10 Mart 2008 Pazartesi

Zayıflıklar yerine iyi yönlere odaklanmak

Makale  

 

Zayıflıklar yerine iyi yönlere odaklanmak

 

İlkokula başlayana kadar hepimiz en doğal halimizle bize verilen eşsiz yeteneklerimizi kullanırız. Yaptıklarımızla ailemizden ve yakınlarımızdan takdir dolu sözler alır, yeteneğimizi sonuna kadar kullanmaya çalışırız. Zaten doğal olarak yaptığımız şeylerdir bunlar. Genelde her çocuğun en az bir özelliği dikkat çeker ve şaşırtır insanları. Bu övgü dolu sözlerle geçen büyülü rüya ise çok kısa sürer, birden saat 12’yi vurur ve bir de bakarız ki ne prenseslik kalmış ne de prenslik.

Artık 7 yaşına geldiğimizi, okula gitmemizin gerektiğini söyler büyüklerimiz. E, onlar söylüyorsa vardır bir bildikleri!

İlkokula kadar alkışlarla yükselen başarı grafiğimiz birden dalgalanmaya, hatta düşmeye başlar; alkışlar, övgüler azalır. Eski yaratıcı, harika resim yapan, müzik kulağımızla büyükleri hayrete düşüren halimiz birdenbire değişmeye başlar. Bazı derslerde başarısız olmaya başlarız. Anlayamadığımız dersleri bir şekilde anlamamız gerektiği söylenir, çünkü normali budur. Büyüklerimiz ve toplum böyle düşündüğü için bunu hem sözel hem de sezgisel olarak hissettirirler. Üzerimizde büyük baskı olsa ile bütün bunların üstesinden gelmemiz gerekir. Hatta mühendis olup üzerine MBA yapsak ne iyi olur değil mi? Kurumsal bir şirkette yıllarca çalışıp, o işi becerdiğimizi de kanıtlamamamız gerekir elbette.

Bütün bu kargaşa içinde o kadar çok başarı için çalışmamızı isterler ki, gerçek yeteneklerimizi artık ne kendimiz ne başka biri hatırlamaz. Tıpkı çok değerli bir eşyamızı hem kimse bulamasın, hem de sonra kullanmak üzere evde bir yere saklayıp, lazım olduğunda bulamadığımız gibi…

Bu hüzünlü film gerçek bir hikayeden alıntı! Çoğumuz bu filmin başrol oyuncusu olduk, her bölümde farklı roller oynadık. Doğal yeteneklerimizi geliştireceğimize, büyüklerimizin, yöneticilerimizin söylemleriyle, psikologların yardımıyla zayıflıklarımız konusunda uzman olmayı seçtik. Güçlü yönlerimizi ise yıllar sonra karşılaştığımız, sokaktaki oyun arkadaşımız gibi ilk bakışta tanıyamayacağımız kadar unuttuk.

Şunu unutmamalıyız ki, zayıflıklarımızı geliştirmeye çalışarak ancak onları vasat düzeye getirebiliriz, çünkü güçlü yönlerimizi mükemmel hale getirirsek kendimiz ve kurumumuz için harikalar yaratabiliriz. Tabii ki zayıf yönlerimizi bilmeli ve onları en azından engel olmaktan çıkarmalıyız. Ama tüm enerjimizi zayıflıklarımızı bulmaya harcamak bizi en fazla ortalama bir insan yapar.

Herkesin dünyadaki en az bir ihtiyacı karşılayabilecek bir veya birkaç yeteneği vardır. Herkes doğal yeteneğini kullanarak en iyi yaptığını yapsa acaba neler olurdu?

Kurumlar çalışanlarının zayıflıklarını büyüteçle aramayı bırakıp, kaynaklarını çalışanlarının güçlü yanlarını geliştirmeye harcasalar mutlu, motive ve bağlılığı yüksek çalışanlarla çalışarak, o çalışandan en yüksek performansı alabilirler.

Zayıflıklara yatırım yaparak ortalama bireyler ve toplumlar oluşturabiliriz. Ustalarla çalışmak istiyorsak, güçlü yönlerimizi tozlanmış sandıklardan çıkarmalı, yatırım yapmalıyız. Çoğumuz için bunları bulmak çok zor olabilir fakat zamana bırakırsak çıkma olasılığı imkansız hale gelebilir. Bulmanın yollarından en sağlıklısı yakın aile çevremizde, özelikle de çocukluğumuzu bilen gözlemleyenlere “benim en iyi yaptığım şey nedir?” sorusunu en az 5 kişiye sormanız olacaktır. Çünkü zaten doğal yeteneğinizi fark etmeden yaptığınız için bulmak da kolay olmayacaktır.

Bir düşünün, yeteneklerinizi kullanmayacaksak neden onlara sahibiz? Ya da eğer yeteneklerinizi kullansaydınız nasıl bir siz olurdunuz? Belki her gün kullanıyorsunuz, belki de uzun zamandır hiç kullanmadınız ama artık kendinize “Ben neyi iyi yapıyorum?” diye sormanın zamanıdır.

Yazar Hakkında :

Deniz Ağgül Güler
editor@yenibiris.com

 

Hiç yorum yok: