3 Eylül 2007 Pazartesi

Sultanların gözyaşları

İlyas YILDIZ

Yazmaya başlarken, ‘Hüzünlü hikayeler anlatmamalı’, ‘İnsanları karamsarlığa sürüklememeli’ derim. Derim demesine ama bazen hüzünlü hikayeler anlatmak gerekiyor ki, insanlar onlardan ders alsın.
Savaş muhabirleri, savaşlarda delik deşik olmuş küçük bedenleri fotoğraflamazsa, o fotoğrafları gazeteler yayınlamazsa, insanlar savaşların uçan uçaklardan, parlayan ateşlerden ve gökyüzündeki yıldız gösterilerinden ibaret olduğunu sanırlardı... Oysa gerçekler görüntüden ibaret değil. İşte bu yüzden, size hüzünlü bir hikaye anlatacağım. Okuyunca ağlayın, ağlayın ki bu hüzünlü hikayeden ders alın ve bu ülkede kız çocuklarının okutulması gerektiğini bir kez daha anlayın. Anlayın ki, kız çocuklarının okuması için elinizden ne geliyorsa yapın…Doğrudan iletilen, istenen taleplerin ne kadar itici olduğunun farkındayım. Ama bu talebi hepimizin geleceği için yapıyorum. Sultan’ın hikayesini anlatmaya başlıyorum: Sultan’ı en yakın tanıyanlardanım çünkü o halamın kızı. Ben çocukken o genç kızdı. Şu an 30’lu yaşlarının sonunda. O zamanlar köyün en güzel kızlarından biriydi. Beyaz yüzünün üstüne, eşarbından kaçan zülüfler salınırdı. Siyah, kıvır kıvır saçlarına gamzeleri eşlik ederdi. Neşeli ve iyi bir kızdı. Bizim evden eksik olmazdı, çünkü annemle arkadaş gibiydi, bütün sırlarını onunla paylaşırdı. Yaşı 18’e gelince, evlenecek kız bulamayan halasının oğlu ile evlendirilmek istendi. O, elbette istemedi. Çünkü gönlü sevdiği, başka bir adamdan yanaydı. Halasının oğlu ise, dağda çobanlık yapan, kısa boylu, asosyal biriydi. Sultan onunla evlenmeyi hiç istemedi. Babası Mustafa dayı, doğuştan hüzünlü biriydi. O da kızını hiç kırmak istemezdi. Ama kendi kardeşlerinin baskısı karşısında ses çıkaramadı. Sultan da bütün bir sülaleye karşı koyamadı. Ve evlendi…Üç gün, iki gece sürdü düğünleri diğer düğünler gibi. Üç gün, iki gece boyunca davullar çaldı, erkekler, kadınlar oynadı, bir tek Sultan ağladı. “Alışır” dediler, “Evlenince her şey değişir” dediler ama kimse Sultan’ın derdini anlayamadı. Evliliğinin ilk yıllarında alışmış gibi gözüküyordu. İki çocuğu oldu. İlki bir kızdı. Sultan onun adını “Bahar” koymak istedi, fakat eş dost akraba yine itiraz etti, “Ninesinin adı varken, ne adıymış o?” dediler, “Hanım” koydular çocuğun adını. Sultan itiraz edince, çocuk iki isimli oldu, Bahar Hanım. Çevresi ona “Hanım” diye çağırırken, Sultan hep “Bahar” dedi… Çünkü Sultan’ın yaşamadığı baharlara bir özlemdi kızı. Kızı, kendisi gibi ömrünün baharını ıskalamasın, okusun diye her şeyi yaptı. Köydeki ilkokulu bitirince kasabadaki ortaokula yazdırdı. Derslerinin iyi olması onun en büyük sevinciydi. O zamanlar üniversite, iş derken pek köye uğrayamadım. Neler yaşadığını hiçbir zaman tam olarak bilmiyorum. Ama bir gün, köydeki annemi aradığım da acı bir haber aldım. Telefondaki annem “Of oğlum of, Hanım’a yıldırım çarptı. Bugün gömdük geldik” dedi. Oysa Hanım değil, Bahar ölmüştü. Sultan’ın Bahar’ıydı ölen. Bir hafta sonu, ninesi ve küçük kardeşiyle hayvan otlatmaya gitmişti. Nisan yağmuru aniden bastırınca, ninesi, hayvanları toplamasını istemişti. Kardeşi ve ninesinden henüz 3-5 adım uzaklaşmıştı ki, bir gürültü kopmuş ve bahara yıldırım çarpmıştı. Cansız bedeni toprağın üstüne düşmüştü… Adını aldığı mevsim, baharını yaşadığı son mevsimdi. Bundan yaklaşık bir ay önce kız kardeşimin düğünü için gittim köye. Yolda düğün evine doğru gelen Sultan’ı gördüm. Karşı karşıya geldik. Gözlerinin içi kıpkızıldı ve her an ağlayacak gibiydi. Bakışları boş ve anlamsızdı. “Hoş geldin” dedi ağlamaklı bir sesle. “Başın sağ olsun” demek istedim ama ağlamasından korktum, sözcükler boğazımda düğümlendi, söyleyemedim. “Sultan abla, nasılsın?” dedim. “İyiyim” demedi… Arkasını döndü ve gitti. Kendimi çok kötü hissetim. Ağabeyime “Sultan çok kötü gözüküyor” dedim. “Psikolojisi bozuk, ilaç alıyor.” dedi. “Bahar öldükten sonra mı böyle oldu?” dedim. “Yok” dedi. “Evlendikten kısa bir süre sonra hap almaya başladı. Ama Bahar ölünce, hem dozajı hem de ilaçların sayısı arttı. Bu gidişle aldığı ilaçlar felaketi olacak. Ama ilaçsız sakinleşemiyor” dedi. Sultan evliliğin ağır yükünü kaldıramamış, geçirdiği ağır depresyonlardan sonra da ilaç almaya başlamış. Onu hayatta tutan tek umudu da, Bahar’la birlikte toprağa gömülmüş. O gün anladım, aslında mutlu zannettiğimiz bazı kadınların kendi içlerinde nasıl bir cehennem yaşadıklarını. Mesela üniversite mezunu kardeşim, ailemin bütün ısrarlarına rağmen, istediği adamla evlenebildi ama Sultan’ın böyle bir şansı hiç olmadı... Düğünün son günü anne ve babamın yanına yaklaştım. Neşe içinde eşiyle pistte dans eden kardeşimi gösterdim: “Sultan’ı hatırladınız mı? Bir de kendi kızınıza bakın. Ne kadar mutlu” dedim. Sultan’ın baharının toplum tarafından nasıl adım adım felakete itildiğine şahit oldum. Anlattıklarım hayal değil, gerçeğin ta kendisi. Belki de Sultan şu anda dağlarda çobanlık yapıyor, ne yaşadığının farkında olmadan. Sonunda ağlayın, diye anlatmıyorum bu hikayeyi. Sadece başka kadınların da baharlarının solmaması tek dileğim. Çünkü her hatırladığımda ruhumu acıtıyor Sultan’ın gözyaşları…
Yazar Hakkında : ilyas@dergihaber.com

Hiç yorum yok: