30 Haziran 2008 Pazartesi

01.07.2008'den Geçerli Asgari Ücret

YENİ ASGARİ ÜCRET YARIN YÜRÜRLÜĞE GİRECEK -ASGARİ ÜCRET, 16 YAŞINDAN BÜYÜKLER İÇİN 1 TEMMUZDAN İTİBAREN ASGARİ GEÇİM İNDİRİMİ DAHİL NET 503,26 YTL'YE, 16 YAŞINDAN KÜÇÜKLER İÇİN NET 432,97 YTL'YE ÇIKACAK


ANKARA (A.A) - Yıl sonuna kadar geçerli olacak yeni asgari ücret yarın yürürlüğe girecek. Asgari ücret, yüzde 5 artışla 16 yaşından büyükler için geçim indirimi dahil net 503,26 YTL'ye yükselecek.
     Asgari Ücret Tespit Komisyonu kararı doğrultusunda, yıl sonuna kadar geçerli olacak asgari ücrette yarından itibaren düzenlenmeye gidilecek.
     Buna göre, halen 16 yaşından büyük bekar bir işçi için asgari geçim indirimi dahil brüt 608,40, net 481,55 YTL olan asgari ücret, brüt 638,70, net 503,26 YTL'ye yükselecek. Asgari ücrette yapılan net artış 21,71 YTL olacak.
     Halen 16 yaşından küçükler için brüt 515,40, net 414,92 YTL olan asgari ücret ise brüt 540,60, net 432,97 YTL'ye yükselecek.
     Böylelikle 16 yaşını doldurmuş işçilerin bir günlük normal çalışma karşılığı asgari ücretleri brüt 21,29, 16 yaşını doldurmamış işçilerin de 18,02 YTL olacak.
     Kapıcılar için brüt 608,40, net 517,14 YTL olarak uygulanan asgari ücret, brüt 638,70, net 542,90 YTL'ye ulaşacak.
     Temmuz ayında yapılacak düzenleme, asgari ücret üzerinden yapılan kesintileri ve işverene maliyeti artıracak.
     Asgari ücretten 16 yaşından büyük işçiler için yapılan kesinti 135,44, 16 yaşından küçük işçiler için 107,63, kapıcılar için de 95,81 YTL'yi bulacak.
     Asgari ücretin işverene toplam maliyeti 16 yaşından büyük işçiler için 776,02, 16 yaşından küçük işçiler için 692,64, kapıcılar için 772,02 YTL olacak.
     Yeni asgari ücretle birlikte sosyal sigortalar primine esas kazancın alt ve üst sınırı da değişecek.
     Halen asgari ücretin brütü olan 608,40 YTL düzeyinde bulunan prime esas kazancın alt sınırı 638,70 YTL'ye, 3 bin 954,60 YTL olan primine esas kazancın üst sınırı ise aylık 4 bin 151,70 YTL'ye çıkacak.
     Yeni asgari ücret ile prime esas kazancın alt ve üst sınırları, 31 Aralık 2008'e kadar uygulanacak

 

Ateş Pahası

ATEŞ PAHASI


Kanuni Sultan Süleyman, adamlarıyla birlikte avlanmaya çıkmıştı. Bir ceylanın peşinden koşarlarken zamanın nasıl geçtiğinin ayırdına varamadılar.

"Biz nerelere geldik böyle?" diyerek çevrelerine bakındıklarında hava kararmaya yüz tutmuştu.

Gök kararmakla kalmamış, şiddetli bir rüzgar ve ardından da savruntulu bir yağmur bastırmıştı. Hünkar ve adamları, bu dağ başında bulabildikleri bir kulübeye kendilerini zor attılar.

Sığındıkları kulübede, geçimini odunculuk yaparak sağlayan yoksul bir köylü yaşıyordu. Adamcağız bu Tanrı konuklarını içeri aldı, onlara elinden geldiğince yardımcı olmaya başladı.

Padişah kendini özellikle tanıtmak istememişti; ama yoksul oduncu onun kim olduğunu anlamakta gecikmedi. O nedenle ocağa büyük büyük odunlar atıp kulübeyi iyice ısıttı.Bir de sıcacık çorba ikram etti.

Dışarıda hem ıslanıp hem üşüyen padişah ve adamları bu durumdan pek memnun kalmışlardı. Geceyi orada rahatça geçirdiler. Hatta padişah bir ara çevresindekilere, "Doğrusu şu ateş bin altın eder" diye de söylendi.

Ertesi gün yola çıkmadan önce padişah oduncuya önce memnuniyetini bildirdi:

"Efendi! Bizi ihya ettin. Harlı ateşin sayesinde geceyi pek rahat geçirdik" dedi ve sordu:

"Söyle bakalım borcumuz ne kadar?"

Oduncu, kırk yılda bir eline geçen bu olanağı değerlendi ve parayı biraz yüksek söyledi:

"Bin bir altın yeter, beyzadem" dedi.
"Çok fazla istemedin mi?"diye soran padişaha.
"Yemek ve yatak bedeli bir altın,ateşin bin altın ettiğini de zaten siz söylediniz."dedi.

Padişah adamın kıvrak zekası karşısında gülümsedi ve bin altını ödedi.

ATEŞ PAHASI sözü buradan gelir.

 

29 Haziran 2008 Pazar

Başarının bedeli

Kağan Ünver

 

 

“Hayatın temel prensibi: Etki - Tepki”



Gecenin bir yarısında nereden aklıma geldiğini bile bilemiyorum aslında. Hayatın hep etki – tepki üzerine kurulu olduğunu benimsemişimdir daima. Bu nedenle de, bu noktadan yola çıkarak düşüncelerimi açmaya çalışmak istedim. Birkaç haftadır, siteye yazı yazamadım.

Oldukça yoğun bir tempodayım çünkü. Hangimiz değiliz ki? Hepimiz sorulduğunda “çok yoğunum, vaktim kalmıyor, kendime zaman ayıramıyorum” gibi mesajları vermeye her zaman hazırız. Yaşamın bu yoğunluğunu aslında kendimiz istiyoruz. Hatta seviyoruz. En azından benim için böyle. Bu yaşam mücadelesini sürdürürken elbette hepimiz bir şeyler istiyor, bir şeyler bekliyoruz. Hayatımızdan her daim beklentilerimiz var. Mutluluk bekliyoruz, huzur bekliyoruz, çok para kazanmayı bekliyoruz; güzel ve çekici (hatta mümkünse zengin) biriyle evlenmeyi bekliyoruz, işe girmeyi bekliyoruz, işimizde yükselmeyi, müdür olmayı bekliyoruz... Bu istekler uzun bir sıralama ile devam ediyor.

Beklentilerimiz daima var. Şimdi bu beklenti kısmının biraz da farklı açılardan analiz edelim. Hedef koymaya gelince de başarabiliyoruz kısmen de olsa. Ancak çoğu zaman değerlerimizi, neleri temsil ettiğimizi, 3, 5 ya da 10 yıl sonra kendimizi nerede görmek istediğimizi, bu noktaya gidilebilmek için neler yapılması gerektiğiniz ise düşünmeyebiliyoruz.

Daha da ciddi bir sorum var aslında!.. Beklentilerimiz, hayallerimiz, hedeflerimiz güzel de... Peki, biz bunun bedelinin ne olduğunu biliyor muyuz? Ya da biz bu bedeli peşin olarak ödemeye hazır mıyız? Yanlış duymadınız, evet, bedeli peşin peşin ödemekten ve sonra hayatın en büyür erdemlerinden bir olan sabır ile sonuca ulaşmak için kararlılık ve dirayet ile mücadele etmekten bahsediyorum. Kararlılıktan, öz disiplinden bahsediyorum. Ama önce diyorum ki; hayat “ne ekersen onu biçersin” kavramı üzerine kurguludur.

Zaman zaman üniversitelerde gerçekleştirdiğim seminerlerde genç arkadaşlarla konuşuyorum. Hepsinin profesyonel ve özel yaşamdan beklentisi o kadar çok ki… Bu çok güzel, harika! Ancak çoğu kimse, bu beklentilerinin karşılığında önce bedel ödemesi gerektiğini kabullenmek istemiyor. Çoğunluğumuz, armut pişip ağzımıza düşsün diye bekliyoruz.

Günümüzde armut hayalleri peşinde koşmamak, gerçeklerin peşinde koşmak gerekiyor. Yani istek ve hedeflerimizi belirlemek ve belirledikten sonra ise, bunlar ulaşmanın bedellerinin neler olduğunu ve o bedeli peşinen ve nakit (yani kredi kartı veya taksit ile değil!) ödemeye hazır olup olmadığımızı anlamamız gerekiyor.

İşte belki de bu noktada binlerce yıldır birçok öğretinin temelini oluşturan “kendini tanı” kavramı karşımıza çıkıyor. Kişinin kendi gerçekliklerini bilmesi, kendini tanıyıp, farkındalığını artırabilmesi üzerinde bir kavram oluşuyor.

Ne istersek isteyelim ve ne yaşamayı dilersek dileyelim, önce bedelinin ne olduğunu iyi analiz etmek gerekir. Sonra da o bedeli ödemenin hazırlığını...

Yönetici olmayı istiyorsak, bunun gereklerini iyi analiz edip önceden karşılıksız bir bedeli ödemeye başlamak gerekir. İyi bir iş bulmak için önce iyi bir iş bulmak gerektiği gibi… Şimdi eminim diyeceksiniz ki; “Aman canım, böyle olmuyor ki, bunlar şans kısmet meselesi!”. Böyle düşünenlere diyecek bir şeyim yok. Bekleyin, belki bir gün şans kendiliğinden gelir, ne dersiniz? Ben katılamıyorum. Belirli bir noktaya kadar kişi şansını kendi yaratmak yani karşısına çıkacak fırsatlara hazır olması gerekir. İşte bunun içinde önceden kendini geliştirmesi, eğitmesi, keşfetmesi ve en önemlisi vizyonunu açması gereklidir. Bedel ödemek kolay bir şey değildir. Sabır ve iç disiplin gerektirir. Neyin bedelinin ne olduğunu iyi bilmek gereklidir. Yolun sonundan ziyade yolda en etkili şekilde gidebilmeyi bilmek demektir.

Kariyer yaşantınızda mutlaka hedefler koyun. Ama öncelikle bu hedeflerin bedellerinin neler olduğunu ve o bedeli ödemeye hazır olup olmadığınızı iyi düşünün. Aksi taktirde, hedefe ulaşamayacağınız gibi hayal kırıklıkları, duygusal geri çekilmeler ve profesyonel yaşamınızda mutsuzluklar ile karşılaşacaksınız.

Tüm bu bahsettiklerim keşke yalnız iş yaşamı için geçerli olsa. Ancak değil! Özel yaşamımız için de bu aynı. Evlenmeyi ve mutlu olmayı herkes ister, ama gerçek mutluluğun bedelinin ne olduğunu ve peşinen ödenmesi gerektiğini kimse bilmez. Mutluluk yolu uzun bir yoldur; mücadele, cesaret ve zaman zaman risk almayı gerektirir. Zorluk ve engeller ile doludur. Yüreğinin verdiği güç ile o engelleri aşabilen kişi en tepe noktaya ulaşabilir. Sabır ister, özveri ister. Karşılık beklemeden vermeyi öğrenmeyi ister. Çocuk sahibi olmayı da herkes ister ama hazır olup olmama durumunu kimse analiz etmez.

Günümüz dünyası büyük bir hızla değişmekte. Bu durumda, bizler de aslında değişime ayak uyduran kişi olmalıyız diye düşünüyoruz. Ama bu yeterli değil. Dünyadan bir adım önde olmak için değişimi yöneten kişi olmak durumundayız. İşte bu değişim yöneticisi kişi de önce kendini yönetmek durumunda. Kişisel yönetimin en etkili anahtarlarından biri ise, hedefe giden yolda önceden ödenecek bedeller...

Siz siz olun, bedelini ödeyemeyip borçlu kalacağınız bir yola çıkmayın! O yolun öyle bir ağırlığı olur ki, bazen faizle artan bedeli hayat boyu ödemek zorunda kalırsınız. Bu nedenle, bedeli peşin ödemeyi daima tavsiye ederim.

Yazar Hakkında :

Yönetim ve Eğitim Danışmanı

www.kaganunver.com

kagan@kaganunver.com

 

Sevgiyi ilk öğretenler

İnal Aydınoğlu

 

 

Bizim şirkete iş başvurusu yapan gençlerden finale kalan bir delikanlıyı benimle tanıştırdılar. Terbiyeli, zarif, iyi eğitim görmüş bir genç, fakat sönük ve çekingen bir görüntüsü vardı. Biraz deşelemek bunun nedenini öğrenmek istedim. “Üniversiteyi bitirdiğimden beri yalnız yaşıyorum. Annem ilkokulda okuduğum yıllarda vefat etmişti. Babamla da ilişkiyi ben kestim. Yedi yıldan beri görüşmüyorum” dedi.

Öğrendiğime göre babası meslek liselerinde “Aile İlişkileri ve Çocuk Eğitimi” dersi veren bir öğretmenmiş. Annesi öldükten birkaç yıl sonra ikinci evliliğini yapmış, iki çocuğu daha olmuş. Sertliği, anlayışsızlığı ve çocukları arasında eşit davranmayışı nedeniyle bize iş başvurusunda bulunan genç üniversite son sınıfta aileden kopmuş. O tarihten beri babasını hiç aramamış. Baba da onu aramıyormuş.

Delikanlının anlattıkları beni çok etkiledi. Böyle terbiyeli, başarılı, iyi yetişmiş bir genci yıllardan beri bir babanın aramayışına hayret ettim. Diyelim ki genç hata yaptı, evi terk etti; baba bu yokluğa nasıl dayanabilir? Yaşama yeni başlayan evladını bu yalnızlığa ve kırgınlığa nasıl terk edebilir? Bir genç, hangi hatayı yaparsa yapsın, anne-baba onu sever, sevmelidir. Evlat sevgisi farklı bir şey. Karşılıksız, ölçüsüz ve beklentisiz… Sonsuz anlayış, hoşgörü ve affedicilik içerir. İnsan ilişkilerine özgü olan kin, nefret, kıskançlık, hasislik gibi duygular anne baba, çocuk ilişkilerinde yoktur.

Ziyaret günlerinde hapishane önlerine gidip bakınız. Ziyaret için bekleşenlerin çok büyük bir bölümü anne babalardır. Onlar çocukları hangi suçu işlemiş olurlarsa olsunlar; hırsız, katil, gaspçı, terörist demeden çocuklarını ziyarete gelirler. Çamaşırını yıkar, ev yemeği ile beslerler. Bir anne hatırlıyorum. Çocuğu cinayetten ömür boyu hapse mahkûm olmuştu. Cezaevinde çıkardığı kavgalar nedeniyle sık sık kaldığı cezaevlerinden başka cezaevlerine naklediliyordu. Annesi onu yıllarca izledi. Her nakledildiği ilde bir ev kiraladı. Her hafta oğlunu ziyaret etti. “O bir kusur işledi ama ben onu yalnız bırakamam” diyordu.

Akşam yemeğinde o gün duyduğum hayreti eşime anlattım. Hele taraflardan birinin çocuk terbiyesi ve aile ilişkilerinde uzman oluşu hayretimizi ve üzüntümüzü bir kat daha artırdı. Konuşurken eşim gençlik yıllarında yaşadığımız bir olayı anımsattı. Eşim büyük oğlumuza hamileydi. Kitapçıya gitmiş ve çocuk bakımı ile ilgili tüm kitapları inceliyorduk. Yabancı bir profesör tarafından yazılan en kalın kitabı aldık. Gece-gündüz okuyarak, neredeyse kitabı ezberledik. Bizim ve çocuğun kafasını karıştırmamak için profesör tarafından yazılan ve en detaylı olan bu kalın kitaba bağlı kalma kararı aldık. Can doğdu, biz kitabın söylediklerinden hiç kopmadan bebekle olan ilişkilerimizi düzenledik. Ama çözemediğimiz bir konu vardı. Can odasında geceleri çok ağlıyordu. Kitap “Ağladığına aldırmayınız, çocuğu odasında ve yatağında yalnız yatmaya alıştırınız” dediği için kucağımıza almıyorduk. Çok ağlayınca dayanamıyorduk, o kendi odasında ağlıyordu, biz de kendi odamızda…Bu üzüntü aylarca sürdü.

Bir akşam kayınvalidem bizde kalmıştı. Can’ın ağladığını duyunca hiç bize sormadan gidip kucağına almış. Sevip okşayıp kucağında sallayarak uyutmuş. Sabah “Can, dün gece çok ağladı duymadınız mı?” dedi. Biz duymuştuk ama ağlaması kısa sürünce susup, uyudu diye sevinmiştik. Meğerse anneannesi uyutmuş. Okuduğumuz kitabı ve profesörün önerisini anlattık. Kayınvalidem kız meslek lisesinde öğretmenlik yapan aydın bir kadındır. Şöyle anlattı Can’ın durumunu: “Çocuk ana rahminde büyük bir güvenlik içinde yaşar. Her tarafı annenin bedeni ve sevgisiyle kaplanmıştır. Dünyaya gelince yine bu sevgiyi, annenin tenini ve vücudundaki sıcaklığı arar. Annenin kucağına alması ve sarılması ona güven verir, rahatlatır. Çocuk her sıkıştığında ve kendini yalnız hissettiğinde konuşamadığı için ağlayarak anne sıcaklığını ister. Bu sonsuza kadar sürecek bir istek değil ki biraz büyüyüp bu dünyanın koşullarına alışınca kendiliğinden vazgeçer. Çocuğun her yaşının kendine özgü bir güzelliği vardır. Bir iki yıl sonra siz kucağınıza almak isteseniz bile o sıkılır, kucaktan kaçmak ister. Şimdi kucağınıza almazsanız bir daha bu zevki nerede bulacaksınız. Sarılın, bu zevki yaşayın, çocuğa da huzur ve güven ortamı hazırlayın. Yoksa şu anda yaşadığı korku ve güvensizlik tüm yaşamını etkileyecek biçimde yer eder.”

Şimdi düşünüyoruz. O profesörün anne sevgisi ve sıcaklığı nedir bilmeyen bir sadist olduğuna hükmediyoruz. Acaba o kitabı okuyan kaç annenin çocuğu bizimki gibi bilinçli bir anneanneye sahip olamadığı için korku, endişe ve yalnızlık içinde ağlayarak büyümüştür. Acaba kaç çocuk bebekliğini anne sevgisi, kucağı ve sıcaklığından uzak geçirmiştir. İnsanı yaşatan tek şey sevgidir. Sevgi ise varlığını, öpmek, kucaklaşmak, dokunmak, okşamak, sarılmak, yakın olmak, el ele tutuşmak, yan yana bulunmak gibi sıcak ilişkilerle sürdürür. Hepimizin sevgiyi öğrenme yolunda ilk öğretmenlerimiz anne-babalarımız olmuştur. Ama onlar her zaman iyi öğretmen olamamışlardır. Hatta yukarıdaki örneklerde olduğu gibi çocuk eğitimi ile ilgili öğretmen ve profesör olsalar bile, kendileri sevgi dolu bir aile ortamı içinde yetişmemişlerse bu eksiklerini verdikleri derslerle ve yazdıkları kitaplarla topluma da yansıtmışlardır. Sevgi dolu bir aile ortamı kadar çocuğu güzel eğiten başka hiçbir yer ve daha iyi öğretmen yoktur.

 

28 Haziran 2008 Cumartesi

İDARİ VE ADLİ PARA CEZALARINDA TAKİP USULÜ

 İDARİ VE ADLİ PARA CEZALARINDA TAKİP USULÜ

 

1.GİRİŞ:

 

Bilindiği üzere; 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 1. maddesi kanunun şümulü başlığını taşımakta olup bu kanun kapsamında takip ve tahsil edilecek amme alacaklarını düzenlemektedir. Buna göre; Devlete, İl özel idarelerine ve belediyelere ait aşağıda sayılan amme alacakları bu kanunun şümulü içerisinde işlem görecektir:

  • Vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, takip masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli amme alacakları,
  • Gecikme faizi, gecikme zammı, tecil faizi ve haksız çıkma zammı gibi feri amme alacakları,

Bunun yanında 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun (1) yürürlüğe girmesi ile birlikte tüm kanunlarda yer alan idari para cezaları hakkında Kabahatler Kanununun genel hükümleri uygulanacaktır. 6183 Sayılı A.A.T.U.H.K’nun 1.maddesinin 2.fıkrasına göre Türk Ceza Kanununun para cezalarının tahsil şekli ve hapse tahvili hakkındaki hükümleri mahfuzdur hükmü yer aldığından adli para cezası kabahatler kanunu kapsamı dışındadır.

 

Buna göre; 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre takip edilecek Para Cezaları; İdari Para Cezası (İ.P.C) ve Adli Para Cezaları (A.P.C) olmak üzere iki ana başlık halinde değerlendirileceğinden para cezalarının ölüm halinde düşüp düşmeyeceği konusu başta 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38 maddesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 20.maddesi kapsamında değerlendirilmiş olup iş bu makale kaleme alınmıştır.

 

2. İDARİ VE ADLİ PARA CEZALARININ TAKİBİNDE USUL VE ESASLAR:

 

2.1. İdari Para Cezası

 

Tüm kamu tüzel kişilerince verilecek idari para cezalarında uygulama birliği açısından 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu yürürlükte olup usul ve esaslar bu kanun kapsamında yürütülmektedir. Buna göre toplum düzenini, genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlıklara karşı caydırıcılık için uygulanan bu müeyyideye İdari Para Cezası denir.

 

5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 17.maddesinin 4.fıkrasına göre “Kesinleşen İdari Para Cezası, derhal tahsil için mahallin en büyük mal memuruna verilir. İdarî para cezası, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir” hükmü yer almaktadır. Bu nedenle idari para cezasının tahsil şekli ve esasları 6183 sayılı kanun ve bu kanuna dayanılarak çıkartılan Seri: A No: 1 Tahsilat Genel Tebliği (2) ile 2006/1 Uygulama İç Genelgesi hükümleri dikkate alınarak takip edilecektir.

 

Bu düzenlemeler ışığında İdari Para Cezaları, kararı veren kamu tüzel kişilerince ilgililerine 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilecektir. Kararın ilgilisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 15 gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulmadığı takdirde bu sürenin bitiminde kesinleşmektedir.

 

Kesinleşmeden sonra idari para cezaları için ilgili kanunlarında ödeme zamanı gösterilmemiş ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 37.maddesine göre 1 ay içinde ödenmesi gerekmektedir. Bu süre içerisinde ödenmeyen idari para cezaları ödeme emri tebliğ edilmek suretiyle cebri icra takibine tabi tutularak tahsil edilecektir.

 

2.2. Adli Para Cezası

 

Adli para cezaları, açılmış kamu davası neticesinde işlenen suçun niteliğine göre mahkemeler tarafından verilen mali cezalardır. 6183 sayılı Kanun, Türk Ceza Kanununun para cezalarının tahsil şekli ve hapse tahvili hakkındaki hükümlerini saklı tutmaktadır. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 5. maddesi gereğince mahkemeler tarafından verilen ve kesinleşen kararların infazı, Cumhuriyet Savcılıklarınca yerine getirilmektedir.

 

Türk Ceza Kanununun 51.maddesi “Hapis Cezalarının Ertelenmesi” hükümlerini düzenlemektedir. Buna göre; İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilecektir. Aynı kanunun 52.maddesi “Adli Para Cezası”;

  • Adlî para cezası, 5 günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde 730 günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir,
  • En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsî hâlleri göz önünde bulundurularak takdir edilir,
  • Kararda, adlî para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir,
  • Hâkim, ekonomik ve şahsî hâllerini göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler hâlinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi hâlinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği belirtilir.

Adli para cezalarının ne şekilde infaz edileceği aynı Kanunun 106.maddesinde düzenlenmiştir. Kanun maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, Cumhuriyet Savcıları tarafından hükümlüye adli para cezasının 30 gün içinde ödenmesi için 5275 sayılı Kanun hükmüne göre düzenlenmiş ödeme emri tebliğ edilmelidir. Bu süre içinde adli para cezasının ödenmemesi halinde, ödenmeyen kısma karşılık gelen gün sayısınca hükümlü hapsedilecektir.

 

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanununun 106/11 maddesine göre; İnfaz edilen hapsin süresi, adlî para cezasını tamamıyla karşılamamış olursa, geri kalan adlî para cezasının tahsili için ilâm, Cumhuriyet Başsavcılığınca mahallin en büyük mal memuruna verilir. Bu makamlarca 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre kalan adlî para cezası tahsil edilir hükmüne yer vermiştir. Buna göre Cumhuriyet Savcılıklarının, 5275 sayılı Kanun hükmüne göre düzenleyerek tebliğ ettikleri ödeme yapılmasına davet içerikli “ödeme emrinde” yer verilen 30 günlük ödeme süresinin son günü vade tarihi olduğundan, tahsil dairesine tahsil edilmek üzere bildirilen adli para cezaları için yeniden ödeme süresi belirlenmeyecektir. Bu nedenle, tahsil dairelerince adli para cezalarının takibine 6183 sayılı Kanunun 55.maddesine göre düzenlenecek ödeme emrinin tebliği ile başlanılacak ve cebri icra takibi devam edecektir.

 

3. ÖLÜM HALİNDE PARA CEZALARI NEDEN DÜŞER?

 

213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 331.maddesi “Cezalar” başlığını taşımaktadır. Buna göre; Vergi kanunları hükümlerine aykırı hareket edenler vergi cezaları (vergi ziyaı cezası ve usulsüzlük cezaları) ile cezalandırılır denilmektedir. Aynı kanunun 372.maddesi ise ölüm halinde vergi cezaları düşer hükmüne yer vermiştir.

