7 Eylül 2007 Cuma

İşten çıkarılma endişesi yaşıyoruz

 

İnsankaynaklari.com ile İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin birlikte yaptığı ankete göre, bugün Türkiye’de çalışanların yarısı, genellikle veya sürekli olarak işten çıkarılma endişesi taşıyor.

Bugüne kadar çok farklı hikâyeler duydum. Ortak noktaları, gizemli olmaları. Yok işte filanca işe gelmiş elektronik turnikede kartı geçmemiş, güvenlik görevlisi “işten çıkarıldınız” demiş; bir daha da binaya girememiş. Yok işte falanca insan kaynaklarından evine gelen mektubu akşam iş dönüşü okumuş ve o gün itibarıyla işten çıkarıldığını anlamış. Hani birkaç tane tanıdığımızın işine, gerçekten benzer şekillerde son verilmemiş olsa, birinin bu hikâyeleri yaratmayı ve global bir “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım ama iş güvencem yok” virüsünü, gizlice ürettiği antidotu piyasaya sürebilmek için, iş hayatına salmayı kendine iş edindiğini sanacağız.

Ama nice ekonomik krizlere, nice işten çıkarılmalara şahit olunca, sosyal teori çerçevesinde, yani “yaşadıkların seni şekillendirir” yaklaşımından beslenerek, biz Türklerin iş güvencesi konusundaki hassasiyetlerinin sorgulanması abesle iştigal olacaktır sanırım. Ama biz yine de bilimsel yaklaşımlara inancımızı yitirmedik henüz. O yüzden bu hafta İnsankaynaklari.com ile yaptığımız ankette, iş güvencesine yönelik çalışan hissiyatlarını sorguladık.

RAKAMLAR NE DİYOR?

Yaptığımız ankete göre, bugün Türkiye’de çalışanların yarısı genellikle veya sürekli olarak işten çıkarılma endişesi taşıyor. Belki bu rakamın geçmişe göre daha iyi olduğunu varsaymak, günümüz ekonomik şartlarında, sanırım çok da yanlış olmaz. Ama uluslararası karşılaştırmalar için, bilmem rakamın yüksekliğini başka rakamlarla açıklamaya gerek var mı. İşte ilginç birkaç istatistik.

Mayıs 2006’da, Right Management Consulting tarafından, toplam 18 ülkenin çalışanlarıyla yapılan bir çalışmada, sonuçlar, aslında 13 ülkede çalışan güveninin geçmişe göre yükseldiğini gösteriyor. Amerika’da, işini bir sene içinde kaybedeceğini düşünen kitlenin oranı yüzde 20’nin altında. Ancak karşılaştırmalı sonuçlar, Amerika’nın “Kariyer Güven Endeksi”nin, sadece İsviçre ve Almanya’nın önünde yer alarak sondan üçüncü olabildiğini gösteriyor. En gönlü rahat çalışanlarsa, tabii ki Kuzey soğuğuyla zaten hissizleşmiş, sağlanan sosyal haklarla da nirvanaya ulaşmış Norveçli arkadaşlarımız!

Zaten iş yasalarının en fazla çalışan lehine işlediği ülkelerden biri olan Norveç’te, çalışanların sadece yüzde 3,2’si işini kaybetme endişesi taşıdığını söylemiş.

İŞ GÜVENSİZLİĞİ VE TEORİLER

Medya, meselenin sürekli milyon dolarlık tazminatlarla işinden çıkarılan CEO’lar boyutunu gündem ederken, dünyada yönetim alanındaki araştırmaların yanı sıra birçok ampirik araştırma da, konuyu neden-sonuç ilişkisi açısından ele almaya devam ediyor. Yani mesele her anlamda popüler. Peki ama nedir bu işin özü?

İş güvensizliğini, “Birinin işini kaybetmesine yönelik tehdidi algılamasının sonucu” olarak tanımlayarak işe başlayalım. Yani sürekli işimizi kaybetme endişesiyle baş başa yaşamanın bizi işimize karşı “güvensiz” yapması durumu.

Akademik araştırmaların ve de öne sürülen teorilerin çoğu, tahmin edilebileceği gibi, bugüne kadar iş güvensizliğinin yol açtığı duygusal ve psikolojik bozukluklara odaklanmış durumda. Ancak Reisel, Chia ve Maloles’in 2005’te Journal of Business Psychology’de yayınlanan makalesi olaya farklı bir bakış açısı getiriyor; işte bu yüzden biraz daha fazla detayı hak ediyor. Söz konusu akademisyenler, iş güvensizliğini açıklamada sıkça kullanılan iki teorinin (stres teorisi ve psikolojik teoriler) yanına “interdependence” teorisini de koyuyor ve ilginç bir sonuca varıyorlar. Şimdi bu teorileri kısaca gündelik kullanıma tercüme edelim.

Stres teorisine göre, iş güvencesinin eksikliği iş hayatında en fazla stres yaratan faktör; hatta işi kaybetme anında yaşanan endişeden daha fazla endişe düzeyi yaratıyor bu durum. İş yoğunluğu gibi diğer işle ilgili stres faktörlerinin aksine, herhangi bir yardıma da en az cevap veren stres faktörü.

Psikolojik teoriler içinde ise en önemlisi, Fishbein ve Ajzen’in (1975) tutum ve niyetin, davranışı en iyi tahmin eden değişken olduğunu söyleyen teorileri. Dolayısıyla iş güvensizliği yaşayan bir kişinin negatif tavırlar içinde olması ve doğal olarak negatif bir davranış sergilemesi beklenir, diyor bu teori. AET (affective events theory) teorisi gibi diğer psikolojik teoriler de benzer sonuçlara ulaşıyor.

Ve son olarak meseleye farklı bakış açısı getiren “interdependence” teorisi yani birbirine bağlı olma durumunun yarattığı etkiler. Bunu da özellikle KAM (Key Account Management) yani Özel Müşteri Yönetimi açısından ele alıyorlar ve diyorlar ki: Çalışanların kendi firmaları ile ilgili tüm tecrübeleri, olumlu veya olumsuz, hizmet verdikleri firmalara yansır. Buna “spillover” (taşma) etkisi demek de mümkün yani çalışan ve hizmet verdiği firma arasındaki psikolojik ve fiziksel yakınlık “taşarak” birbirlerine ulaşır.

Özetinde, şunu söylemek mümkün: İşverenlerin, personelin sahip olabileceği iş güvencesi endişesini, sadece personelin stres düzeyi ve psikolojik yaralanmaları açısından kontrol etmesi yeterli değil. Çünkü iş güvencesi eksikliği aslında bir virüs ve durdurulmazsa, iş dünyasında yükselen bir öneme sahip KAM, yani Özel Müşteri Yönetimi, uygulamalarını kullanan firmalar için, müşterilerini kaybetmeye varacak kadar önemli bir tehdit. Sanırım bu da, geç kalmadan aksiyon almak için yeterince önemli bir sebep.

ANKET SONUÇLARI

İşinizin geleceğini güvende hissetme konusunda tecrübeniz nedir?

Hiçbir yerde güvende hissetmedim yüzde 25,8

Genelde güvende hissetmedim yüzde 24,7

Genelde güvende hissettim yüzde 21,2

Her yerde güvende hissettim yüzde 28,3

Katılımcı sayısı: 2252

Umut Sarp Zeylan

Tarih : 12.03.2007

 

 

Hiç yorum yok: