-b’LİLER) İÇİN AYLIK PRİM VE HİZMET BELGESİ DÜZENLENİP DÜZENLENMEYECEĞİ

 

SSK, sigortalıları için her ay Kuruma verilmesi zorunlu olan aylık prim ve hizmet belgesinin  5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu  ile birlikte memurlar için de düzenlenmesi yükümlülüğünün getirilmesi, doğal olarak Bağ-Kur’lular  (4/1-b)’liler içinde böyle bir uygulama olup olmayacağı konusunda tereddütlerin hasıl olmasına neden olmuştur.

 

Kurum 23.11.2008 tarihinde yayınladığı tebliğle (6) bu husustaki tereddütleri bertaraf etmiştir. Söz konusu tebliğ uyarınca Bağ-Kur’lular  (4/1-b)’liler için  aylık prim ve hizmet belgesi düzenlemeyecektir.

 

Belirtilen sigortalıların sadece  aylık prime esas kazançlarını, beyanda bulunmak suretiyle bildirmeleri yeterli olacaktır. Bu sigortalıların aylık prime esas kazançları, cari aylık brüt asgari ücretle, bunun 6.5 katı arasında olacaktır.

 

Sigortalının prime esas kazancı ile ilgili beyanı, Kurumun ilgili ünitesine yazılı olarak yapılabileceği gibi, ünitelere başvurmak suretiyle beyanlarının bilgisayarlara işlenmesi ve bu bildirimin bilgisayardan çıktısının alınması şeklinde de yapılabilecektir.

 

Sigortalıların prime esas kazançları ile ilgili olarak yapacakları beyanlarının dikkate alınma tarihi; yazılı olarak yapılan beyanda beyanın Kuruma intikal ettiği tarih, bilgisayar çıktısı ile kayıtlı hale getirilen beyanda ise çıktının tarihidir. Belirtilen şekilde yapılan ve başlangıcı gösterilen bu beyan, değiştirilmediği sürece sonraki aylar için de yapılmış sayılır. Yapılan beyana istinaden üst üste oniki aydan fazla prim ödemesinde bulunulmaması halinde, bu oniki aylık sürenin sonundan itibaren beyanın geçerliliği ortadan kalkacaktır.

 

Sigortalılar prime esas kazançları ile ilgili aylık olarak beyanda bulunur. Sigortalı, prime esas kazanç tutarını beyanına dayalı olarak her ay yeniden belirleme yetkisine sahiptir.

 

Beyanda bulunmayan, beyanının geçerliliği ortadan kalkan veya beyanları asgari ücretin altında kalan sigortalının aylık prime esas kazancı, prime esas günlük kazanç alt sınırının otuz katı olarak Kurumca dikkate alınarak işlem yapılacaktır. Ancak (4/1-b) Kapsamındaki  Sigortalı aynı zamanda işveren ise, hizmet akdine istinaden çalıştırdığı (4/1-a) kapsamındaki sigortalıların prime esas günlük kazancının en yükseğinin 30 katından az olamaması gerekmektedir.   4/1-b kapsamında sigortalı sayılmayı gerektirecek birden fazla durumun söz konusu olması hâlinde, tek beyanda bulunulması yeterlidir. (7)

 

III.SONUÇ

 

Eski adıyla Bağ-Kur’lu yeni adıyla (4/1-b)’li sigortalılar için, her ay kazançlarının bildirilmesine yönelik öngörülen  aylık prim ve hizmet belgesinin  verilmesine gerek bulunmamaktadır. Bu sigortalıların sadece  aylık prime esas kazançlarını, beyanda bulunmak suretiyle bildirmeleri yeterli olacaktır. Beyanda bulunacakları aylık prime esas kazançları, cari aylık brüt asgari ücretle, bunun 6.5 katı arasındadır. Ancak  işçi çalıştıran (4/1-b)’li sigortalının beyanı, çalıştırdığı en yüksek ücret alan işçiden kazancından az olmaması gerekmektedir.

 

(4/1-b)’li sigortalılardan tarımsal faaliyetlerde bulunanlar hariç, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan sigortalılardan, 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden önce sigortalı olarak kaydı ve tescili yapılmış olanların, 1/10/2008 (dâhil) ilâ 31/12/2008 (dâhil) dönemine ilişkin olmak üzere, belirtilen sınırlar dahilindeki prime esas kazançlarını beyan etmemeleri hâlinde, ödeyecekleri aylık primler, beyanda bulununcaya kadar daha önce bulundukları en son gelir basamaklarına karşılık gelen tutarlar üzerinden alınacaktır. Bu süre içinde beyanda bulunulması hâlinde, beyan ettiği prime esas kazanç üzerinden ilgili ayın prim tahakkuku yapılacaktır.

 

24 Aralık 2008

 

İSA KARAKAŞ

Sosyal Güvenlik Kurumu

Başkanlık Baş Müfettişi

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Uzmanı

isakarakas@gmail.com

 

Dip Notlar

 

[1] 20.05.2006 tarih ve 26173 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[2] Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz, KARAKAŞ İsa -HANÇER Bekir, Tüm Yönleriyle Açıklamalı- Gerekçeli, Sorulu Cevaplı Sosyal Güvenlik Reformu, THK Basımevi, Ankara-2006.

[3] 16.06.2006 tarih ve 26200 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[4] İsa KARAKAŞ, “Tam SGK’lı Sayılanlar” E-Yaklaşım, Temmuz 2008,Sayı:60.

[5] İsa KARAKAŞ, Yeni Sosyal Güvenlik Mevzuatı Uygulama Rehberi, Yargı Yayınevi, Ankara-2008.

[6] Aylık Prim Ve Hizmet Belgesinin Sosyal Güvenlik Kurumuna Verilmesine Ve Primlerin Ödenme Sürelerine Dair Usul Ve Esaslar Hakkında Tebliğde Deşiklik Yapılmasına Dair Tebliğ, RG:/23.11.2008-27063

[7] Mahmut ÇOLAK, “Eski Bağ-Kur Sigortalıları Yeni Sistemde Nasıl Bildirilecektir?” E-Yaklaşım, Aralık-2008,Sayı:192.

 

17 Aralık 2008 Çarşamba

Sizin Kalbiniz Nerede?

Soru mu şimdi bu.Nerede olacak sol tarafımda bekler durur beni.
Evet biliyorum orada durup sessizce attığını..Ama adı kalp olanın içi başka biliyorsunuz. Kalp deyince bambaşka anlamlar yüklüyoruz üstüne bildik bileli. Sadece usulca atıp duran bir organ değil,aslında yaşam kaynağı hem manen hem somut olarak. Acıtıyor arada,soğuyor,ısınıyor.. Bazıları için tek yol haritası kalbinden geçerken bazıları için hiç yok bile denebiliyor. İnsanın en çok incinmeye müsait, nazik yönü galiba kalp.Karşınızdakinin kolunu kırabilirsiniz zaman olur yarası iyileşir ama bir kelimeyle kırdığınız kalbini bir ömür tamir edemeyebilirsiniz.

Anlaşılan hassas mevzular bu mevzular.Nereden esti derseniz eğer zaten her gün birlikteyiz diye cevap vermem gerekir. Birlikteyiz ama her an varlığını hatırlıyor muyuz? Ses çıkarmayıp sakin durduğu sürece unutup gidiyoruz ne halde olduğunu. O halde bir soralım bakalım sevgili kalbim nasılsın diye? ? En son ne için çarptın ölesiye?

Nerede bıraktınız onu en son? Sorun bir memnun mu yerinden.İyi bakılıyor mu yeterince özen görüyor mu? İlk gençlik çağlarında neredeyse elimizde gezdiririz birisi çıksa da versek diye,gençlik tabi kıymet bilmiyor. Zaman geçtikçe,yaralar, çizikler arttıkça aklımız başımıza gelir ve biraz daha kadifelere sararız.Korkarız göstermekten,yükselir duvarlarımız.Bu sefer yalnız kalmak istediğini düşünürler. Tek korkumuz geri alamamaktır oysa ki. Verilen geri alınmıyor geri gelse de aynı kalmıyor hiçbir şey. Bir gün tamam dersiniz verirsiniz birine. Geri almamacasına güvenirsiniz.Zaman geçer, atışları yavaşlar bazen.Unutursunuz eski günleri.Gün geçtikçe şekil alırsınız,yepyeni izleriniz,çizgileriniz olur üzerinde. Eskidikçe daha mı değerlenir dersiniz, o zaman kıymet bilen bir eksper bulmak gerekir.

Oysa şimdi daha olgundur, güçlüdür.Herkes için atmaz,seçicidir artık. Yepyeni sevgiler tatmıştır,evlat,torun,dostlar,kuşlar vardır belki de.. Kendini de sevmeyi öğrenmiştir.
Yaş ilerledikçe kıymeti anlaşılır,daha özenilir,gıdasına dikkat edilir. Ama sıcaklarda sıkışıp tekleyince doktora gösterdiğiniz gibi kendisini de yoklamalısınız arada...

Yeterli üretiyor mu acaba sevgisinden,belli ediyor mu çevresine? Yoksa hala tek mi kalmayı seviyor zannediyorlar sizi. Korkmayın sorun. Eskiden ne istiyordun şimdi geldiğin yerden memnun musun diye. Çünkü sevmek uğruna onu emanet etmişizdir hep birilerine..

Hatırladınız mı kimde kaldığını en son, ya da ne için ölesiye çarptığını?
Hatırlamıyor musunuz? O halde siz de onlardansınız. Kalp yerine mikroçipler taşıyıp sadece başkalarının nabzından faydalananlardan. Aşk,sevgi,çarpıntı geçmez mi hiç damarlarınızdan.En kötüsü sizinki be azizim. Hani bazıları bırakmış, bazılarınınki çalınmış ama sizinkisi sizde kalmış
O halde bir şiir size sevgili Ece Ayhan dan

Üç gencin kalbi

Bir gemici tanırım
Kalbini bir limanda bırakmış
Ya kaybolursa?
Ağlar çocukluğundaki gibi
Kalbini almaya gidecek hâlâ


Bir oğlan tanırım
Derin yeşil gözlü
Gönlü güney denizlerinin dibi
Kalbi ise yerinde
Birine vermeye gidecek
Bir gemi arar durur
Bulutlardan.


Bir şair tanırım
Onunki içler acısı
Kalbini asla vermemiş
Çalmışlar
Kalbi eski bir efsanede saklı.

peki sizinkisi nerede?




Hatırladınız mı kimde kaldığını en son,ya da ne için ölesiye çarptığını?





alıntı

"Borç Sıfırlama" Fırsatı Devam Ediyor

Bağ-Kur Prim Borçlarının Ödenmesine İlişkin“Borç Sıfırlama” Fırsatı Devam Ediyor

           

5458 sayılı Kanun ile Bağ-Kur Prim borcu 5 yılın üstünde olanlar, “Prim borcumu ödemek istemiyorum. Bu süreden de vazgeçiyorum” şeklinde yazılı beyanında bulunmak şartıyla ödeme yapmadan borçtan kurtulmaktadır.

 

04.03.2006 tarih ve 26098 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının  Yeniden  Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 5458 sayılı  Kanunun 13.maddesiyle 1479 sayılı Kanunun Ek.19.maddesi değiştirilmiş, aynı Kanunun 14.maddesiyle 1479 sayılı Kanuna Geçici 26.madde eklenmiştir.

 

1479 sayılı Kanunun Ek.19.maddesinde  “Bu Kanun ve 2926 sayılı Kanuna göre kayıt ve tescili yapıldığı halde, beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalıların bu sürelere ilişkin prim borçlarının Kurumca yapılacak bildirimde belirtilen süre içerisinde ödenmemesi halinde, daha önce prim ödemesi bulunan sigortalının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle, prim ödemesi bulunmayan sigortalının ise tescil tarihi itibariyle, sigortalılığı durdurulur. Prim borcunun ait olduğu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez. Ancak, sigortalı veya hak sahipleri daha sonra sigortalının en son bulunduğu basamağın  başvuru tarihindeki değeri üzerinden hesaplanacak borç tutarlarını, tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde  bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Bu madde kapsamına giren sigortalılar hakkında zamanaşımının kesilmesi ve zamanaşımının  işlememesi ile ilgili olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 103.maddesinin birinci fıkrasının (6), (8) ve (10) numaralı bentleri hariç diğer hükümleri ile aynı Kanunun 104.maddesi hükümleri uygulanır.”Geçici 26. maddesinde ise “Bu Kanun ve 2926 sayılı Kanuna göre kayıt ve tescili yapıldığı halde, 31.03.2005 tarihi itibariyle beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalılar veya hak sahiplerinden bu sürelere ilişkin prim borçlarını yeniden yapılandırma  talebinde bulunmayanlar veya yeniden yapılandırma talebinde bulundukları halde yapılandırma haklarını kaybedenler hakkında Ek.19.madde hükmü uygulanır” hükümleri getirilmiştir.

 

            Borçtan Kurtulma:

 

1- 5484 sayılı Kanun; bu hükümden faydalanmak için süre şartı öngörmemiştir.5 yılını dolduran herkesin borcunu sildirmek için bir dilekçe ile başvurması kanaatimce  yeterlidir.

 

2- Örneğin; 7 yıllık prim borcu bulunan Bay A…7 yıllık prim borcumu ödemek istemiyorum.Bu süreden de vazgeçiyorum şeklinde dilekçe verirse borcu silinecektir.7 yıllık süre için sigorta primi ödenmemiş kabul edilecek ve bu süre emeklilikte dikkate alınmayacaktır.Bay A…aşağıda belirtilen şekilde dilekçe verecektir.

 

BAĞ-KUR İL MÜDÜRLÜĞÜNE (DEVREDİLEN)

 

            Kurumunuzun ……………………….. Bağ-numaralı zorunlu sigortalısıyım. 04/03/2006 tarihli ve 26098 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5458 sayılı Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun, Ek 19 uncu / Geçici 26 ncı maddesine göre 5 yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcum bulunmaktadır.

            Bu bağlamda durumumun Kurumunuzca incelenerek sigortalılığımın Ek 19 uncu madde hükümlerine göre durdurulması için gereğini arz ederim.

 

 

Adı Soyadı

 

İmza

 

ADRES                            :

…………………………………

…………………………………

………………………………....

                                      ……………….

 

T.C. KİMLİK NO               :

EK-1 (Sigortalılık belgesi)

 

 

Sonuç:

 

Yasal düzenleme;Bağ-Kur ile bağlantısı olmayan ve prim ödemesinde bulunmayanların sigortalılık sürelerinin durdurulması ve bunlara ilişkin alacakların Kurum alacakları içerisinde gösterilmemesini amaçlamıştır.

 

Yasal düzenlemeden Bağ-Kur Prim borcu 5 yılını doldurmuş ve üstünde olanlar yararlanacaktır.

 

Sosyal Güvenlik Kurumu 2007/47 sayılı Genelge ile konuyu ayrıntılı açıklamıştır 

 

17 Ağustos 2008

 

Cumhur Sinan Özdemir

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

İş Müfettişi -Ankara

csnozdemir@gmail.com

 

16 Aralık 2008 Salı

2. Key Ödemeleri 2009

Konut Edindirme Yapısı altında alınan KEY paralarının 2. ödemesi başlıyor. Key ödemesi yapan 3 kişiden 2’si alamayınca hükümet tekrar ödeme yapmaya karar verdi. 2. Key ödemesinden sadece ödeme alamayanlar yararlananbilecek. Böylelikle KEY ödemesinde madur durum kalmamış olacak.

KONUT Edindirme Yardımı (KEY) ödemelerinden yararlanamayanlar için ek liste hazırlanması kararlaştırdı. Buna göre, halen devam eden ödemelerin ardından hazırlanacak yeni listeyle, ödemelerden yararlanamayanlara hak tanınacak. Bu listede, alacağı tutarı itiraz ederek, tutarın yükselmesini sağlayan hak sahiplerinin de isimleri yer alacak. KEY ödemelerinin başlamasıyla birlikte, birçok hak sahibinin isminin listede yer almadığı ortaya çıktı. KEY hak sahipleri üç ay içinde itiraz edebilecekler. Bu itirazlar sonucunda yeni tutarlar da devlet tarafından ödenecek. İkinci etap ödemelerin sağlıklı yapılması için yeniden KEY listesi hazırlanması kararlaştırdı.

2 MİLYON KİŞİYE ÇIKABİLİR

Star Gazetesi’nin haberine göre KEY ödemeleri için hazırlanacak olan ek listede, vatandaşlık numarası bulunamayan hak sahipleri, kamu kurumları tarafından bilgileri postayla gönderilen hak sahipleri ile listelerde yer almayanların isimleri yer alacak. Listelerle ilgili çalışmalar başladı. 8.5 milyon hak sahibinin ödemesiyle ilgili çalışmaların sona ermesinin ardından, yeni listedeki hak sahiplerine ödeme yapılacak. Ek listenin, vatandaşlık numarası tespit edilemeyen ve sicil numarası bulunan 1.3 milyon hak sahibi ile 2 milyon kişiden oluşması bekleniyor.

ÇİFT ÖDEME ENDİŞESİ

YAKLAŞIK 8.5 milyon hak sahibinin içinde, vatandaşlık numarası tespit edilemeyen 1.3 milyon kişi bulunuyor. Ziraat Bankası bu kişilere ödeme yapmadı. KEY ödemelerine ilişkin yasaya göre, hak sahiplerine ‘vatandaşlık numarası’ ve ‘sicil numarası’ ile ödeme yapılabileceğine ilişkin hüküm bulunuyor. Sözkonusu hüküm doğrultusunda, Ziraat’in vatandaşlık numarası bulunmayan vatandaşlara sicil numarası ile ödeme yapması gerekiyor. Ziraat’in ise, bu kişilere ödemeyi ‘mükerrer ödeme’ yapmamak için kabul etmediği bildirildi.

KEY ödemelerinin aksamaması için Ziraat Bankası’nın tüm şubelerinin hafta sonunda da çalışacağı açıklandı. Kimlik numarasının son rakamı 50-68 arasında olanlara bugün ve yarın da ödeme yapılacak. Duyuruya göre, T.C. Kimlik Numarası’nın son iki hanesi uyarınca ödemelerin 4-5 Ağustos 2008’de alacak hak sahiplerine cumartesi ve pazar da ödeme yapılacağı kaydedildi. Duyuruda söz konusu uygulamanın emekli maaşı ödemeleri nedeniyle yaşanacak olan yoğunluğun önüne geçmlek için yapıldığı belirtildi.

Kaynak AA

 

15 Aralık 2008 Pazartesi

İş stresinin altında yatanlar...

Geçenlerde Capital dergisinde stresle ilgili okuduğum bir haber okudum. Haberde, 2007 yılında Fransa’da otomobil sektöründe 4’ ü Renault, 6’sı ise Peugeot, Citroen’de ise 10 intihar vakasının işyerindeki stresten kaynaklandığı yazıyordu. Bunalıma girip yaşamına son veren 10 kişinin de beyaz yakalı olarak tabir ettiğimiz eğitim seviyesi yüksek çalışanlar olduğunu yazıyordu.

Bu olaylardan sonra Avrupa’nın ileri gelen şirketleri çalışanlarının stresini ölçmek için özel bir komisyon kurmuşlar. Avrupa Çalışan Destek Hizmetleri Derneği (EAEF), Avrupa’da çalışan her 4 kişiden birinin stres ve depresyonla mücadele ettiğini söylüyor. İş kayıplarının yüzde 50-60’ı stresten kaynaklanıyor. Bu olumsuz tablo sadece Fransa’da değil, diğer ülkelerde de artmaya başladı. Japonya’da da intihar vakaları artıyor.

İngiltere’deki patronları en çok korkutan risklerden biri de, çalışanların ruhsal sağlık sorunlarının olması. Verimsizlik ve motivasyon kaybıyla sonuçlanan stresin Amerikan ekonomisine verdiği finansal zararın yıllık 150-200 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

Türkiye’de ise tablo daha ağır. Türkiye’de yapılan çalışmalar her 5 kişinden birinin ruh sağlığının bozuk olduğunu gösteriyor. Fakat finansal zarar ölçülmediği için henüz elimizde rakamsal veriler yok. Ortalama çalışma süresinin 54 saati bulduğu Türkiye, Avrupa’nın en uzun çalışılan ülkesi konumunda. Dolayısıyla Türkiye işyeri stresinden en çok etkilenen ülkelerin başında geliyor.

Hepimiz bu karamsar tablonun bir yerlerinde değişik şekillerde yer alıyoruz. Az veya çok günümüz iş yaşamı çarklarına girip de stres faktörleriyle karşılaşmamak mümkün değil. Siz de iş yerinizde her gün stres oluşturacak binlerce faktörle karşılaşıyorsunuz. Bu faktörlerden en az birkaçı, çoğunuzun iş yaşamına her gün değişik olasılıklarla giriyor.

 

Bireysel rekabeti iyice abartmış çalışma arkadaşlarınız, motive etmekten yorulduğunuz astlarınız, yeni bakış açılarına kapalı olan üstünüz, baskıyı üstünüzden eksik etmeyen üstünüzün üstü, daraltılmış bütçeler, ekonomik kriz…

 

Bu listeye eklenebilecek daha birçok unsur, insanlarda stres oluşturarak depresyon gibi ağır sorunlar ortaya çıkarabiliyor.

 

Şimdi bu karamsarlığı aydınlatmak için sizin aklınıza geldiğini tahmin ettiğim bazı soruları yanıtlamak istiyorum.

 

Stres faktörlerini yaşamımızdan çıkarmanın bir yolu var mı?

 

-Ne yazık ki yok. Bu faktörlerin olmadığı steril ve sürtünmesiz bir ortama sahip bir işyeri dünyada henüz yok. Her iş, her işyeri, her yönetim şekli, her kurum kültürü sizde stres yaratacak bir takım faktörleri mutlaka içerebilir. Bu faktörleri hiçbir kurum ortadan kaldıramayacağı için,  “stresle baş etme” eğitimi kurumların çalışanlarına en çok verdiği eğitimler arasında yer alıyor.

 

Eğitimler stresi azaltmada ne kadar etkili?

 

-Eh… Kısmen diyelim. Kesin çözüm değil hiçbir zaman. Tıp ağzıyla söyleyecek olursam, sadece “semptomatik tedavi”, yani hastalığın kendisini ortadan kaldırmayan ama olumsuz etkilerini azaltan tedavi şekli.

 

Peki iş stresini ortadan kaldırmanın veya en aza indirmenin bir yolu var mı?

 

-Evet var. Bütün bu stres faktörlerini ortadan kaldıramazsınız belki ama, bu faktörlerin sizi etkilemeyeceği bir iş yaşamınız olabilir.

 

Sizce bu imkansız mı?

 

-Hayır değil… Çevrenizde işinden şikayet etmeyen işe ayakları geri geri gitmeyen, işi yaşamının çok önemli ve anlamlı bir parçası olan insanlar vardır mutlaka. Gerçek bir azınlıktan söz ediyorum ne yazık ki... Birileri bunu yapabiliyorsa herkes yapabilir, tabi isterse…

 

Çözüm nedir tam olarak?

 

-“Sevdiğin işi yapmak” …

 

Genelde yaşamımıza da, iş yaşamınıza da iki duygu yön verir. Bunlardan biri “sevmek” diğeri ise “sevmemek”.

 

Sizi işe bağlayacak, verimli, başarılı olmanızı sağlayacak ve motivasyonunuzu sürekli kılacak en önemli şey yaptığınız işi sevmenizdir. Zekadan, bilgiden, beceriden, imkanlardan ve sayılabilecek birçok faktörden bahsetmiyorum. Yaptığınız işi seviyorsanız, o işte mucizeler yaratabilmeniz için her şeyi elde edebilir, her koşulu oluşturabilirsiniz zaten. Sevgi ile yapılan her şey olumlu sonuç verir. Bu sadece aşkta değil, işte de geçerlidir.

 

Çevrenize şöyle bir göz atın. Mutlaka bir şeyleri doğal olarak çok iyi yapan insanlar var olduğunu göreceksiniz. Örneğin, etrafınızda hiç çok iyi dans eden, çok güzel yemek yapan, evini, ofisini çok yaratıcı bir şekilde dekore eden, giyiminde bir uyum ve estetik yakalayan insanlarla karşılaştınız mı? Mutlaka karşılaşmışsınızdır…

 

Bu insanlar neden bunları çok iyi yapıyorlar, neden siz onların yaptığı kadar iyi değilsiniz, biliyor musunuz? Çünkü, insanlar sevdikleri şeyleri iyi yaparlar. Ve sevdikleri işleri daha kolay yaparlar.

 

İşinizi sevip sevmeme durumunuza göre işinizin yaşamınızdaki anlamı da değişir. Sevmeyen için işi yaşamak için sadece bir araçken, seven için yaşamının temel taşı ve mutluluk kaynağıdır. Yine işini sevmeyenler işlerinde olan biten her şeyi sorun olarak algılarken sevenler aynı şeyleri bir gelişim basamağı olarak görürler. Böyle gördükleri için de işlerinde karşılaştıkları sorunlara yaklaşım biçimler daha olumlu olur. Herkesin nefret ettiği işler onlar için zevkle, eğlenerek yapılacak işlerdir.

 

Lütfen yaşamınızı ve kendinizi iyi sorgulayıp nelere ilginiz olduğunu ve neleri sevdiğinizi bulmaya çalışın. İlgilerinize ve sevdiğiniz işlere göre yapabileceğiniz işlere bir gecede ulaşamayabilirsiniz ama neyi sevdiğinizi bulursanız o yöne doğru attığınız ufak ufak adımlar sizi bir gün hayal ettiğiniz iş yaşamına kavuşturabilir. Ve hayallerinizin işindeki stresler sizin için sadece motivasyon faktörü düzeyinde olacaktır.

 

Severek, eğlenerek yapabileceğiniz işlere ulaşabilmeniz dileğiyle…

 

Deniz AĞGÜL GÜLER
05 Aralık 2008

 

Zor çalışanlarla baş etmenin yolları

Geleceğinizi etkileyecek çok önemli bir toplantının en kritik yerinde, katılımcılardan biri hazırladığınız sunum hakkında eleştiri sınırlarını aşan, sizi zor durumda bırakacak bir yorumda bulunduğunu düşünün. Bu durumda ister istemez dikkatiniz dağılır ve performansınız düşer.

Sizi acımasızca yaralayan bu kişinin sıklıkla aynı tutumu sergilediğinizi düşünürseniz, bu durum aklınızın dağılmasına ve kendinizi çaresiz hissetmenizi sağlar.

Ya da ofiste pek çok insanın anlaşamadığı ve ilişkisini sınırlı tutmaya çalıştığı bir çalışan var. Siz de olabildiğince kendisine uzak durmaya çalışıyorsunuz, ama şanssızlık yakanızı bırakmıyor. Yöneticiniz sizi bu kişiyle ortak çalışmak zorunda olduğunuz bir proje için görevlendiriyor. Daha ilk günden ne kadar zorlanacağınızı düşünüp gerilmeye başlarsınız.

 

Bahsettiğim örnekler hemen herkesin başından geçmiş olabilir. Şu anda bu davranışlara maruz kalıyor da olabilirsiniz. İnsan ilişkileri en doğal haliyle bile karmaşıktır. Hele bir de işin içinde “zor insanlar” varsa, durum çok daha içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Ne yazık ki, kaçmaya çalışmak bir çözüm getirmiyor ve bu tarz zor insanlara başa çıkmak zorunda kalıyorsunuz.

 

Peki, zor insanlarla nasıl başa çıkılır? Ne kadar ürkütücü ve sevimsiz bir konu, değil mi? Aklımıza direkt olarak bir yüzleşme, mücadele etme veya karşı karşıya gelme ihtimalini getiriyor. Eğer doğru yaklaşımlar kullanılmazsa “zor” diye bahsi geçen insanlarla baş edebilmek gerçek bir baş ağrısı, iç sıkıntısı haline dönüşebiliyor. Neyse ki, gerçekte durum bu kadar vahim değil. İşin çığırından çıkmasını önlemek, en azından durumu kontrol altına alabilmek için gayret sarf etmek mümkün. Eksiksiz ve her zaman garantili olmasa da, bahsedeceğimiz yöntemler genel kabul görmüş, başarı ihtimalini artıran bazı yaklaşımlar olarak denenmeye değer...

 

Öncelikle, zor insan tanımının doğru yapılması gerekiyor. Psikolojik bir rahatsızlığı olmayan, ancak iletişim kurmakta zorlandığımız, hatta hiç kuramadığımız kişilerden bahsediyoruz.

 

Zor diye nitelendirilen insanların nasıl böyle kategorize edildiklerini düşündüğümüzde, bu sınıflandırmanın tamamen göreceli, kişiye göre değişen bir şekilde oluştuğunu gözlemleyebiliriz. Herhangi birine zor gelen kişi, başka biri için kolaylıkla yönetilebilen birisidir. Bu durumda zorlukların, aslında davranışlardan kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz.

 

Öyleyse, hangi davranış kalıplarının sıklıkla “zor” diye sınıflandırıldığına bakalım. Ukalalık edenler, yani bilgisi ve eğitim düzeyine göre kendini gerçekte olduğundan çok daha iyi görenler… Öncelikleri belirlemekte zorlanan ve kendi isteklerini her konunun üzerinde görenler... Hata yaptıklarını kabul etmeyip, suçu kendi dışındaki her şeye atanlar... Genel olarak her konuda kendini haklı görenler ve etrafındakileri kontrol altında tutmaya çalışanlar... Saygısızlar ve konumlarını kötüye kullananlar... Belki de hepsinden önemlisi, sizi dinlememekte ve anlamaya çalışmamakta ısrar edenler…

 

Bahsi geçen davranışlar hepinize çok tanıdık geldi, öyle değil mi? Demek ki, hayatın bu gerçeğinin varlığını olduğu gibi kabul edip, durumu iyileştirmek için bir an evvel harekete geçmemizde yarar var.

 

Öncelikle, saldırgan davranışlar içindeki kişilere karşı sakin kalabilmek çok önemli. Unutmayın ki, hiçbir etki tepkisiz kalmaz. Bir başka deyişle, ne kadar aşırı tepki verirseniz, o kadar geriye dönme olasılığını artırırsınız. Sakin ama kendine güvenli olarak kendinizi ifade etmek uygulayabileceğiniz yöntemlerden biridir.

 

Her şeyi bildiğini düşünen kişilere karşı çıkmak ve bilgisi konusunda meydan okumak, karşınızdakinin zorluk derecesini artırmaktan başka bir işe yaramayabilir. Bu kişilerin doğrularının ve yetkinliklerinin abartılmadan övülmesinde fayda var. Ancak zamanı geldiğinde yanlışlarını da ortaya çıkaracak sorulardan kaçınmayın. 

 

Genel olarak dünyaya olumsuz bakan, hiçbir şeyden memnun olmayan kişilerin çoğunda ciddi bir güven problemi olduğu gözlenir. Hem karşısındakilere hem de kendilerine güvenmezler. Bu güvensizliği gizlemek için de şikayetçi bir tutum benimseyebilirler. Bu tip kişilerin mantıklı sayılabilecek şikayetlerini zaman zaman haklı bulun. Gereksiz yere tartışmalara girip vakit kaybetmeyin. Amacınız uzun dönemde güvenini kazanmak olsun.

 

Görüldüğü gibi amaç olabildiğince hızlı çözüme odaklanmak. Unutmayın ki, nefret ve kızgınlık ancak ve ancak var olan olumsuzluğu besler ve büyütür. Başka bir işe yaramadığı gibi enerjinizi de yer bitirir.

 

Bütün bahsettiklerimize ilaveten ve her şeyden önemlisi, sizin iletişim kanallarınızı sürekli açık tutup, “zor bir insan” diye anılmamanız…   

 

Mehmet Auf
05 Aralık 2008

 

www.ikyworld.com

14 Aralık 2008 Pazar

Gülmek mutluluktur.

Hepimiz dünyada faniyiz Gelip geçiciyiz. Bu yüzden hayatı aşın ciddiye alıp, asık suratlı olmak doğru değildir. Üzülecek, kızacak şeylerle günlük yaşantımızda sık sık karşılaşırız. Ancak bunların gülünecek yanlarını görüp tebessüm etmeye çalışırsak inanın daha mutlu oluruz.
Sonra güleryüzlü olmak bulaşıcıdır. Etrafa gülücükler saçan insanlar, çevreye mutluluk dağıtmış olmaktadırlar.
Gülümseme, her meslek sahibi için adeta sihirli bir anahtardır.
Bir defasında trafikte giderken olmadık bir hata yapmıştım. Tehlikeye soktuğum araç sahibi kızgınlıkla bana bakarak söylenmişti. Onu gülerek ve özür dileyerek cevaplayınca, sihirli bir söz söylemişcesine yumuşadığını ve onun da tebessüm ettiğini gördüm Halbuki aynen karşılık verseydim vahim sonuçlar doğabilirdi. Zararını tazmin edeceğimi söyleyerek el sıkıştım “Fazla değil, gerek yok” dedi ve kart değişimi yaptık.
Karşılaştığımız insanlara karşı hem saygılı, hem de gülücük ve göz temasıyla davranmalıyız Bunu yaptıkça, kendimizde de güzel değişiklikler olduğunu görürüz Çoğu insan da tıpkı bizim gibidir aslında Onların da aileleri, sevdikleri insanlar, endişeleri, dertleri, hastalıkları, beğendikleri ve beğenmedikleri şeyler ve korkuları vardır
Öyle kişiler muayeneye geliyorlar ve dertlerini anlatıyorlar ki benim de bazen şaşırdığım oluyor Dıştan zengin ve ulaşılmaz görünen bir insan, kendi içinde bir dert yumağı olabiliyor veya etrafa yüksekten bakan gurur abidesi kişilerin problemlerle yüklü olduğunu müşahede ediyorum
Bu yüzden biz karşımızdakine gülümseyerek davrandığımızda o insanın da iyi olduğunu ve minnettar kaldığını anlayabiliriz Herkesin birbirine ne kadar benzediğini görünce, insanların içindeki masumiyeti de görmeye başlarız İnsanların genellikle kötü niyetli olmadığını kabul etmek, içimize katıksız bir mutluluk verecektir
“Mizah duygusuna sahip olan kişi, insanın acısını, kederini ve mutsuzluğunu da anlayabilir Mizah, zaaflarımızı ve kızgınlığımızı kabul ettiğimizi gösterir Ama aynı zamanda gülmek, özgür olduğumuzun da işaretidir”
Dr Martin Grotjahn
Rakamlarla Gülmek
Beyinde gülme merkezinin alanı 4 santimetrekaredir
Yetişkinlerin günlük toplam gülme süresi 6 dakikadır
Çocuklar günde ortalama 400 defa gülerler
Gülmenin bilimsel yönlerini inceleyen araştırmacıların sayısı tüm dünyada 200 kadardır
Gülerken nefes verme hızı saatte 100 kilometreye çıkar
Gülerken 17 adet yüz kası harekete geçer
Tebessümün Faydaları
Nükte ve espri yönlerimizi geliştirmemiz mutluluğumuzu artıracaktır Çünkü gülmek insana çoğu zaman ilaç gibi gelir Üstelik bedavadır
Gülmek, endişelerimizi dağıtır Stres, depresyon, korku ve üzüntülerimizle başa çıkmamıza yardımcı olur Rahatsızlıklarımızın iyileşme sürecini artırır
Bağışıklık sistemimiz, gülücüklerimiz arttığı oranda güçlenir Yine hormonal sistemimiz de pozitif etkilenir Ayrıca gülücükler yorgunluğumuzu giderir Kızgınlık ve panik için de birebirdir Gülmek tıbbî, psikolojik ve sosyal açıdan büyük yararlar sağlar Gülünce solunum sistemimiz kuvvetlenir Bedenimizin aldığı oksijen artar, gergin adalelerimiz gevşer ve ağrılarımız diner Nabız ve tansiyonumuz düşer Gülen insanla iletişim kolaydır Bu da pek çok avantajlar demektir.
Gülmek kalbi hem güçlendirir, hem de nabız atışlarını düzenler Gülerken vücudumuza normale oranla dört kat daha fazla oksijen pompalanır
Günlük yaşantımızda yaşadığımız sıkıntıları kolay unutmamıza yardımcı olur
Bir dakika gülmek seksen vücut kasını harekete geçirir Bu da oniki dakikalık bir koşunun sağladığı faydaya eşittir
Vücut ağrılarının azalmasına yardım eder Gülmek gerçekten Allah’ın bir lütfudur.
Gülerken beyne kan gider Böylece beyin hızlı çalışır ve sorunlar daha kolay çözülür.
Gülmek Mutluluktur.
Alman Focus Dergisi’nin yayınladığı araştırma sonuçlarına göre; günde birkaç defa gülmek sadece mutluluk anl- gelmiyor, aslında bizi daha sağlıklı ve başarılı yapıyor Çünkü gülerken; yüz kaslarımızdan karın kaslarımıza kadar birçok bölgemiz harekete geçer ve beyne sinyaller gönderir Bu sinyaller sayesinde günümüz neşeli geçer.

Sadece 5 dakika


Büyükçe bir parkın banklarından birinde orta yaşlı bir adam uzakta oynamakta olan oğlunu seyrediyordu.
Bu sırada yanındaki banka bir kadın ilişiverdi usulca. Kaydıraktan kayan kırmızı tişörtlü çocuğu işaret etti: 'Şu kayan benim oğlum! '
'Allah bağışlasın, pek güzel bir çocuk! ' dedi adam.
'Salıngaçtaki mavi gömlekli de benim oğlum! ' Sonra saatine bakıp, oğluna seslendi,
'Ne dersin Ahmetçiğim eve dönelim mi? ' Ahmet yalvarırcasına konuştu;
'N'olur baba, beş dakika daha! ' Adam başını sallayarak onayladı. Ahmet salınmaya devam etti. Aradan dakikalar geçti, adam oğluna tekrar seslendi:
'Gidelim mi Ahmet? ' Ahmet tekrar yalvardı babasına,
'N'olur baba, beş dakika daha! ' Bu sırada, tahterevallide bir arkadaş bulmuştu kendine. Adam tebessüm etti, yerine oturdu:
'Tamam, tamam! '
Bu sırada kadının sesini duydu.
'Ne güzel, pek sabırlı bir babaya benziyorsunuz! ' Adamın yüzünde buruk bir tebessüm belirdi,
'Büyük oğlum Ali'ye geçen yıl tam burada sarhoş bir sürücü çarptı. Onun acısı hâlâ yüreğimde. Ali ile yeterince vakit geçiremedim.Şimdi hayatta olsaydı, bir beş dakika onunla birlikte olmak için neler
vermezdim ki! O gün, aynı hatayı Ahmet'te yapmayacağıma yemin ettim. O her defasında sallanmak için bir beş dakika daha kazandığını düşünüyor. Ama aslında, ben onu seyretmek için beş dakika daha kazanıyorum.'


Nice beş dakikayı bir sonraki saatin başına yetişmek için ayağının altına taş diye alırsın.
Aradan çıkarılası, önemsiz, kayda değmez bir süredir beş dakika...
Saat 10'a beş varsa, yahut 10'u beş geçiyorsa, görmezsin beş dakikayı, yuvarlarsın onu hiçliğe.
Belki önce sen yuvarlanırsın iğretiliğe; 'saat 10' dersin kısaca.
Yok gibidir beş dakika...
O yok olmasa bile, sen yoksundur onun içinde...
Kendini bir türlü yakıştıramazsın beş dakikanın aynasına.
Gölgelik bile değildir o.
Telaşların, koşturmaların hammaddesi, suskun ve uysal köşe taşları gibidir.
Yontulup atılır bir köşeye.
Çıkıntıdır en fazla; pürüzsüz akıp geçen zamanın içinde kendinden utanan bir tümsektir; ihmale gelir bir küsurattır.


Sığmaz ki insan beş dakikaya...
Beş dakikaya başını dayayıp uyuyamazsın.
Beş dakikaya kalbini, arzularını, ideallerini sığdıramazsın.
Şöyle koltuğa kurulur gibi rahatça kurulamazsın beş dakikanın içine.
Hasta karyolasının ucuna bitişir gibi oturursun orada.
Sanki düşecekmiş gibisindir oradan.
Birkaç dakikaya kalmaz kaldırılacaksındır.
Az sonra son nefesini verecek, alıp başını gidecek beş dakika...
Kimsenin umurunda olmayan bir hasta gibi, kimsenin umursamadığı son nefes gibi, kimsenin şehir nüfusundan düşmeyi düşünmediği sıradan bir cenaze gibi...


Uzanamaz ki insan kalbi beş dakikaya...
Beş dakika eğreti durur.
Sen de eğretileşip öyle girersin onun içine...
Hatırı yoktur beş dakikanın ömründe.
Zamansız bir bıçak sırtıdır o.
Ne oradasın, ne burada.
Sanki yastıktan kalkmış bir başın ardı sıra bıraktığı bir çukur.
Uyumuşluk alameti, mahmurluk nişanesi.
Beş dakika geldiği gibi gidecek bir gemi.
Yandığı gibi sönecek ince bir kıvılcım.
Adını bilmediğin bir dağın hiç adım atamayacağın yamacında bodur bir ağacın dalından gece yarısı düşüveren sarı kuru yaprak gibi düşer beş dakikalar ömrün rahminden...

Kimsenin canı yanmaz beş dakika tükenirken.
Kimsenin içinden bir şey kopmaz beş dakika daha ileri gitmişse zaman.
Göğsünden zoraki aşk emmeye çalışan üvey evladındır beş dakika...
Hiç ummadığın bir anda çıkagelirse, başını sokarsa kapıdan içeri sevinmezsin, sevinemezsin.
Alıp başını giderse de aldırış etmezsin.
Kaybını hesaba katmazsın.
Eksikliğini eksik bilmezsin.

Ömrün cüzdanında harcanacak bozuk paradır beş dakika...
Vitrinlerin parıltısıyla dilenen, billboardların ışıltısıyla dillenen tüketim dilencilerinin ellerine bırakırsın onu umursamadan.
Tesellileşirsin beş dakikalar üzerinden.
Dilenciler 'hiç yoktan iyidir' deyip rahatlar ya bozuk paraya.
Sen de 'elini boş çevirmedim hiç olmazsa' deyip rahatlarsın beş dakika ayırmakla.
'Hiç yoktan iyidir! ' lerin dizi dibinde yetim bir çocuk gibi elbisesiz, süssüz, tesellisiz sürünür beş dakika...
Hayatın yırtık cebinden kayıp düşen yarı çiğnenmiş bir sakızdır beş dakika.
Köşede unuttuğun, küstüğün kırık ve puslu ayna gibi, yüzünün rengini, gözünün ışıltısını çok görürsün ona. Gövdeni koymazsın karşısına.
Oysa, ömür dediğin 'beş dakika'lardan ibaret değil mi?
Beş dakikaların içinde saklı oysa kelebeklerin çiçekleri göğe katan kanat çırpışları.
Beş dakikaların başında bekliyor oysa hiç lekesiz tebessümü sevenlerinin.
Beş dakikaların ortasında pusu kurmuştur oysa, ömür boyu sürecek sevdaların ilk bakışı.
Beş dakikaların usulca örttüğü boşlukta kıpır kıpır yaşamaktadır sonralara sürgün ettiğin aşkların yalımı.
Orada seni bekleyen 'dudaklarına borçlandığın ve hiç ifade edilememiş sözlerin olmalı, ürkek ve çekingen...'
Tir tir titreyen bir serçedir beş dakika avuçlarının içinde.
Parmaklarının arasında bekliyor, olan bitenden habersiz...
Bir dokunsan gözlerinle, bir okşasan sözlerinle...
Beş dakikaya kalmadan kanat çırpacak serçe.
Beş dakikaya kalmadan minik bedeninden dışarı taşacak.
Beş dakika içinde sonsuzun saklı olduğunu bilecek...
Göklere hayat dolu bir kanat daha değecek...
Varlığın göğünde bir kanat da sen olacaksın beş dakikada...
Varlığın göğsüne bin can olacaksın beş dakikada...
Çok geç kalıp da, 'Bir beş dakika daha...
N'olur bir beş dakika daha...' diyemeden...

Neden ?

Efsane Wimbledon'un ilk zenci şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS'den ölüm döşeğindeydi.

Dünyanın her köşesindeki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı.

Bunlardan bir tanesi şöyle soruyordu:
- Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?

Arthur Ashe cevap verdi:
- Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar. 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir.
500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer,
5 bini büyük turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon'a kadar gelir,
4′ü yarı finale, 2'si finale kalır.
Elimde şampiyonluk kupasını tutarkenTanrı'ya 'Neden ben?' diye hiç sormadım.
Şimdi sancı çekerken, Tanrı'ya nasıl 'Niye ben' derim?

Mutluluk insanı tatlı yapar.
Başarı ışıltılı…
Zorluklar güçlü…
Hüzün insanı insan yapar,
Yenilgi mütevazı…
Tanrı'ya asla 'Neden ben?' diye sormayın.Ne olacaksa olur…

…Arthur Ashe…

Her birimiz hayatlarımız sürece pek çok şey yaşarız.İyi ya da kötü olmaları bizim bakış açımızla ilgilidir.Her bir olayın oluş nedenleri vardır .Ama neden öyle olduklarının nedeni bilinmez.
Neden siz? sorusunun yanıtı genellikle 'nedensiz' olabilir.
Neden yoktur,yaşıyoruz ve her şey mümkündür.Siz,biz,hepimiz,nedenler de biziz,sorular da...

Güzel bir hafta düşleyin,güzel bir hafta yaratın...
Neden sizsiniz.Nedenlerinizin başka nedenlere ihtiyacı yoktur.

 

3 Aralık 2008 Çarşamba

Krizde neler yapmalıyım?

2001 krizinde turizm sektöründe çalıştığım için o ortamı bireysel ve kurumsal olarak çok yakından yaşadım.11 Eylül’deki terör saldırısı nedeniyle korkan yabancılar turlarını iptal edince otelin doluluğu bir anda düşmüştü. Sendika ile yapılan anlaşma gereği tüm çalışanlar ücretsiz izne çıkmaya, dolasıyısıyla ayda bir haftalık ücretlerinden kesintiye razı oldular. Daha sonraki aylarda, kriz nedeniyle yaratılan bir Dünya Bankası’na danışman olarak kabul edilmemle, kişisel olarak kriz ortamından çıkabildim.

 

Herkes için krizi ifade eden işsizlik, benim için krizden çıkışın nedeni oldu. Bilenler vardır; Çince kriz, tehlike ve fırsat anlamına gelen “Wei-Ji” kelimelerinin birleşiminden oluşur. Fırsatları iyi görebilirsek en azından krizden en az zararla çıkmamız mümkün…

Peki, “Bırak fırsatı, Çinceyi, ben eve ekmek götüremiyorsam, işsiz kalıyorsam bana faydası olan şeyler söyle” diyenler için neler önerebilirim?

• Önce her ne olursa olsun, paniğe kapılmayıp bunun geçici olduğunu iyice anlamamız gerekiyor. Sürekli süren bir kriz yok ve böyle bir şey varsa kriz değildir.

• Sonra yapılacak iş hareket; finansal durumumu gözden geçirmek. Buna göre;

o Tüm ödeme ve borçlarımızı listeleyebiliriz.

o Bunları önem sırasına göre planlayabiliriz.

o Aylık harcamaları, önemsiz kalemlerden başlayarak kısabiliriz.

o Varsa yüksek faizli kredi kart borçlarımızı, en düşüğe aktarabiliriz.

o Öncelikle mümkünse tasarrufa başlayın.

Bunlar mali durumla ilgili öneriler. Peki, işsiz kalanlar neler yapabilir?

• İstifa da etsek, kriz nedeniyle işsiz de kalsak, moralimizi mümkün olduğunca bozmamalıyız. Unutmayın yıkılmış, dağılmış birini kimse işe almaz.

• Öncelikle ailemizle konuşup, tüm kararları ortaklaşa alarak herkesi bilgilendirebiliriz. Böylece birlik ve beraberlikle savaşmaya hazır oluruz.

• Yakın çevremizdeki önemli, fırsat yaratabilecek insanları arayıp, iş aradığımızı bilmelerini sağlayabiliriz. Tabi bunu yapabilmek için, önceki dönemlerde onları arayabilecek ilişkileri geliştirmiş olmamız şart.

• Her görüşme öncesi, en iyi şekilde hazırlanıp öyle gitmeliyiz.

• Bu tür zamanlar, insanın kendine bakması, kendisiyle ilgili önemli kararları alabilmesi için aslında iyi bir fırsat olabilir. Eski işimizde kullandığımız veya hep içimizde olan bir yeteneği farklı alanda kullanmak için bundan iyi fırsat olamaz. Dönüştürülebilir yeteneklerimizi düşünmenin tam zamanı!

Peki, hala çalışan ama bir şekilde kendini tehlikede hissedenler neler yapmalılar?

• İşinize daha bir gayretli sarılabilirsiniz.

• Yapabiliyorsak öncelikle maliyet azaltıcı projeler yaratıp, uygulamaya sokabilirsiniz.

• İletişime her zamankinden daha fazla önem verebilirsiniz.

• Moral bozucu ortamlara hiç girmemeye özen gösterebilirsiniz.

İlk aklıma gelen liste, bu şekilde. Unutmayalım, iyice yükseğe sıçrayabilmek için önce biraz eğilmemiz lazım.

Eğilsek de kırılmadan sıçrayabileceğimiz günler dileğiyle.

 

Artemiz Güler