 

Aynı kanunun 12.maddesinde ise; ölüm halinde mirasçıların sorumlulukları düzenlemiş olup mütevaffanın ödevlerinin mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılara geçeceği ve ancak, mirasçılardan her biri ölünün vergi borçlarından miras hisseleri nispetinde sorumlu tutulacağı ifade edilmiştir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 606.maddesine göre Miras, üç ay içinde reddolunabilir. Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe miras bırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için miras bırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar.

 

Vergi Usul Kanunun 164.maddesine göre de ölüm işi bırakma hükmündedir. Ölüm mükellefin mirası reddetmemiş mirasçıları tarafından vergi dairesine bildirilir. Mirasçılardan herhangi birinin ölümü bildirmesi diğer mirasçıları bu ödevden kurtarır.

 

Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde; Vergi Kanunları ölüm halinde mükellefin ödevleri ve bu ödevlerin mirasçılar tarafından ne şekilde yerine getirileceği tek tek düzenlenmiştir. Buna göre; ölüm, işi bırakma hükmünde sayıldığından vergi aslı ve asla bağlı olarak hesaplanacak gecikme faizi ve gecikme zammı gibi feri amme alacaklarının düşmeyeceği açıktır. Bunun yanında cezaların şahsiliği ilkesi gereği vergi ziyaı, özel usulsüzlük, usulsüzlük ve kaçakçılık cezaları ölümle birlikte düşer.

 

Ölüm halinde para cezaları düşer mi? sorusuna gelince, 6183 sayılı Kanunda adli ve idari para cezalarının amme borçlusunun ölümü halinde düşüp düşmeyeceği hususunda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Gerek Vergi Usul Kanunu ve gerekse 6183 Sayılı kanun ölüm halinde para cezalarının ne şekilde işleme alınacağı konusunda duraksama göstermiştir.

 

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 38 inci maddesi “Suç ve Cezalara İlişkin Esasları” düzenlemiştir. Bu maddenin 7.fıkrasında "Ceza sorumluluğu şahsidir." hükmü yer almaktadır. Anayasanın bu hükmü ile şahısların işledikleri idari veya adli suçlara istinaden gerek adli gerekse idari merciler tarafından verilen cezaların yalnızca o kişiye yönelik olarak infaz edilmesi gerektiği hüküm altına alınmaktadır.

 

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun (3) Ceza sorumluluğunun şahsîliğini düzenleyen 20.maddesine göre; Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. Aynı kanunun Sanığın veya hükümlünün ölümü başlıklı 64.maddesine göre ise, Sanığın ölümü hâlinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği itibarıyla müsadereye tâbi eşya ve maddî menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir.

 

Bu bağlamda 442 Sayılı Tahsilat Genel Tebliğinde (4); “İdari para cezalarının düzenlendiği özel kanunlarda, cezaya muhatap olan kişilerin ölümü halinde idari para cezalarının mirası reddetmemiş mirasçılarından takip edilip edilmeyeceği yönünde ayrıca bir hüküm bulunmaması koşuluyla, Anayasanın 38 inci maddesinde yer verilen “Cezaların Şahsiliği” ilkesi gereğince, bu idari para cezalarının tahsilinden vazgeçilmesi icap etmektedir” denilmektedir.

 

Sonuç itibariyle; İdari veya Adli Para Cezaları 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın

 

38/7.maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 20 ve 64. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde idari veya adli para cezalarının düzenlendiği özel kanunlarda, cezaya muhatap olan kişilerin ölümü halinde para cezalarının mirası reddetmemiş mirasçılarından takip edilip edilmeyeceği yönünde ayrıca bir hüküm bulunmaması koşuluyla tahsil edilmemesi gerekir.

 

4. KONUYA İLİŞKİN İDARENİN GÖRÜŞÜ:

  • 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca para cezası kesilen kişi hakkında söz konusu Kanunun tetkiki neticesinde cezaya muhatap olan kişilerin ölümü halinde idari para cezalarının mirası reddetmemiş mirasçılarından takip edilip edilmeyeceği yönünde ayrıca bir hüküm bulunmadığı tespit edilmiş olup, bu durumda, söz konusu para cezasının adı geçenin mirasçılarından tahsil edilmemesi gerekmektedir (5)
  • 4817 Sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkındaki Kanunda, cezaya muhatap olan kişilerin ölümü halinde idari para cezalarının mirası reddetmemiş mirasçılarından takip edilip edilmeyeceği yönünde bir düzenleme bulunmaması nedeniyle idari para cezasının terkini gerekir
  • Trafik para cezalarının düzenlendiği 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda, trafik para cezası verilen amme borçlusunun ölümü halinde bu amme alacağının mirası reddetmemiş mirasçılarından takip edilip edilmeyeceği yönünde bir düzenleme bulunmadığından, kendisine trafik para cezası verilen amme borçlusunun ölümü halinde bu alacak, borçlunun mirasçılarından takip edilmeksizin tahsilinden vazgeçilecektir

DİP NOTLAR

 

(1) 31.03.2005 tarih ve 25772 mükerrer sayılı 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

(2) 30 Haziran 2007 Tarihli ve 26568 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

(3) 12.10.2004 tarihli ve 25611 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

(4) 12.05.2007 tarih ve 26520 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmıştır.

(5) İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 02.07.2007 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.20.01/288-3146 sayılı yazıları

(6) Bursa VD. Başkanlığının 10.07.2006 tarih ve B.07.1.GİB.4.16.17.02-302-06-84/3048 sayılı yazıları

(7) 442 sayılı Tahsilat Genel Tebliği

 

27 Haziran 2008

 

Muharrem Özdemir

Vergi Denetmeni

denetmen47@yahoo.com

 

26 Haziran 2008 Perşembe

HER ŞEYİ BİLMEK İYİ Mİ


Adamın biri Musa Aleyhisselâm'a:
— Ya Musa, ben bütün hayvanların dilinden anlamak istiyorum.
Tur'u Sina'ya gittiğin zaman Allah'tan iste de benim duamı kabul etsin, diyordu.
Musa Peygamber:
— Her şeyi bilmek iyi olmaz. Senin hayvanların dilinden anlamaman daha iyidir.
Bu sevdadan vazgeç, dediyse de, adam illâ öğrenmek istiyordu.

Bir gün Musa Aleyhisselâm Tur'a çıktığı zaman Cenab-ı Allah Musa
Aleyhisselâm'a:
— «Ya Musa! O kulumun duasını kabul ettim, bundan sonra bütün hayvanların dilinden anlayacak.
Yalnız her şeye ehemmiyet vermesin, sonra onun için iyi olmaz.» buyurmuştu.
Musa Aleyhisselâm, Tur'u Sina'dan geldikten sonra durumu bildirip her şeyle fazla ilgilenmemesini söyledi.
Kendisine selâhiyet verilen adam, akşam ahıra hayvanlarını yemlemeye girmişti.
Orada eşekle öküzün konuşmalarına şâhid oldu.
Onlar aralarında şöyle konuşuyorlardı:
Öküz:
— Yahu eşek kardeş, senin işin ne iyi, bana yazın rahat yok, kışın rahat yok.
Sabah olacak çifte koşacaklar, ama sense akşama kadar rahat gezeceksin, diyordu.
Eşeğin öküze nasihati şöyle oldu:
— Bunlar hep senin ahmaklığından… Sen sabah olunca hasta numarası yaparsın,
akşamdan sahibimizin döktüğü yemi bile yemezsin.
O da sabahleyin seni bu haliyle görünce çifte koşmaktan vazgeçer ve birkaç gün olsun istirahat etmiş
olursun, dedi.
Bu sözler öküzün hoşuna gitmişti.
Hakikaten yem yemedi ve öyle aç karnına sabaha kadar yattı.
Eşek ise öküzün yemlerini bile kendisi yemişti.
Tabii bunların bu konuşmalarını sahibi duymuş ve gülerek ahırdan çıkmıştı.
Sabah oldu, adam ahıra girdi ki, öküz aç.
Kalkması için birkaç tekme vurdu ise de öküz hastalanmıştı.
Adam:
— Bu sefer de onun yerine eşeği koşalım, diyerek aldı tarlaya götürdü
Akşama kadar eşekle çift sürdü.
Eşeğin emdiği süt burnundan gelmişti.
Akşam eve geldiği zaman öküz rahat rahat geviş getiriyor kendi kendine hakikaten bu iyi bir numara oldu diyordu.
Eşek bu işin çekilemeyecek gibi olduğunu görünce öküze başka yoldan akıl verip kurtulmak istedi:
-Öküz kardeş, sen böyle yatarsan sahibimiz seni satacak.
Bu gün tarlada beni gören köylüler sordular.
O da, zaten tembel bir öküzdü, şimdi de hasta oldu.
Yarın kasaba vereceğim, dedi. Eğer yarın' da böyle yaparsan kendini bıçağın altında bil,
diyerek sabahleyen çifte gitmekten kurtuldu.
Adam bunların bu konuşmalarını dinledikçe kendi kendine gülüyor ve:
- Gördün mü ne kadar iyi bir şeymiş hayvanların dilinden anlamak, diyordu.
Ertesi sabah horozla köpeğin konuşmalarına şahit oldu.
Horoz:
-Yarın efendinin, öküzü ölecek. Sana müjdem var.
İyi bir ziyafet olacak senin için, diyordu.
Adam bunu duyar duymaz hemen pazara götürüp öküzünü sattı ve zarardan kurtuldu.
İkinci gün oldu, köpek horoza:
- Niye yalan söyledin? Hani ziyafet? Adam öküzü sattı kurtuldu, dediğinde,
bu sefer horoz:
-Hiç merak etme! Öküzü sattı ama, yarın kölesi ölecek ve onun hayrına mutlaka bir yemek yedirirler.
Sen de artıklarından istifade etsen yeter, dedi.
Adam bunu da duymuştu. Hemen pazara çıkarıp kölesini de sattı.
Köpek gene ziyafete erişememişti. Horoza:
-Beni ne kandırıp duruyorsun? diye çıkıştı.
Horoz:
-Ben yalan söylemem… Ziyafet var dediysem vardır.
Efendimiz öküz ve köleyi satarak zarardan kurtuldu ama, yarın kendisi ölecek, işte o zaman
ziyafetin büyüğü olacak, dedi.
Adam horozdan bunları duyunca etekleri tutuştu.
Ne yapacağını şaşırdı ve doğru Hazreti Musa'nın huzuruna çıkıp durumu anlattı:
-Hakikaten ben yarın ölecek miyim?
Bunun bir çaresi yok mu? diye yalvarmaya başladı.
Musa Aleyhisselâm:
-Ben sana demedim mi? Her şeye ehemmiyet vermeyeceksin diye…
Eğer sen öküzü satmasaydın, o ölecek ve belâ atlatılmış olacaktı.
Ama sen onları satmakla başkalarının zarar etmesini istedin.

Kendi menfaatini düşünüp başkalarını kendisi gibi hesap etmeyenin hali budur, dedi.

ASGARİ ÜCRETİN NET HESABI VE İŞVERENE MALİYETİ 01.07.2008-31.12.2008

ASGARİ ÜCRETİN NET HESABI VE İŞVERENE MALİYETİ

 

 

 

01.07.2008 - 31.12.2008

 

SSK KAZANÇ ALT SINIRI (YTL/AY)

638,70

 

 

 

 

 

16 YAŞINI DOLDURMUŞ İŞÇİLER İÇİN

 

16 YAŞINI DOLDURMAMIŞ İŞÇİLER İÇİN

ASGARİ ÜCRETİN NETİNİN HESABI(YTL/AY)

 

ASGARİ ÜCRETİN NETİNİN HESABI  YTL/AY)

 

 

 

 

ASGARİ ÜCRET

638,70

 

ASGARİ ÜCRET

540,60

SSK PRİMİ % 14

89,42

 

SSK PRİMİ % 14

75,68

İŞSİZLİK SİG.FONU % 1

6,39

 

İŞSİZLİK SİG.FONU % 1

5,41

GELİR VERGİSİ %15

35,80

(**)

GELİR VERGİSİ %15

23,30

ASGARİ GEÇİM İNDİRİMİ

45,63

 

ASGARİ GEÇİM İNDİRİMİ

45,63

DAMGA VERGİSİ % 06

3,83

 

DAMGA VERGİSİ % 06

3,24

KESİNTİLER TOPLAMI

135,44

 

KESİNTİLER TOPLAMI

107,63

NET ASGARİ ÜCRET

503,26

 

NET ASGARİ ÜCRET

432,97

 

İŞVERENE MALİYETİ (YTL/AY)

 

İŞVERENE MALİYETİ (YTL/AY)

 

 

 

 

ASGARİ ÜCRET

638,70

 

ASGARİ ÜCRET

540,60

 

SSK PRİMİ % 19.5 (İşv.Payı)

105,42

SSK PRİMİ % 19.5 (İşv.Payı)

124,55

 

İŞSİZLİK SİG.FONU (İşçi Payı Farkı)

0,98

 

(Alt Sınır-Asg.Ücr.) x (% 1) (1)

 

İŞVEREN İŞSİZLİK SİG.FONU % 2

10,81

İŞVEREN İŞSİZLİK SİG.FONU % 2

12,77

 

İŞSİZLİK SİG.FONU (İşveren Payı Farkı)

1,96

 

(Alt Sınır-Asg.Ücr.) x (% 2) (2)

 

SSK ALT SINIR PRİM FARKI

32,86

 

(Alt Sınır-Asg.Ücr.) x (% 14 +%19.5) (3)

İŞVERENE TOPLAM MALİYET

776,02

 

SSK+İŞSİZ.SİG.PRİMİ FARK TOPLAMI (1)+(2)+(3)

35,81

 

İŞVERENE TOPLAM MALİYET

692,64

 

 

 

KAPICILAR İÇİN ASGARİ ÜCRETİN HESABI VE İŞVERENE MALİYETİ (YTL/AY)

NET ASGARİ ÜCRETİN HESABI

 

İŞVERENE MALİYETİ

 

 

 

 

ASGARİ ÜCRET

638,70

 

ASGARİ ÜCRET

638,70

SSK PRİMİ % 14

89,42

 

SSK İŞVEREN PRİMİ % 19,5

124,55

İŞSİZLİK SİG.FONU % 1

6,39

 

İŞSİZLİK SİG.FONU % 2

12,77

KESİNTİLER TOPLAMI

95,81

 

İŞVERENE TOPLAM MALİYET

776,02

NET ASGARİ ÜCRET

542,90

 

(*) 06.07.2004 tarih ve 25514 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5198 sayılı kanunla, SSK Günlük Kazancın Alt Sınırı 16 yaşından büyükler için tespit edilen günlük asgari ücret olacağı hükme bağlanmıştır.

Not : 5083 Sayılı Kanunun 2. maddesi uyarınca ; Yeni Türk Lirası cinsinden yapılan işlemlerin sonuçlarında ve ödeme aşamalarında yarım Yeni Kuruşun üzerindeki değerler bir Yeni Kuruşa tamamlanmış olup, yarım Yeni Kuruş ve altındaki değerler dikkate alınmamıştır.

(**) Gelir Vergisi Hesaplamasında; 193 Sayılı G.V.Kanunun 32 maddesi uyarınca işçinin, bekar ve çocuksuz olduğu ve sadece kendisi dikkate alınarak, Asgari Geçim İndirimi uygulanmıştır.